kapat

25.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Bakanın hedefi THY

MHP'li Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz Türk Hava Yolları'nın özelleştirilmesini önlemek için elinden geleni yapıyor. Hava Trafik kontrol görevlilerinin direnişine ses çıkarmayan Enis Öksüz, THY'nin zam yapmasına da engel oluyor.

Üstelik Ulaştırma Bakanı bunu yaparken tam bir popülizme saplanarak sanki "yetimin hakkını koruyormuş" gibi davranıyor. Oysa THY'nin iki milyon iç hat yolcusu var. Bu yolcuların çok büyük bir bölümü ekonomik açıdan fazla sıkıntı çekmiyor. Ekonomik yönden sıkıntı içinde olan vatandaşlar ise genellikle Doğu Anadolu bölgesine yapılan uçuşlardan yararlanıyor, ama bu uçuşlar da zaten indirimli.

Ayrıca Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz THY'nin yüzde 25'lik zammına "enflasyon hedefinin üzerinde" diye karşı çıkarken yine kendisine bağlı olan özel otobüs kuruluşlarına yüzde 50 zam izni vermesi nasıl açıklanacak?

Yine Türktelekom da Ulaştırma Bakanı'na bağlı. THY yolcusunu "korumaya" alan bakan Enis Öksüz bir yılda telefon kontür ücretlerine yüzde 71 zam yapılmasına da ses çıkarmıyor. Oysa telefonu Türkiye'deki hemen herkes kullanıyor ve asıl korunması gereken tüketici kesimi de burada.

Elbette uçak bilet fiyatlarına zam yapılsın kampanyası açmış değilim. Sadece bir durumu ortaya koymak istiyorum.

Ulaştırma Bakanı özelleştirme aşamasındaki THY'ye darbe vurmak için elinden geleni yapıyor. Anlaşıldığı kadarıyla THY'nin uğrayacağı zarar sonucu özelleştirme gecikecek ya da hiç olmayacak. Bu durumda THY tekrar eski statüsüne dönecek ve siyasetçilere geniş imkanlar sağlayan bir KİT'e dönüşecek. Yakıştırmak istemiyorum ama, Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz'ün son aylardaki davranışı bunu haklı kılıyor.

Bakana Hava Trafik Kontrol eylemi hiç hissettirilmiyor

Ulaştırma Bakanı Hava Trafik Kontrol görevlilerinin direniş yaptığını biliyorsunuz kabul etmiyor. Artık bütün dünya öğrendi, ama bizim Ulaştırma Bakanlığı ve Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü hala bilmiyor direnişi. Gazeteci arkadaşlar bakana soruyorlar, o da "Hayır hiçbir eylem yok" diyor. DHMİ Genel Müdürü zaten böyle bir eylemin yapılmadığını resmi yazı ile bildirmişti. Tabii artık sağır sultanın bile duyduğu, havadaki direnişin bizzat bakanlık tarafından bilindiği ve desteklendiği. Herşeyin kılıfına uydurulması için Ulaştırma Bakanı uçağa bindiğinde sanki hiçbir şey yokmuş gibi davranılıyor. Bakan Enis Öksüz hangi THY uçağına binse, uçağın kapılarını kapatma talimatı tam zamanında veriliyor. Uçak pist başına tam zamanında çekiliyor ve tam zamanında havalanma emri veriliyor. Yine aynı şekilde inişte de bu yaşanıyor. Bakan Öksüz de eğer o sırada yanında bir gazeteci varsa "İşte görüyorsunuz, hiçbir direniş yok, tam tersine zamanında kalkıp zamanında indik" diyor.

Güzel iş.

"Daha fazla yakıt al"
THY pilotlarından dinliyoruz bunları. Hava Trafik Kontrol görevlilerinin dirinişi zaman zaman kule ile pilotlar arasında da sert tartışmalara neden oluyormuş. Bazı tanınmış ve otoriter pilotlar, lüzumsuz yere kendisini havada dolaştırmaya kalkan görevliyi azarlıyormuş; onlara pek ses çıkaramıyorlarmış.

İstanbul'a geldikten sonra yarım saat 40 dakika bekletme veren görevlilere "Yakıt sıkıntım olacak" diyen pilotlara da "Bu ders olsun, bir dahaki sefere daha fazla yakıt alırsın" deniyormuş.

Bu iş ihanete varıyor dediğimde bazı görevliler küfürnameler döşeniyor. Ama bir teki bile adını yazmaya cesaret edemiyor. Çünkü devlet memuruymuşlar. Bütün İstanbul'u tehlikeye atarken ne memuru oluyorlar acaba?

Deplasmanlarda konuk taraftarlar stadtan önce çıksın
Önceki gece Supersport kanalında Ercan Taner'in hazırlayıp sunduğu Basın Tribünü programına katıldım. Konumuz stadlardaki anarşi, holiganizm ve alınması gereken önlemlerdi. Büyük takımların yöneticileri ve cefakar taraftarlardan bir bölüm de konuşmacı olarak gelmişti.

Ercan Taner bir saat kadar süreceğini söyledi programın ama herkes kaptırınca üç saati geçtik. Programa katılan amigoları ilgiyle dinledim, hepsi de stadlardaki şiddet olaylarından çok rahatsız olduklarını ve karşı çıktıklarını anlattılar.

Bu arada ilginç itiraflar da oldu, büyük takımların amigoları, gençlik yıllarında pekçok kavgaya karıştıklarını anlattılar. Tabii bu anıların anlatıldığı yıllar çok farklıydı. O zaman bir kere televizyondan naklen yayın yoktu. Sadece bazı büyük maçlar, örneğin Fenerbahçe Galatasaray ya da Beşiktaş'ın kendi aralarındaki maçlar, o da binbir nazdan niyazdan sonra TRT'den yayınlanırdı.

Ayrıca maçlar şimdiki gibi gece değil, gündüz 14.00'de oynanırdı. Sadece Kupa maçları, onlar da zaten Çarşamba günleri yapılırdı, gece oynanırdı. Bu yüzden maça gitmek önemliydi. Saatler önce hatta bir gece önceden kuyruğa girilirdi. Doğal olarak taraftarlık da, amigoluk da farklıydı, kavgalar şimdikinden çok daha fazla olurdu.

Programda çok şey konuşuldu da, bir konuyu mutlaka yazmak istedim. Rakip sahalarda maçlara giden taraftarların bir isteği var. Şu andaki uygulamaya göre deplasman maçına giden taraftarlar, maç bittikten sonra sahadan çıkarılmıyor, bir süre tribünlerde bekletiliyor, ev sahibi takımın taraftarı tamamen çıktıktan sonra burayı terketmelerine izin veriliyor.

Taraftarlar da diyor ki, "Bu yüzden başımız çok derde giriyor, çünkü evsahibi takım dışarı çıkıyor ve etrafa yayılıyor. Sonra otobüslere bindiğimizde taş atılıyor.

Güvenlik kuvvetleri de birşey yapmıyor çünkü bizim bir an önce şehri terketmemizi istiyor. Olan bizim parçalanan otobüslerimize oluyor, bu yüzden deplasman maçlarında önce biz stadtan çıkalım, ev sahibi takım yerinde otursun, biz otobüslere binip uzaklaşalım, ondan sonra onlar çıksın."

Çok aykırı bir şey değil. Anadolu illerindeki güvenlik görevlilerinin dikkatine sunmak isterim.

Bir trafik magandası aranıyor
Bazı okurlardan aldığım bir mesajı ilgilenen olur umuduyla aktarıyorum. Belki hepimizin canına kasteden trafik magandalarından birini buluruz böylelikle.

19 Ekim akşamı saat 22.00 sıralarında birinci köprüde Küçükçamlıca- Acıbadem çıkışında, en sol şeritte giden bir araç aniden sağa direksiyon kıvırıyor. Amacı bu çıkışı kullanmak. Ancak en soldan en sağa gitmek isteyince, orta ve sağ şeritteki araçların önünü kesiyor, buradaki araçlar ani fren yapıyor, sağa yalpalayan araç da korkuya kapılıyor ve bariyerlere çarpıp iki kere döndükten sonra durmadan yoluna devam ediyor. Ancak otoyolun ortasında ani fren yapan araçlar yüzünden 4-5 araç birbirine giriyor. Ölüm çok şükür olmamış, büyük maddi hasar doğmuş. Şimdi bu kazanın mağdurları, görgü tanıklarının eğer alabildilerse bu magandanın plakasını Çevre Yolu Trafik ekiplerine bildirmesini istiyorlar.

e-maile cevap
Okurlardan çeşitli konularda e-mailler ve mesajlar geliyor ve biliyorsunuz bunları koşullar elverdiği ölçüde biraz da özetleyerek sizlere aktarmaya çalışıyorum. Geçen Pazar günü yayınlanan mesajlardan birinde Sarıyer'deki sokak lambalarının aydınlıkta da yandığı belirtiliyor ve Sarıyer Belediyesi'ne eleştiri getiriliyordu. Bu mesajın yayınlanmasından sonra Sarıyer Belediye Başkanı Sedat Özsoy aradı ve "Okurumuz çok haklı ama, yanlış yeri eleştiriyor, çünkü sokak lambalarının kontrolü bizde değil TEK'te" dedi. Haklı tabii. Ben de Özsoy'a, birkaç satırla dile getirilen bir okur tepkisine bile anında duyarlılık göstererek cevap verdiği için teşekkür ettim.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır