kapat

26.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


"AB'lileşme"nin neresindeyiz?

Türkiye'nin yönetici sınıfı, zamanı hovardaca harcayarak çok kritik bir tarihi fırsatı ıskalamak üzereler. Avrupa Birliği ile "entegrasyon süreci"... İsmail Cem, 2001 sonunu, "tam üyelik müzakerelerinin başlama hedefi" olarak ilan etmişti. Şimdi Mesut Yılmaz, bu tarihi, birkaç yıl daha öteye erteliyor. AB'nin Genişlemeden Sorumlu Yetkilisi Guenther Verheugen, geçen hafta, Yılmaz ile görüşmesinden önce "acı gerçeği", Almanya'nın en itibarlı gazetesi FAZ'da ilan etti: "Türkiye'de Helsinki'den bu yana hiçbir değişiklik olmadı!" Oysa, Bülent Ecevit'in, Yunanistan'la eşzamanlı olarak başvurmayarak, 70'li yıllardaki Başbakanlığı sırasında kaçırdığı ve siyasi kariyerine "affedilmez bir hata" olarak geçecek fırsat, 1999-2000 yıllarındaki sürpriz Başbakanlığı esnasında, önüne Avrupalılar tarafından "altın tepsi"de sunulmuştur. Helsinki kararları, hem de Amerikan desteğiyle, ve bir bakıma Ecevit'e uzatılmış bir "altın tepsi"dir.

"Katılım Ortaklığı Belgesi", Avrupa Komisyonu tarafından 8 Kasım'da sunulacak. Bu "belge", Komisyon'un Türkiye'nin sorunlarına bakış açısını ortaya koyacak. Belgenin dili, çok önemli. Zira, belge, daha sonra Siyasi İşler Konseyi'nde oy çokluğu ile kabul edilip, büyük bir ihtimalle, Aralık 2000 ortasında Nice'te toplanacak olan AB Zirvesi'ne gidecek. Orada, Kıbrıs ve Kürt sorunları ile insan haklarına ilişkin hususlar, başta Yunanistan ve bir ihtimal İskandinav ülkelerince, "resmi Türkiye"nin hoşuna gitmeyecek ama "öteki Türkiye"nin çıkarlarıyla uyuşan biçimde değişikliğe uğratılacak. Türkiye, bunun ardından, "Katılım Ortaklığı Belgesi"ni nasıl ve hangi takvimle uygulayacağına yani AB üyeliğinin önünü açacağına ilişkin bir "taahhütname" niteliğinde bir "ulusal strateji" ilan etmek zorunda.

Prosedür bu iken ve zaman sıkıştırmaktayken, konu, tümüyle Mesut Yılmaz'ın meselesi haline gelmiş gibi gösteriliyor. Bir yanda AB ile ilişkilerden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz ile daha teşkilatını kuramamış ve tamamlayamamış olan AB Genel Sekreterliği'nin bir grup bürokratı, IKV gibi konuyla doğrudan ilgili kuruluş ve bazı bireyler; diğer yanda sanki konu Türkiye'nin "ulusal ve stratejik davası" değilmiş gibi "geyik muhabbeti" ile vakit tüketen hükümet ve siyasi partiler...

Geçen hafta, Eurochambers (Avrupa Odalar Birliği) Kongresi'nde AB'nin lider ülkesi Almanya Cumhurbaşkanı Johannes Rau ile tıpkı bizim gibi AB aday üyelerinden Slovenya'nın Cumhurbaşkanı Milan Kucan'ı dinledim. Konuşmaların ortak teması, hazırlanmakta olan "Avrupa temel haklar yasası" ile 19.yüzyıla ait sayılan "ulus-devlet" uygulaması ile "milli egemenlik" kavramının, 21. Yüzyıl'da nasıl kaçınılmaz biçimde ve özellikle "Avrupa Birliği"nde aşınacağı ve yeni yapıların hangi kavramlara dayanarak ve nasıl inşa edileceği idi.

Geçen hafta Berlin'deydik. Bu hafta sonu, Zürih'te "Avrupa Değerleri"(Avrupa için AB Vizyonları) başlıklı bir toplantıda olacağız. Alman, Fransız, İspanyol, Avusturya, İsveç, Finlandiya, Hollanda, Portekiz,, Macaristan vs. yetkilileri, başbakanlar, dışişleri ve adalet bakanları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçları ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ni dinleyeceğiz. "Ortak Avrupa Değerleri Yasası", "Ulus-devletin bu değerleri tanımlamaktaki rolleri", "Bu değerlerin yasal uygulamaları ve ihlallerine ilişkin gözetimler", "Ulus-üstü ilkeler karşısında Demokratik Süreçler ve Milli Egemenlik", "Avrupa Değerleri ve Realpolitik" konu başlıkları...

Düşünce, her vakit, eylemin önünde gitmiş ve ona kılavuzluk etmiştir. Avrupa, şimdilerde bir "kavramlar Avrupa'sı" haline dönüşüyor. Yarının Avrupa'sının ipuçları böyle yakalanabiliyor. Türkiye'de ise hala düşünce üzerine konulan sınırlamalar ve "Türkiye'nin özel şartları" yaveleriyle vakit tüketiyoruz. Önce "siyasi irade"yi görelim: Kendisini Avrupa'nın "partneri" addediyor mu? Helsinki'yi "içine sindirdi mi"? Yoksa, "Ben, ulus-devletim arkadaş ve her gün bu kabuğumu daha da kalınlaştırmak ve bunu Avrupa'ya empoze etmek niyetindeyim" tavrını mı benimsiyor?

Eğer, ikincisi ise, bunun anlamı, Türkiye'ye küme düşürtmektir. Bir başka deyimle, Türkiye'ye 21.Yüzyıl'ı ıskalatmak...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır