


Oturduğumuz yer ahır sekisi..
Soruların anlamsızlığı üzerinde durmayacağım.. Hiç değilse tuttuğumuz takımı sorsalardı eve bir gün kapatmanın anlamı olurdu.. "Memlekette şu kadar milyon Fenerli var, Cimbomlu var.." diyenlere de verilecek bir cevabımız olurdu..
Önce bu sayımı kim icat etiyse tebrik etmeye ondan başlayayım.. Sanki bir özel program yapıp "Devletin işine yaramayacak ne kadar soru varsa tesbit edile.." demişler..
Sonra o programı bir bilgisayara yüklemişler.. Ortaya bu sorular çıkmış..
Sorular tek başına belki anlam taşıyor ama işin içine nüfus memurunun yorumu da katılınca olay Bülent Ersoy'un seslendirdiği Türk Sanat Müziği eserlerine dönüyor..
Bildiğiniz gibi Bülent Hanım şarkıları artık notasına, makamına göre okumaz, sesinin kuvvetine göre icra eder..
Şarkının bir yerinde bağırması gelir, ciğerine havayı depolamasıyla narayı basması bir olur.. Pop dinleye dinleye yerinde duramaz hale gelen ahalimiz zaten müziğin şah damarını çoktan kaybetmiş..
Narayı duyunca içlenir.. Başlar birbirine dönüp "Canım, olursa bu kadar olur.. Şarkı böyle söylenir.." mealinde sallanmaya başlar..
***
Nüfus sayım memurları da soruları aynen bu havada, kendi meşreplerine göre yorumluyor.. Biliyorum çünkü Bodrum'da The Marmara Oteli'nde yakalandım bunlara..
Zaten gecenin bir vakti dönmüşüm otele.. Gece dediysem saat 12.00 suları bellemeyin.. Sabaha karşı bir saatte..
Kendini bilen bir köşe yazarı sabah saatlerine kadar ne yapar sokaklarda diye sormayın.. Benim kendimi bildiğim doğru lakin beraber olduğum arkadaşlarımın böyle bir şeye ihtiyacı yoktu..
Tam tersine kendilerini ne kadar bilmezlerse o kadar mutlu oluyorlardı..
Sanki dans yarışması..
Küba Bar'a gideceğimiz tuttu.. Bir müzik, bir curcuna ki tarifi mümkün değil.. Müzik dinlenmeye göre değil, müşterinin zıplamasına göre ayarlı olduğundan bütün bar hop hop tepiniyor..
Yanımızdaki arkadaşların da böyle bir tepinmeye ihtiyacı varmış ki başladılar ritme uymaya.. İyi de kardeşim, insanın bir kapasitesi var.. Ne bileyim, bacağının adalesi ancak şu kadar zıplamayı, bu kadar ırgalamayı kaldırır.. Hayır! Bizimkiler sanki olimpiyat seçmelerine girmiş.. Bu iş için de iki sene çalışmışlar..
O ne kondisyon öyle? Yukarıda müzik değiştiren diskjokey yoruldu, bizimkiler yorulmadı.. Biz de arada bir dans eder gibi yapıyoruz.. Yapmazsak duruşumuz sakil kalıyor..
Milletin zıp zıp zıpladığı bir ortama girip de kurbanlık koç seçecek memur emeklisi gibi etrafa bakınmanın alemi olmadığından arada bir bacağımızı seyirtiyor, lüzum oldukça da kalçalarımızı ırgalıyoruz..
***
Hepsi o kadar.. Lakin arkadaşlarımızın yüksek enerjisi ve bitmek bilmeyen temposu yanında bizim hallerimiz 19 Mayıs hareketleri gibi kalıyor..
Allah pistin orta yerinden ayrılmayan o Belçikalı kızı nasıl biliyorsa öyle yapsın..
Bizim arkadaşları azdıran o oldu.. Bizimkiler arada bir soluklandığında o kız orta yere çıkıp bir bel kıvırıyor, bizimkiler yallah! Sanki dans pistine başka biri çıkmamış da düşman vatan topraklarına girmiş..
Kızı püskürtmek için üzerine hamle ediyorlar..
Onlar kendini telef ede ede dans ederken, erkek milleti olarak bizim seyirlerine durmamız olmaz.. Biz de lojistik destek için pistin kenarına sokulup, önceden bellediğimiz bir iki hareketi yapıyoruz..
Böyle böyle sabahın dördünü bulduk.. Allah'tan o Belçikalı kızın kocası geldi, bir boşluğunu yakalayıp karısını zaptetti de bizim kızların rekabet arzusu bitti.. Biz de soluklandık..
Küba'nın o DJ'ine de iki çift lafım var.. Küba Bar dedikleri üç duvar, bir avlu şeklinde bildik bir Bodrum hanesi.. "Oturduğu yer ahır sekisi, çaldığı İstanbul türküsü.." siyaseti gütmenin alemi ne? İlla ki müşteriyi çatlatana kadar oynatmak niye?
İnsan arada bir ağır bir şey kor da vatandaşı soluklandırır.. Hem sürekli pistte oynamanın işletmeye de faydası yok.. Neşeli müzik çalarak içki satılmaz ki..
Koyacaksın "Yeşil olur gemilerin direği, yanık olur anaların yüreği.." türküsünü alete, vereceksin sesini sabah ezanı kıvamında.. Gör bakalım müşteri kendine kahredip içkiye nasıl sarılıyor..
Sıra geldi sayıma..
Otele nasıl dönüp yattım, nasıl uyandım bilmiyorum.. Odaya üç kez saymak için gelmişler, sızık olduğumuzdan tepki vermemişiz.. Uyanıp, kahvaltıya indiğimde öğleden sonra dörttü..
Nüfus memurlarını orada özümü beklerken buldum.. Soruları "Bülent Ersoy yorumu" ile kayda geçtiklerine orada şahit oldum..
"Geçen hafta ne iş yaptınız?" diye bir soru var mesela.. Sanki mevsimlik işçiler arasında anket yapılıyor.. "Geçen hafta Konya ovasına pancar çapalamaya gittik.." gibi bir cevap bekleniyor..
Etrafta bizi dinleyenler de olduğundan kendime stilist süsü vermenin yerinde olacağını düşündüm.. "Geçen hafta Paris'e gittim.. Modacı olarak çalıştım.." dedim..
Adamcağız şöyle bir baktı ve "devlet vatandaşa itimat etmez.." mantığıyla hazırlanmış yedek sorusunu sordu..
- "Ne kadar ücret aldınız?"
***
Yutkunup kaldım tabii.. "Karın tokluğuna çalıştık.." diyemediğimizden "Bizim için sanat önce gelir, parayı hiç düşünmedim.." gibi laflar edecek oldum.. Vatandaşın hallerine idmanlı olan sayım görevlisi, benim yerime cevabı kayda düştü:
- "Gazeteci.."
- "Ama ben profesyonel futbolcu da sayılırım.."
- "Gazeteci yazdım.."
- "Ben bir sinema insanıyım.. Aktör deseniz.."
- "Gazeteci.. Gazeteci.."
Biz her ne kadar, yaptığımız meslekleri sayıp "Devr-i kıyamette böyle kaydedilmiş efsanemiz.." dediysek de ikna edemedik adamı.. Adamın kararlılığı karşısında motivasyonum bozulduğundan diğer soruların üzerinde fazla durmadım.. Sadece;
- "Son adresinizden niye taşındınız?" sorusuna cevap verirken, hassas davranıp "Kendi rızamla çıktım.." dedim ki devletin sayım defterine "Ev sahibine kira takmış.." diye kayıt düşmesinler..
Eğer "Issız bir adaya gitseniz yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?" diye sorsalardı, göstereceğim şevkati biri kaldıramayacağından;
- "Üç tane nüfus sayım memuru.." derdim..