Herkesin dilinde bir sihirli sözcük var:
"Kartel Medyası!"
Bunu o kadar "karalayıcı" bir edayla söylüyorlar ki, sanırsınız sürekli Türkiye düşmanlığı yapan "Yunan medyası"ndan söz etmekteler.
Oysa, bahsettikleri medya, bütün onuru, gururu, emeği, toplumsal hizmeti ve tarihi geçmişiyle bu ulusun ve bu ülkenin medyasıdır...
Son dönemde verdiği Susurluk sınavı ile de bunu bir kez daha yüzünün akıyla ispatlamıştır. Ve çoğu zaman ulusal bir meselede Ankara'dan önce ayağa fırlamaktadır.
Dinci basın "kartel medya"sı diye bağırıp duruyor ama sahiden "kartelcilik" yapılmış olsa, kendi gazetelerinin "dağıtımının" yapılıp yapılmayacağını hiç düşünmüyor.
Bu gazeteleri de, en ücra yere kadar her gün "Kartel medya"sının kamyonları dağıtıyor, tıkır tıkır...
Hiç "ironi"si kalmamış küfürbaz Leman dergisini bile, devamlı eleştirdiği "kartel" dağıtıyor.
İnsan biraz analitik düşünür:
Sosyal demokrat olan Türk basını, İSKİ skandalı ile sosyal demokrasiye en büyük darbeyi vururken görevini ihmal mi etti?
Aynı basın, Susurluk rezaletinde, Türkiye'ye olağanüstü bir hizmet vermedi mi?
Yolsuzluğa ve rezaletlere bulaştıkları için basından el çektirilen insanların kimlikleri ve sayıları her zaman okurlara ulaşmaz ama gazetelerin bu yöndeki acımasızlığını meslektekiler çok iyi bilir.
Gazeteciliğin "yazısız kurulları", birçok meslekten daha katıdır.
Bu meslekte, 20 yılı, 30 yılı, 40 yılı arkada bırakarak, sokakta, mahallede, çarşıda yiğitçe dolaşabilmek anlatılması güç bir hayat sınavıdır.
Daha dün, özel tv'lerden birinde çalışan yönetmen kılıklı birinin, iş vaadiyle bir genç kıza tecavüz ettiği yayınlandı, gazetelerde...
Ama, Müslüm Gündüz-Fadime filmi, "öteki" basında hiç yazılmadı. Sanki o olay olmamış gibi...
Gelelim bizim parazitlere!..
"Kartel medyası" lafını ağızlarından düşürmeyen, "kartel" dediler mi, "muhalif" ve "demokrat" olduklarını zannedenleri tanımlayalım.
Bunların çoğu geçmişte solcu olup, "sol"un ırzına geçilmesinde rol almış kalıntılardır.
Bir tek gün, 12 Eylül öncesinde heba olup giden binlerce gencin hesabını ve vicdan muhasebesini yapmaya yanaşmamışlar, hapishanelerde yahut sosyal hayatlarında çürüyüp gidenlere merhamet etmemişler ki, içinde çalıştıkları "basın mesleğine" dikkat ve özen göstersinler...
Şimdi, her nasılsa ekmek yedikleri basına, "kartel medyası" diyerek, "muhaliflik" veya "solculuk" sıfatını elde ettiklerini zannediyorlar...
Biraz samimi düşünseler de kendilerine sorsalar:
"Yahu, bu medya sahiden kartel medyası olsa, tepemizde patron sopası sallanıp dursa, bizim gibi hokkabazlara (Hadi muhaliflere diyelim) yazı yazdırırlar mıydı?" deseler, acaba bunun cevabı ne olurdu?
Çıkıyor adam, "kartel"in televizyonunda ekrana, "kartel medyası" diye ahkam kesiyor ama kartelciliğin nasıl ve kime yapıldığını açıklamaktan aciz, kendini aptal duruma düşürüyor.
"Demokratlık" elbette bunların tekelinde değil ama onlar da farkında değiller ki, aralarında kurdukları "şebeke" ile, "demokratlık tekelciliği" yapmaktadırlar.
Türkiye'nin demokrasi boşluklarını beşikteki bebeler bile bildiği için bunların aynı şeyleri söylemesi ne "haber"dir ne de "yorum!"
Evet!.. "Muhalif kalem" olmak serbest... Ama mesleğimize ikide bir çamur atmak serbest olamaz!
Gerçek gazeteciler ordusu, bu çeteden yaka silkmektedir, bilmiş olsunlar...
Hazımsızlık, kıskançlık ve beceriksizliklerini "demokratlık şalı" ile örttüklerini herkes biliyor.
Bu şebeke, sakat egolar ve hasta ruhlar şebekesidir.
"Demokratlık tekeli" kurmuşlardır. Dümenlerini böyle yürütmektedirler.
Türkiye'de kartel medyası değil, demokratlar karteli vardır.
Hepsi bu!
Bu demokratlar kartelinin, hem basının gücüne yaslanıp hem de basına kara çalması, gazeteciler ordusunu güldürmektedir.