kapat

20.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )


Geçen yüzyılın mirası

Bazı toplumlar gözlerini geleceğe diker ve ilerlemenin, yaşam kalitesini artırmanın yollarını arar.

Ekonomi, toplumsal organizasyon, tıp, uluslararası ilişkiler gibi birçok alandaki araştırma; refahı artırma, insan yaşamını uzatma, çalışma koşullarını iyileştirme, savaş ve yıkımları önleme gibi amaçlara yöneliktir.

Bazı toplumlar da bizim gibi gelecek yerine, sürekli geçmişle ilgilenir.

Geçmişi yorumlamak, ulusun yaşamındaki önemli noktaları anmak ve durmadan bu konuları tartışmak, vazgeçemediğimiz bir alışkanlık haline dönüşür.

Bu kuralın en önemli istisnası Mustafa Kemal Atatürk'tür.

Dahice bir sezgiyle, bütün gücünü geçmişi tartışmaya değil, geleceği kurmaya adamıştır. Eğer o da diğer Türkler'e benzeseydi, ömrünü ; "Tanzimat Fermanı hayırlı oldu mu olmadı mı?", "2.Mahmut dönemindeki askeri reformlar amacına ulaştı mı? Nizam-ı Cedid faydalı mıydı?" gibi sorularla geçirmesi gerekecekti.

Ama o farklıydı.

Bu tartışmaları tarihçilere bıraktı ve heyecan verici bir uygarlık projesine adadı yaşamını.

***

Ne var ki biz hala onun bıraktığı noktadayız.

Bir yüzyıl önce de var olan sorunlar, gündemimizin baş sıralarında. Demek ki aradan geçen koca 20.yüzyıl bu sorunları çözmemize yetmemiş.

Ve geçen yüzyılın konuları uluslararası merkezlerde ısıtılıp ısıtılıp önümüze sürülüyor.

Daha önce de bir kaç kez belirttiğim bu kanımı güçlendiren bir kitap var elimde. Değerli araştırmacı Orhan Koloğlu "Aydınlarımızın Bunalım Yılı" olarak adlandırdığı 1918 yılını incelemiş. Basından örneklerle bu alt üst oluş döneminin nabız atışlarını iletmiş.

Kitapta yayınlanan bir karikatür herşeyi anlatmaya yeterli: 1919 yılında Diken Dergisi'nde yayınlanan bu karikatürde ulusal giysileri içindeki bir çok millet ellerinde valizlerle bir yere doğru planlı bir biçimde yürürken, bir başka köşede iki Türk birbirinin gırtlağına sarılmış kavga etmekte.

Ve altında şöyle yazıyor: "Herkes hazırlığını bitirmiş, hukukunu müdafaaya gidiyor. Biz hala aramızda boğuşmakla meşguluz."

Kitapta yer alan 1918 basını ve yazarlar arasındaki şiddetli tartışmalar da bu durumu gösteriyor zaten.

Yönetimi ele geçirmiş olan İttihatçı paşalar, impatorluğu gereksiz bir cihan savaşına sokarak mahvetmişler, Anadolu'nun milyonlarca insanı savaştan, açlıktan, hastalıktan kırılmış; bunlar yetmiyormuş gibi bir de Ermeni Tehciri yaşanmış.

Paşalar kaçtıktan sonra basının büyük kısmı Enver, Talat ve Cemal'in ağır sorumluluklarını hatırlatıyor ve onlardan hesap sorulmasının istiyor. Bu hesap, döneminde sorulmadığı ve mesele uygar bir platformda çözülemediği için de 21.yüzyıla sarkıp, Türkiye Cumhuriyeti'nin karşısına çıkıyor.

Geleceği kurmak için harcanacak enerji, geçen yüzyılın sorunlarına saplanıp kalıyor.

Keşke bir tarihçi bugünlerde çıkıp "çadır mahkemesi"ni anlatsa diyorum.

Hani sarayın bahçesine kurulan çadırda görüldüğü için bu ismi alan mahkemeyi.

Bu önemli dava, ne yazık ki pek çok eser gibi Koloğlu'nun kitabında da yer almıyor.

Madem ki uluslararası dengeler geçmişi tartışmamızı şart kılıyor, o zaman bu işi ertelemeden, sulandırmadan, kendi kendimize yalan söylemeden yapalım.

Anadolu insanını Türk ve "anasır (unsurlar)" diye ayırmadan toptan kırımlara uğratan İttihatçılar'ın sorumluluk derecelerini saptayalım.

Çünkü Atatürk'ün büyük bir isabetle karşı çıktığı İttihat yönetimi, 21.yüzyılımızı da karartmaya aday görünüyor.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır