


Hayati bir konu
İçişleri Bakanı Tantan, "Meydana çıkan pislikler olanların binde biri" diyor.
Binde biri buysa, geri kalanı hesap edin!..
Tantan, "hükümetten tam destek var, vatandaş da yanımızda, pislikleri mutlaka temizleyeceğiz" diyor.
Ama nasıl?..
Eğer bir "anlaşma" yapmazsak, hayatta temizleyemeyiz...
Türkiye'yi temizleme anlaşması... "Erk"i elinde tutanların altına "namus imzası" koyacağı bir anlaşma... Üstelik ölümüne!..
Var mısınız?
Biz, Susurluk'ta "Temiz eller başlasın" diye feryat ettik...
Ama Susurluk uyutuldu!..
Hadi şimdi Egebank'la başlayalım. Öteki batık bankalarla başlayalım!
Var mısınız?
Buna yoksanız eğer, "pislikler temizlenecek" demeyin!..
Çünkü başka türlü temizlenmez...
Avrupalı
Bilimadamları 250 milyon yıl sonra Avrupa, Amerika, Asya ve Afrika kıtalarının birleşeceğinden israr ediyorlar. Öyleyse 250 milyon yıl sonra kendiliğinden Avrupalı oluyoruz. O halde, AB'ye girmek için fazla uğraşmamıza gerek kalmıyor! Şansımız varmış!..
İlaç gibi
Amasya'da, cinci hoca olarak tanınan, gelenlere muska yazıp üfleyen bir vatandaş, evinde esrar da satıyormuş... Müşteri kılığında gelen polise de esrar satınca yakayı kaptırmış... Herhalde artık üfürük sektöründe eski kazançlar yok ki, işleri genişletip narkotiğe girmiş...
Yahya amca'dan özür!
Geçen gün Yahya Demirel ile Yahya Murat Demirel isimli iki yeğen üzerine birkaç satır yazı yazmıştım.
"Ne tesadüftür ki, her ikisinin de adı Yahya fakat her ikisi de birçok şaibenin kahramanı oldular" diyerek bir tahmin yürütmüştüm...
Yahya ismi olsa olsa Süleyman Bey'in babasının adı ne yazık ki bu yeğenlere "uğurlu" gelmemiş, demiştim... Kendisine yakın kaynaklardan öğrendim ki, eski cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel bu espriye üzülmüş...
"Yahya" sahiden rahmetli babasının adıymış...
Yahya Bey, Kafkas cephesinde büyük yararlıklar göstermiş, son derece inanmış ve iyiliksever bir insanmış... Belli ki tertemiz bir ismin, böylesi olaylarda "telaffuz ediliyor" olması üzüntü konusu olmuş...
Ben, sadece küçük espri yapmış olsam da, kendi adıma rahmetli Yahya amcadan özür diliyorum.
Ama sanırım, bu temiz isme layık olamayan bazı Demirel'lerin de ona kocaman bir özür borcu var!
Nüfus
Bu Pazar yapılacak nüfus sayımı için belediyeler her türlü yola başvuruyor. Çünkü bölgelerinde çıkan nüfusa göre "ödenek" alacaklar... Öyleyse dikkatli olmak gerekiyor. Nüfus bilgilerine "ilave" yapabilirler, hiç ummadığınız biçimde yeni yeni çocukların sahibi olabilirsiniz!
Şirket
Dolandırıcılıktan ayrı ayrı yakalanıp, Buca cezaevinde aynı koğuşa kapatılan dört kafadar, burada tanışmışlar, birbirlerinin yeteneklerini gözden geçirmişler ve tahliye olduktan sonra paravan şirketler kurup, naylon fatura işine girmişler... Bizde cezaevleri "otel" yerine de geçiyor!
Konuşun bakalım
Egebank olayı ile ortaya çıkan pislikler yüzünden, basın birbirini boğazlıyor.
O kadar ki, gazete yönetmek veya yazı yazmak "en tehlikeli" pozisyonlardan biri haline geldi.
Gazeteciler birbirine en acımasız yöntemlerle yüklenirken devlet susuyor! Hazine yetkilileri ve Maliye Bakanlığı uzmanları susuyorlar!
Biz kendi kendimizi yiyoruz, onlar seyrediyorlar...
Halbuki bütün bilgiler onlarda!..
Tutulmuş raporlar, müfettiş kayıtları, istihbarat bilgileri, gizli alışveriş notları ve savcılık dosyaları ellerinde... Peki niye susuyorlar?
Bütün pislikleri biliyorlar ve susuyorlar!
Çünkü, basının "itibar kaybetmesinden" gizli bir lezzet alıyorlar, menfaat umuyorlar...
Basının itibar kaybetmesinin, karanlık dolapçıların işine geleceğini bildikleri halde... Türkiye, iğrenç bir yolda doludizgin ilerliyor.
"Tuz" hızla kokuyor.
Ama tuz kokmayacak!
Devlet mutlaka harekete geçmek zorunda, bu gidişe daha fazla tahammül edilemez.
Eldeki bütün raporlar ve bilgiler savcılara verilmeli, kim pisliğe karışmışsa hesabı sorulmalı...
Hazine konuşmalı!..
Türkiye'de, kaç paranın, hangi yolla nereye gittiğini en iyi bilenler onlar!
Çıksınlar, konuşsunlar!..
Görevlerin yapsınlar!..
Çünkü basın görevini yapmaya devam ediyor!..