Demirel'i Çankaya'da tutma planından sonra Meclis Başkanı seçiminde de oyun bozanlık etmesi, ANAP'a öfkeyi kabarttı.
Hoş, son turda MHP'li adayın seçilmesi ile amaca ulaşıldı ama bu ANAP sayesinde değil ona rağmen oldu.
Şimdi "Mesut Yılmaz'a ve partisine güvenilemez. DSP ve MHP'nin meclisteki gücünü transferlerle iktidar çoğunluğu için yeter sayıya yükseltelim" fikir jimnastikleri yapılıyor.
İki partinin 262 milletvekili var.
Öteki partilerden 14 milletvekili transfer edildiği takdirde bu iş bitecek!
Meclis Başkanı seçiminde MHP'li İzgi'yi desteklemeye ikna edilen muhalefet milletvekilleri, transfere de ikna edilebilir.
Hatta ANAP'tan bile gelecekler olabilir..
"Öfke baldan tatlıdır" demişler..
Ama öfke üzerine başka atasözleri de var:
"Keskin sirke-küpüne zarar.."
"Öfke ile kalkan zararla oturur.."
Siyasi tarihimiz parti değiştirmenin hayra hizmet ettiğini yazmıyor. Transferler daima istikrar ve fazilet adına pazarlandı ama sonunda hep ahlâksızlık çıktı.
Ne parti değiştirene, ne transfer yapan partiye, ne de ülkeye hayır getirdi.
Tersini düşünenler olsa da, Demirel'in engellenmesi sonunda doğan durumun kötü olduğunu halka inandırmak imkânı yoktur.
Meclis Başkanlığı da, iktidarın değil meclisin uzlaşmasına dayanan bir seçimdir. ANAP grubu, tepeden inme bir karara asker disiplini içinde uymadığı için suçlanamaz.
Üçlü koalisyonu bu bahane ile bozmak, pire için yorgan yakmaktır.
Üçlü koalisyonla gelen istikrar, mide bulandırıcı transfer yozluklarına meydan verilmemesi sayesinde yaşıyor.
MHP, elindeki transfer olanaklarını kullanmayarak yücelmiştir. Fazladan 3-5 bakanlık bu partiyi büyütmeyecek, küçültecektir.
Böyle bir çoğunluk DSP-MHP koalisyonunu "bıçak sırtında bir iktidar" yapacaktır.
Başbakanlık sorun olacak, Avrupa süreci ile enflasyonla mücadele programı ve yolsuzluklarla savaş çabaları ağır darbe yiyecektir.
Bu düşünce gerçekse hemen unutulsun.. Spekülasyonsa hemen önlensin..
Türk Milleti dün sayıldı..
Koyunlar ve ağaçlar da sayılır.
İnsanlar sayılmayı, aritmetik bir veri olmaktan daha ötede, en azından "hatırının sayılması" bağlamında talep ediyorlar.
Bir günlük "ev hapsi" bu beklentiyle çelişen bir durumdu. Dileriz, 5 yıl sonra yine aynı ilkel yönteme mahkum edilmeyiz.
Ama şimdi asıl "vatandaş olarak sayılma"nın devlete ve hükümete yüklediği görev karşılığını hemen bekliyor.
Başbakan Ecevit yalnız Egebank'ın değil, batan öteki bankaların da üzerine "sonuna kadar gidileceğini" söylüyor.
"Sayın vatandaşlar" da bunu bekliyor.
Ama daha fazlasını bekliyor:
Bankalarda batan para kimine göre 5, kimine göre 8 milyar dolar.
Bu paralar, soy-sop suçlulardan son kuruşuna kadar geri alınmalı.
Vatandaşı saymak böyle olur.
Çalınan parayı, halka vergi salarak yerine koy, bir kaç hırsızı hapse tık; yetmez.. Bu vatandaşı saymak değildir!