Haber, bilgi ve yorumdan oluşan bir günlük gazetenin hazırlanmasında, teknik ve içerik alanında faaliyet gösteren herkes kendini "gazeteci" olarak tanımlayabilir.
Bir gazetenin sağlıklı bir performans göstermesi, "içeriğini" oluşturan haber, bilgi ve yorumlar ile "tekniğini" oluşturan alt yapının, akılcı uyumuna bağlıdır.
Yasada "fikir işçisi" olarak tarif edilen "gazeteci", elinize her gün ulaşan yayın organının dinamosudur!
Türk basınının gövdesini oluşturan "fikir işçisi" gazeteciler, kirlenmemiştir, bozunmamıştır ve görevlerini "mesleğe sadakatle" sürdürmektedir.
Gövdede "kimyasal bozunma" yoktur.
Göğsümüzü gere gere Türk basınını ve mesleğimizi savunabilmemizin kaynağı da burada yatar.
Bir kısm” "bozunma"dan söz etmek mümkünse eğer, bunu sebebini, "ideoloji"lerin veya "sağlıksız ego"ların zaman zaman gazeteciliğin önüne geçmesinde aramak gerekir.
"İdeolojik bağımlılık" hem yetersiz egodan güç alır hem de mevcut egoyu hasta eder.
Bu birbirini besleyen iki faktörün "doğal" gazetecilik dürtüsünün önüne geçmesi bozunmanın temel sebebidir.
Tabiidir ki bir "fikir işçisi", dünya hakkında bir fikir sahibi olacaktır.
Fakat bu fikir, çeşitli "ideolojilerle" veya "bağnaz saplantılarla" sakatlanmışsa, o kişinin gazeteciliği de sakatlanacaktır.
Çünkü ideoloji ve bağnazlık gazeteciliğin esası olan "nesnelliği" ortadan kaldırır.
Oysa "nesnel" gazeteciliği, "insanlığın" daha ileriye "taşınması" ana konseptiyle yürütmek mümkündür ve yeterlidir.
Örneğin bir kitap yazmak, "ideolojik yaklaşımı" taşıyabilir ama gazetecilik bunu kaldırmaz.
"İdeolog" ile "gazeteci" arasındaki fark, çok ciddi bir farktır.
Çünkü ideolog, haberi ve bilgiyi "istediği" veya "düşündüğü" gibi görür.
Ama gazeteci için haber ve bilgi "göründüğü" gibidir.
Türk basını, gerek sermaye yapısı gerekse de fikir işçilerinin deneyim ve anlayışı bakımından "nesnel gazetecilik" yapmaktadır.
Tarihi birikim olarak bunu öğrenmiştir ve "nesnel" gazetecilikten taviz verildiğinde mesleğin çürümeye başlayacağının bilincindedir.
Türkiye'de, ideoloji bağımlısı çeşitli yayın organlarının bulunması ve çağdaş basındaki kimi "sağlıksız egolar" bu gerçeği değiştirmeye yetmez.
Türk basınının beynine ve gövdesine nesnel biçimde bakıldığında, kuşkuya kapılmanın alemi yoktur.
Talk show denilen televizyonculuğun en "ciddi" işi, Cem Özer'in üzerinde iğreti bir elbise gibi durdu hep...
Gerçekten haklı çıkmak istemezdim ama haklı çıktım...
Cem Özer, bir alacaklısına 30 milyar lira borç takmaktan 1 yıl 8 ay hapis cezası yedi. Mahkeme kararı bu!..
Borç yaparken düşünmeyen ve verdiği sözün arkasında duramayan birisi hala ekranlara çıkacaksa, kendisini izleyenlere ne anlatacaktır?
Cem Özer, insanlara "Borç nasıl takılır" onu mu anlatacak?