|
|
CAN DÜNDAR(cdundar@sabah.com.tr
)
|
  
Derin sessizlik
Türkiye'yi Avrupa üyeliği yolunda bekleyen en kritik kavşaklardan birine sadece iki hafta kaldı.
İki hafta sonra Avrupa Birliği, Türkiye'nin tam üyeliğine ilişkin "Ortaklık belgesi"ni açıklayacak ve "İşte üye olmak için yapmanız gerekenler" diyecek.
Belge çok önemli; çünkü Kürt sorunundan, idam cezasına, işkenceden MGK'ya kadar Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek her konuda Avrupa'nın koşulları orada yazılı.
Bu kritik belgenin önemli maddeleri geçen hafta basına sızdı. Bir başka deyişle "Avrupa, -oyun bitmeden önce- elini gösterdi". Belki de nabız yoklamak, "tepkiyi koklamak istedi."
Peki Türkiye'nin tepkisi ne oldu?
Sadece sessizlik... derin bir sessizlik...
***
Belgenin ayrıntılarını Avrupa'nın nabzını en iyi tutan gazetecilerden Ahmet Sever, CNN-Türk'te başladığı yeni programı "Kriter"de açıkladı.
O ayrıntılar arasında üç madde özellikle önem taşıyor:
*Birincisi "idam"la ilgili:
Burada koalisyon dengeleri ve "Apo hassasiyeti" dikkate alınmış gibi görünüyor. Avrupa, "İdamı hemen kaldırın" demiyor. "Ölüm cezasını uygulamamak kaydıyla orta vadede kaldırabilirsiniz" diyor. Hükümete zaman kazandırıyor.
*İkinci önemli maddenin konusu: "Kürtçe eğitim ve yayın":
Burada da son derece dikkatli bir dil kullanılmış. "Kürt" ya da "Kürtçe" sözcükleri telaffuz dahi edilmiyor. Bu konu "azınlık sorunu" kapsamında değil, "ifade özgürlüğü" çerçevesinde ele alınıyor ve "Herkesin ana dilinde kendini ifade edebilme, eğitim görebilme ve yayın yapabilme hakkı"nın altı çiziliyor.
*Ve üçüncü madde: "MGK'nın konumu":
Avrupa'yı en çok uğraştıran konulardan biri buydu. Ortaklık Belgesi, bu konuda da son derece dikkatle düzenlenmiş bir formül öneriyor: "MGK'nın konumu ve niteliği, AB ülkelerindeki gibi olmalı" diyor. Avrupa ülkelerinde benzeri kurulların daha çok "danışma organı" olarak işlev gördüğü biliniyor.
***
Bu üç maddeden anlaşılan o ki, Avrupa Komisyonu'nun Türk Dışişleri ve AB Başkanlığı ile aylardır süren çetin pazarlığı sonucu Türkiye'nin hassasiyet belirttiği konularda, Avrupa'yı tatmin edebilecek orta yollar bulunmuş. Şimdi formüle edilen bu denklem, AB açısından pazarlıkta "inilebilecek en alt sınır"ı temsil ediyor. Yani Avrupa, "Verebileceğim tavizin azamisi bu" diyor.
Ya Türkiye..?
Türkiye, standartlarda "çıkabileceğinin en üst sınırı"nı belirledi mi?
Sanıyorum iki hafta sonra bu sınır tartışması, çok somut olarak gündeme gelecektir. Çünkü rapor, açıklandıktan sonra Aralık ayında AB liderler zirvesinde ya da bakanlar düzeyinde görüşülecek. Onaylanırsa o andan itibaren top, Türkiye'ye geçecek. Türkiye, bu belgedeki koşullara bakarak kendi ulusal programını hazırlayacak, yapacağı değişiklikleri takvime bağlayacak. Böylece ağır bir taahhüde girmiş olacak.
Bir başka deyişle iki hafta sonra, "Ben bu koşulları kabul etmiyorum" demek için çok geç olacak; denirse de bu, "Üye olmak istemiyorum" anlamı taşıyacak.
O yüzden Türkiye'nin idam cezası konusunda, MGK'nın rolü konusunda, Kürtçe eğitim konusunda ya şimdi konuşması ya da yeni kriterlere uyum için kolları sıvaması gerekiyor.
Türkiye ikisini de yapmıyor.
Türkiye cephesinde şimdilik sadece sessizlik var; "derin bir sessizlik..."
|
 |
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|