kapat

20.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
NECATİ DOĞRU(ndogru@sabah.com.tr )


Projeci prens!

Türkiye'ye ilk geldiğinde çocuk yüzlü, samimi gülüşlü, sıcak bakışlı biriydi.

İşte prens!

Diye yazdı gazeteler.

Başbakan Özal'ın prensi...

O zaman...

Bir papatyalar modası vardı...

Baş papatya Semra Özal'dı...

Bakan eşleri ile devletle iş yapan yeni yetme zenginlerin eşleri de cıvıl cıvıl alt papatyalardı... Eğelence geceleri düzenlenir, kocaları "Transformasyon... Transformasyon..." diye tempo tutarken papatyalar dans ederlerdi.

Bir de prensler modası vardı...

Prensler piyangodan çıkmamıştı.

Papatyaların yakınında dururlardı.

Hepsi Amerika'da okumuş çocuklar...

Hepsi vizyon sahibi, değişimci...

Adnan Kahveci... Engin Civan...

Bülend Şemiler... Ercan Kumcu...

Diğerleri... Ve Rüşdü Saracoğlu...

Ahmet'in babası Turgut Özal, ülkeye dönüp başbakan olunca, Ahmet'in ABD'deki arkadaşları da; "Türkiye'nin bilginize, görgünüze, kariyerinize ihtiyacı var..." diyerek memelekete çağrıldılar. Devlet bankalarının başına, özelleştirmenin başına, Hazine'nin başına, Toprak Mahsulleri Ofisi'nin başına oturtuldular.

Prensler ikiye ayrılıyordu.

Projeci prensler... Normal prensler...

Normal prensler, normaldi...

Projeci prensler yaman prenslerdi.

Çok ilginç...

Bunların başına geçtiği devlet bankaları (bir-ikisi hariç) hep soyguna uğradı.

Rüşdü Saracoğlu da...

Ahmet'in arkadaşıydı...

O, bir projeci prensti...

İsmet İnönü'nün başbakanlarından Şükrü Saracoğlu'nun torunu Rüşdü, Michigan Üniversitesi'nde parlak bir öğrenci olmuş, matematik bölümünü bitirmişti, sonra da IMF'ye girmişti. Bugüne kadar IMF'ye girip çalışan 400 kadar Türk uzman olmuştu, Rüşdü de onlardan biriydi.

Özal, onu Ankara'ya çağırdı...

İlkin Merkez Bankası Araştırma Grubu Başkanı oldu. Sonra 1987'de özel bir kararnameyle Merkez Bankası Başkan Yardımcısı sayısı, sırf prens Rüşdü'ye yer açmak için, 3'ten 4'e çıkarıldı. Yavuz Canevi Hazine'ye kaydırıldı. Rüşdü Saracoğlu Merkez Bankası Başkanı işte böyle oldu.

Ve projesini başlattı...

Adı ekonomi literatüründe "Sıcak Para Cenneti Türkiye Projesi" diye geçer. Önerisiyle 32 sayılı karar çıktı. Kambiyo kontrolleri kalktı. Türkiye'den dışarıya, dışarıdan Türkiye'ye serbest para hareketleri başladı.

Merkez Bankası her işi bıraktı.

Döviz kurunu düşük...

TL faizini yüksek tuttu...

***

Yerli ve yabancı para...

Yüksek kazancı görmüştü.

Türkiye'ye döviz aktı...

Dövizler Merkez Bankası'na geldikçe Merkez Bankası döviz karşılığı Türk lirası bastı; halka da "Bakın görün transformasyonu... Artık karşılıksız para basmıyoruz, döviz karşılığı para basıyoruz... Merkez Bankası'nın borçlanması yerine Hazine'nin piyasalardan piyasa faiz fiyatıyla borçlanması dönemini başlatıyoruz..." denildi.

Dövizler Türk lirasına dönüştü...

Yüksek faizle bankalara yattı...

Bankalar da üstüne komisyonlarını koyup bu parayı yüksek faizle devlete borç (Hazine kağıdına) diye sattılar.

Korkunç sömürü başlamıştı.

Türkiye dünyanın en pahalı faizleriyle borçlanan ülkesi olmuştu. Dünyada paranın maliyeti dolar bazında yüzde 5 ile 8 arasında değişirken, Türkiye'de yüzde 20... yüzde 30... yüzde 40'a kadar çıkıyordu. Bu yüksek kazancı gören dış para Türkiye'ye geliyor, ballı-kaymaklı faizi alıp geri dönüyordu.

Bankalar büyük kâr ediyordu.

Banka sahibi olma iştahı buradan peydahlanmıştı. Sanayiciler de asıl işlerini bırakıp, faizden kazanmayı öne geçirmişlerdi. Eskiden bir sanayicinin faizden gelir elde etmesi "tefecilik" diye hakaret kabul edilirken, son 10 yılda İSO'nun "500 Büyük Firma Anketi"nde kârların yüzde 90'ının faizden elde edildiği belgeleniyordu.

Sanayici paradan para kazanıyor.

Devlet dış paraya yüksek faiz ödeyerek açıklarını kapatıyor. Türkiye, ihracatını, turizmini artırmadan döviz birikimi yüksek ülke durumunu koruyor, bu arada ithalat da patlıyordu.

Türkiye uyuşmuştu...

Sahte cennet olmuştu...

***

Uyuşuk sahte cennet, dolar bazında yüzde 20... yüzde 30... yüzde 40 faizler ödeyerek soyuluyordu. Politikacılar mali ve ekonomik reformları yapamadığı için her yıl 5 ile 10 milyar dolar fazla faiz ödeyerek Türk halkının sırtından ABD zenginlerine, Fransız zenginlerine, İngiliz, Alman, Norveç, İsveç zenginlerine ve içerde Türk zenginlerine kaynak aktarılıyordu. 10 yıl içinde Türkiye yaklaşık 100 milyar dolardan daha fazla bir kaynak ödeyerek borçlandı. Enflasyonu da indiremedi, gelen parayı da içeride yatırımlara dönüştüremedi.

Ve sahte cennet prensi Rüşdü, milletvekilliği görevi bitince: Ne tesadüf...

Bankekspres battı: Rüşdü danışman.

İnterbank battı: Rüşdü danışman...

Egebank battı: Rüşdü danışman...

Ne tesadüf...

Prens Rüşdü döneminde düşmeyen faizler, prenssiz idare edilen şu yeni dönemde hızla düşmeye başladı. Ve Rüşdü Saracoğlu İstanbul DGM Savcılığı'nda Egebank soygunu ile ilgili olarak 2 saat sanık olarak ifade verdi.

Eski prens, prenslik döneminde kendisini manşetlerle alkışlayan basını da "cellatlık yapmakla" suçladı...

O, bir projeci prensti...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır