kapat

24.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
banner
Ufkumuz 10 yıla çıktı
TÜSİAD Başkanı Erkut Yücaoğlu, iş dünyasının uygulanan programla ufkunu açan bir ortam yakaladığını belirterek, "Artık 1-2 yıllık değil, 10 yıllık program yapacak düzeye ulaştığımızı görüyoruz. Bunu çok net söylüyorum" dedi

Siyasi istikrarsızlık nedeniyle önünü göremeyen Türkiye ekonomisinin ufku, enflasyonla mücadele programıyla açılmaya başladı.

"Sanayici ve işadamları artık bugünlerini kurtarmayı değil, gelecek 1-2 yılını, hatta 10 yılını planlıyor." Bu sözler, geçtiğimiz yıllarda önünü görememekten sürekli şikayet eden Türkiye'nin en etkin örgütü TÜSİAD'ın Başkanı Erkut Yücaoğlu'na ait.

Programın ilk yılını "üçte iki başarılı" şeklinde değerlendiren Erkut Yücaoğlu, 2001 için de "İlk günlerdeki umut ve heyecanımızı aynen koruyoruz" dedi. TÜSİAD Başkanı Yücaoğlu, Genel Sekreter Haluk Tükel ve Brüksel Temsilcisi Bahadır Kaleağası ile ekonominin ve AB ile ilişkilerin geleceğini konuştuk.

* Özel sektörün, ekonomik programın başında duyduğu umut ve heyecan devam ediyor mu?

Umut ve heyecan aynen devam ediyor. Türkiye'nin nasıl bir mesafe alabileceğini gördük. Dolayısıyla enflasyondaki 10 puanlık farkı önemsemiyoruz. Çünkü ekonomik program, euro-dolar paritesi, petrol fiyatları gibi dış etkileri kontrol edecek bir program değil.

Ayrıca iki yıldır ertelenen tüketim talebinin serbest kalması da program üzerindeki yükü artırdı. Ancak, ikinci yarıda yavaşlama var. Dolayısıyla ekonominin hızlı ve sıcak büyümesini beklemiyoruz.

* Türkiye ekonomik programın ilk yılında başarı sağlayabildi mi?

Programın 3 ayağı var. Birincisi kamu maliyesinin sağlığına kavuşturulması. Bu konuda 2000 yılı hedeflerinin üzerinde giden bir performans sergilendi. İkinci nokta borçlanma, faiz, para politikası ve kurdan oluşan performans kriterleri. Hem iyi yönetim, hem dünya şartlarının uygunluğu burada da başarı sağlandı. Siyasetçiler bu alana hemen hiç karışmadı. Üçüncü ayak olan yapısal reformlarda aksaklıklar sürüyor. Yani programın üçte ikilik bölümünde başarı sağlayabildik. Yapısal reformlar konusunda daha yüksek bir performans sergileyebilseydik daha farklı bir konumda olabilirdik.

* Özel sektörün durumu ne? Şu anda ne yapıyor?

Bu program nedeniyle belki de Türkiye 10 senedir günlük hadiselerin dışına çıktı. Bundan önce günlük olaylara çok boğulmuştuk. Günün sonunda ancak hayatiyet belirtilerimizin ne olduğunu anlayabiliyorduk. Şimdi vade biraz daha uzadı. Kurlarla gidişat, faizlerin bir miktar inmiş olması, göstergelerin belli bir istikamette seyretmesi nedeniyle, iş alemi son 10 yıldır ilk defa bulunduğu noktayı düzeltmenin ötesinde, ufkunu biraz ileri kaçan bir görüntü çiziyor. Artık günü kurtarmanın ötesinde önümüzdeki bir-iki yılı, hatta 10 yılı programlıyoruz. Bunu çok net söylüyorum. Bütün şirket ve grup yönetimlerinde artık bugünü kurtarmanın ötesinde bir çalışma var. 'Biz kendimiz nasıl pozisyon alacağız? Önümüzdeki 10 yıl bizim için ne ifade ediyor? Bu süre sonunda nerede olacağız? ' sorularını cevaplamaya çalışıyoruz.

Bulunduğumuz sektörde Türkiye'ye yabancı sermaye doğru dürüst gelirse kimlerle konuşmaya başlamamız ve güçbirliği yapmamız lazım? Çünkü açık ekonomik sistemde bizim ne yapmamız gerektiğini net bir şekilde belirlememiz şart. Ama bu, bugüne kadar düşünmediğimiz zorluklar ve derinlikler getiren çalışmaları da beraberinde getiriyor.

Üç risk: Siyaset, tarım ve toplu sözleşmeler
* Programı tehlikeye sokacak riskler görüyor musunuz?

En büyük risk siyasi istikrarsızlık ve hakiki gündemin şaşması. Burada ufak-tefek riskler olabilir.

Ama bundan daha önemlisi tarım sektöründeki yeniden yapılanma. Çünkü tarım sektörü büyük bir oy potansiyeline sahip. Bu da reformu zora sokabilecek neticeler doğurabilir.

Bir üçüncü risk de, toplu iş sözleşmeleri. Eğer işçi-işveren görüşmeleri grevle sonuçlanırsa üretim ve ihracat düşer, ithalat artar ve dengeler bozulur.

* 2001 bütçesi programı destekleyecek nitelikte mi?

2001 bütçesi son derece ciddi bir şekilde ele alındı. Kamu maliyesinin değişmesi ana faktör. Ama Türkiye hâlâ gelir dağılımı eşitsizliği, fakirlik ve sosyal ihtiyaçlar gibi konulara para ayıramıyor. ABD, Fransa gibi ülkeler bütçe fazlasını nereye harcasak diye tartışıyor. Türkiye henüz bu noktaya gelemedi. Türkiye'nin sosyal önceliklerine para harcayacak duruma gelmesi lazım. 2000 yılında gördüğümüz devletin borç yükünün hem azalıp hem uzun vadeye yayılması prensibinin devam etmesi şart diye düşünüyorum. Ben bu programı Maastrich kriterlerine uyum öncesi bir ekonomik program olarak görüyorum.

2001'de bazı yatırımlar başlar
* Özel sektör strateji belirleme ve proje üretme aşamasına geldi mi?

2001 yılında bazı yatırımların başlayacağını düşünüyorum. Çünkü bakarsanız büyümenin en hızlı olduğu sektörlerden biri makine imalat sanayii. Yani yatırımlarla ilgili alan. Büyümenin en büyük endeksi özel imalat sanayii yatırımları ve o yatırımları besleyen siparişler. O yatırımlar da makine imalat sanayiine gider.

* KOBİ'lerin durumu nasıl?

Üç türlü KOBİ var Türkiye'de. Birincisi pazarlama ihtiyacı olmayan dinamik şirketler. Finansal desteğe ihtiyaçları var. İkinci grup büyük sanayinin tedarikçileri. Bunların büyük şirketlerle daha sıkı bir bilgi alışverişinde bulunmaları lazım. Üçüncü grupta ise ticaret erbabı ve distribütörlük içinde olanlar bulunuyor. Burada da biraz teknoloji lazım. Yeni teknoloji ile işlerini baştan yenilemeliler.

* Özel sektör geleceğini hangi alanlarda arıyor?

Türkiye'de gıda klasik bir yatırım alanı. Bunun yanında kimya, telekomünikasyon, enerji alanlarında ciddi fırsatlar var. En problemli sektör şu anda inşaat. Burada da firmalar konut açığını kapatacak, talebi uygun projelere yönelmeli. Mortgage ile bu sağlanabilir.

* Türkiye AB'ye hazırlıkta süreyi iyi kullanabildi mi?

Hayır. Aslında orada da ekonomik programın orta vadede garantisi AB'ye entegrasyon. Türkiye, 2000'de iyi adımlar atamadı. Yaz aylarını kaybettik. Bazı yasal düzenlemeleri yapamadık. Hiç olmazsa 5-6 konuyu parlamentoya taşıyıp yasal düzenlemelerini yapabilsek, pazarlık gücümüz artır. Bütçeden sonra vakit kaybetmeden AB'ye uyum konusuna konsantre olunmalı.

'MHP daha uzlaşmacı'
* MHP'nin çizgisini nasıl görüyorsunuz?

MHP çok ciddi bir uzlaşma yürütüyor. Giderek merkeze yaklaşmaya başladı. Artık ekonomik liberalleşmeye karşı çıkmıyor. Bunda MHP lideri Devlet Bahçeli'nin payının büyük olduğunu düşünüyorum. Çünkü milliyetçilik hem sağda hem solda var. Biz TÜSİAD olarak sonuna kadar ekonomik liberalleşmeyi her platformda savunuyoruz. 'Dur bakalım, burası Türkiye' kavramına da karşıyız. Ama ekonomik liberalleşme için siyasi liberalleşme de şart. Türkiye'de siyasi liberalleşmeyi savunup ekonomik liberalleşmeye karşı çıkan, ya da bunun tam tersini düşünen siyasi liderlerimiz var. MHP dahil, bütün partilerimizde dünyanın gittiği ana çerçeveyi algılama konusunda
ciddi mesafeler alındığını görüyoruz.


Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır