kapat

24.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
SELAHATTİN DUMAN(sduman@sabah.com.tr )


Resmi alırken kazanırsın..

Sanat eseri toplayanları uyarıyorum.. Bu ressam milleti sizi kazıklıyor, olabilir.. O yüzden bir resim beğendiğinizde fiyatını konuşurken kilosunun kaça olduğunu sorun.. Veya metre hesabı üzerine pazarlık edin..

Paparazzilerin ilgi odağı olan yıldızlar ile bilim adamları arasında bir kavga çıktı mı medya bundan sonuna kadar sebeplenir..

Gider bilim adamına bir soru sorar, ondan aldığı cevabı show dünyasının yıldızına yetiştirir.. Alır birini, öbürüne vurur.. O da yetmez, ne kadar cümle kurma özürlü şöhret varsa onlardan fikir alır..

Çarşıyı karıştırıp karıştırıp reytingin, tirajın tadını çıkarır..

Hülya Avşar ablamız ile Profesör Dr. Adnan Çoker arasındaki ağız kavgasından sonra nedense böyle olmadı..

Tam iki gün gazeteleri didikledim.. "O ne dedi? Bu ne dedi? Bileyim de tadını çıkarayım.." diye.. İşin devamı çıkmadı.. Benim de tadım kaçtı..

***

Oysa olay ne güzel başlamıştı.. Hülya Hanım bir vakfın resim sergisinin açılışına gidiyor.. Paparazziler kendisini yakaladığında bir duvar büyüklüğündeki tablonun önüne kadar yürümüş bulunuyor..

Tabloda sarı ve kırmızı renkler ağırlıkta.. Şimdi ne desin Hülya Hanım? Resim sanatı üzerine fikir beyan edecek hali yok ya? Tablonun sarı kırmızı renkleri doğal olarak Galatasaray'ı çağrıştırıyor..

- "Ben bu tablonun altında poz vermem, ben Beşiktaşlıyım.." diyor..

Konuşmaya tanık olan Prof. Dr. Çoker de bir tabloya Galatasaray kaşkolü muamelesi yapılmasına dayanamayıp "Hanımefendi, bir eser hakkında böyle konuşamazsınız?" diyor..

Yanına kimler dikilir?
Hülya Avşar bu lafın altında kalır mı? "Siz kim oluyorsunuz? Hem benim yanımda dikilme hakkını nereden buluyorsunuz? İstanbul'da site yapacak arazi kaldı mı?" türünden cevaplar veriyor..

Paparazzi programına görüntü yetiştiren kameraların objektifi bir o yana bir bu yana dönerken, vakfın kurucusu profesörün koluna girip "Gelin hocam, uymayın ona.. O bir sanatçı.." diye fısıldayıp adamcağızı uzaklaştırıyor..

Medya nedense olayı suskunlukla geçti.. Temsil Hoca'ya verilen "Siz benim yanımda duramazsınız.." cevabından giderek "Hülya'nın yanında kimler durabilir?" sorusunu tartışmaya açmadı..

Hoş açsaydı Kaya Bey, Ricky Martin'i az farkla olsa da geçip kazanırdı ama olsun.. Medya görevini yapmalıydı..

Adnan Hocam da bu işte pasif kaldı bence.. Eğer bu fırsat Profesör Dr. Orhan Kural hocamın eline geçseydi;

- "Dağdan şehire inse bir avşar kızı.. İnci yakut ister mercan beğenmez.." diye lafa başlayıp, iki talk show programına çıkmadan işin peşini bırakmazdı..

Orhan Hocam bir keresinde arabanın camından boş kutu atan Etiler gençlerinin peşine düşmüş, oğlanları su döktükleri yere kadar kovalamıştı..

Gerçi yakaladıktan sonra yediği dayakla kafası gözü patlamıştı ama olsun! O dayak dahi işe yaradı.. Lütfedip son üç kitabını bana göndermiş.. Başı sargılar içindeki fotoğraflarını kitaba koymuş "Kafamı nasıl patlattırdım ama?" dercesine bir ifadeyle gülümsüyor..

***

İşte benim aradığım bilim adamının prototipi bu.. Herkes Orhan Hocam kadar yürekli olmalı, durduk yerde niza yaratıp kan çıkarmalı ki ben ona bilim adamı diyeyim..

O bapta Hülya Hanım karşısında susan Adnan Hocam'a biraz buruldum.. Üstelik resim sanatını savunmasız bıraktığından elim böğrümde kaldı.. Resim sanatından sana ne, diyecek olursanız beni de enterese eden tarafı var..

Bugüne bugün hükümetimiz tarafından "Resim ithalatçısı olma" tercihi ile karşı karşıya bırakılmış bir adamım.. Hükümet adamlarının ölçüsünü anlayabilsem bu işe şevkle soyunacağım ancak kafamı karıştıran noktalar var..

Ortaya karışık Komet!
Paris'te kaldığım otelden çıkıp da yürümeye başladığımda küçücük bir galerinin önünden geçiyorudm.. Gözüm vitrinde duran bir tabloya takıldı.. Oxsana Yambry adında bir Rus kızının tablosu..

Kızın soyadı biraz tuhaf, kabul ediliyorum.. Nüfusa geçirirlerken sanki masraf olmasın diye sesli harf kullanmamışlar.. İsmi acaip ama resimleri benim için çok güzel.. Tam bir hafta hergün o tablonun önüne dikilip seyrine durdum..

Sonunda dayanamadım, cebimdeki paraya kıyıp iki tablosunu aldım..

Cebimde kalan para dediğime göre fiyatlarının ne kadar ucuz olduğunu tahmin edebilirsiniz.. Neyse, resimleri çerçevelerinden ayırıp, tuval bezini rulo yaparak bavula koyabilirdim..

Ancak estetik kaygım buna izin vermedi, kıyamadım yani.. Galeri sahibi resimleri İstanbul'a gönderebileceğini söyledi, kabul ettim..

Buraya kadar herşey iyi.. İstanbul'a döndük.. Üç gün sonra Gümrük'ten bir yazı geldi.. Bizim iki resme el koymuşlar.. Yaptıkları yazışmada kullandıkları ifadeye göre ben yurt dışından 16 kilo sanat eseri getirmişim..

Eee! Tahta çerçevelerle ve ambalajla resimlerin 16 kilo çektiği doğru.. Ne yapacağız!

Gümrükten gelen kağıt onu da tarif ediyor.. Yurda sokulmak istenen sanat eseri 16 kilo olduğundan bilmem ne mevzuatına göre bilmem ne sayılırmış.. O yüzden resimleri ancak ithal yoluyla sokabilirmişim..

***

Adnan Hocam, dikkat buyurun.. Sizi okutup, eğitip bir bilim ve sanat adamı olarak topluma armağan eden devletin sanata bakışı kilo hesabıyla..

Yani mümkün olsa da gidip bir galeriye "Bana 250 gram Rafael verin, yanına da 150 gram Van Gogh koyun.." desem, bir kağıda sarıp getirsem ithallik durum çıkmayacak..

Ayrıca bir sanat eserinin ülkeye gelişini "ithalat mevzuatı" ile karşılayan mevzuatımız, neden bir sanat eserini dışarı çıkarmaya kalktıklarında "kaçakçı" muamelesi yapar, o da belli değil..

Bu işin ithalatı nasıl yapılır bilmediğimden resimleri kurtaramıyorum.. Fransızlar'a acımasam tutup Bedri Baykam'ın resimlerini ihraç edeceğim.. Alacağım vergi iadesi ile de ithalat parasını karşılayacağım ama kıyamıyorum..

Tam Avrupa Birliği üyeliğimiz tartışılırken Bedri Baykam tabloları yollayıp Fransa'yı tahrik etmenin alemi yok..

Anlayacağınız gümrüğe takılan resimlerden umudu kestim.. O yüzden olayın akademik tartışmasıyla oyalanıyorum..

- "Adnan Hocam ne dedi, Hülya Ablam ne cevap verdi?" laflarının peşinde koşmam bundandır..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır