Yeryüzünün bütün ikinci adamlarının yaşadığı ikilemi bugünlerde Al Gore yaşıyor..
Siyaset tarihinin "ikinci adam"ların dramıyla ilgili çizdiği değişmez kaderin yolunda, bir kavşağın başında duruyor.
Kavşak iki yönlü...
Sağ tarafa dönüp yoluna devam ederse, "o"nu, "sadece kendisi olmanın dayanılmaz yalnızlığı" bekliyor.
Kavşağın solundaki istikamette yolculuğunu sürdürürse, "o"nu ikinci adam yapan "birinci adam", yani Bill Clinton, adımlarına destek ve mücadelesine omuz verecek...
İkilem de tam da bu noktada.
Mustafa Kemal öldüğünde; İsmet İnönü kavşağın başında duruyordu.
Ya "ebedi ikinci adam" kaderini kabullenip, onun bıraktığı mirasın zenginliğiyle "omuz omuza" bir yolculuğa çıkacaktı.
Ya da "reddi miras" yapacaktı.
"Ebedi şef"in kimliğini tarihçilerin arşivine terkedip, güncel gazetelerin manşetine kendi kimliğini kazımaya çalışacaktı: "Milli şef"
Bunu, paralardan "birinci adam"ın resminin kazınıp, kendi fotoğrafının basılması hamlesi izleyecekti...
Siyasi hayatının kalan otuz yılı, hep "ikinci adam" oluşunu unutturma çabalarıyla geçti.
Ta ki, cumhuriyetin tanığı bir tarih yazarı, kaderin asla değiştirilemeyeceğinin adını koyana kadar..
Şevket Süreyya Aydemir; Gazi'nin hayatını anlattığı ile kitaba "Tek Adam" adını vermişti..
Ardından gelen ve İsmet İnönü'nün hayatını anlatan ikinci kitabın adı ise artık kaçınılmazdı:
Demokrat aday Al Gore, Cumhuriyetçi aday George Bush J.R.'a karşı Başkanlık savaşı veriyor..
Al Gore, tam sekiz yıldır, Başkan Clinton'ın yardımcısı..
Yani, onun "ikinci adam"ı...
Geride kalan sekiz yıl, Amerika tarihinin savaş sonrasındaki en parlak dönemi olarak kabul ediliyor.
Ekonomi altın dönemini yaşıyor.
Amerikalılar'ın gelecek endişesi en alt, mutluluk katsayısı en üst düzeyde...
Böyle bir miras; bu başarıyı gerçekleştiren "takım"dan herhangi birini, eldekileri korumak adına, rahatlıkla başkanlık koltuğuna taşıyabilir..
Lakin, öyle olmuyor..
Al Gore; yani Başkan Clinton'ın "ikinci adam"ı, son haftalarda sürekli irtifa kaybediyor...
Bush'un gerisinde kalıyor..
Gerileme süreci, Al Gore'un Demokrat Parti kurultayında "Ben burada kendim olarak varım" demesiyle başlıyor...
Yani kendini Clinton'dan ayırıyor.
"İkinci adam"lık kompleksi, onu bir tür düşük yoğunluklu "reddi miras"a götürüyor... Clinton'sa, Beyaz Saray'daki ofisinde, yardımcısından bir telefon, bir haber bekliyor. Bir "destek", bir "yardım" talebi...
Gelmiyor...
Dahası, Beyaz Saray'a da gelmiyor...
Bugün 25 Ekim...
Al Gore, 22 Mayıs'tan bu yana, yani tam beş aydır Beyaz Saray'a uğramıyor... Ya da uğramıyordu..
Ta ki geçen hafta Ortadoğu'ya ilişkin bir "brifing" için Oval Ofis'e girene kadar..
Başkan Clinton, yardımcısına kırgın'dı... Daha doğrusu araya mesafe koymasına, kendisini ayırarak kanıtlama çabasına bir anlam verememişti...
Yine de bekliyordu..
Amerikalı siyasal analiz ustalarına göre zaman henüz geçmiş değildi...
"İkinci adam"lık kompleksinden sıyrılacak Al Gore, önündeki iki haftada, kampanyaya, yanına Başkanı'nı (yani Birinci Adam'ı) alarak çıkarsa, yarışı kazanmaması için neden yok..
Çünkü, o takdirde, başkanlık yarışı, son sekiz yılın başarılarıyla ilgili bir referanduma dönüşebilecek.
Bu referandum'un kaybedilmesi olasılığı ise hemen hemen hiç yok...
Yeter ki, Salieri müziğinin; Mozart'sız hiçbir tad vermediğini Al Gore anlamış olsun...
Son sayısında Time Dergisi de aynı çağrıyı yapıyor:
Artık kampanya da Mozart'ın ezgileri duyulmalı..
Salieri'nin müziği Amerika'ya yetmiyor...