kapat

19.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )


Hukuk kavramından vazgeçemeyiz

İçişleri Bakanı, Yavuz Donat'a diyor ki: "Bunlar daha pisliğin binde biri!"

Ve devam ediyor: "Ortada haksız kazanç var, illegal edinilen servetler var. Türkiye bu işlerin aydınlatılmasını istiyor!"

Bakanın bu sözlerine kimsenin en ufak bir itirazı olamaz. Türkiye bir yolsuzluk cenneti haline geldi.

Televizyonların ana haber bültenleri, ortaya çıkan yolsuzlukları sıralamaya yetişemiyor.

Hafızamıza çakılan görüntüler DGM'ye, Emniyet'e götürülen kelepçeli insanlarla dolu.

Gırtlağımıza kadar pisliğe batmışız.

Ve İçişleri Bakanı "Daha bunlar işin binde biri!" diyor.

Daha o söylemeden de hissediyoruz böyle olduğunu. Karanlık köşelerde ne işler çevrilmiş, ne paralar el değiştirmiş; şaşırıp kalıyoruz.

***

Halk artık bir aydınlanma istiyor.

Bize elektronik postayla, mektupla, faksla ulaşan okurlarda bir tereddüt seziliyor: "Acaba bu işler de diğerleri gibi kapatılacak mı? Şimdi konuşulmakta olan yolsuzluklar beş on gün sonra kapatılıp, unutuluşun derin kuyusuna mı terk edilecek? Yoksa gerçekten temizlenme, arınma, aydınlanma dönemi mi başlıyor?"

Doğrusu, daha önce yaşadıklarımız bu konuda çok umutlu olmamıza izin vermiyor ama yine de beklenti içindeyiz: "Belki bu sefer işler değişir, belki bu kez suçlular cezasını görür."

***

Adalete susamış olan halkın bu beklentisi, hepimizi kurban arayışına itiyor. Yıllardır sabırlarıyla oynanmış dürüst insanlar, sonucun bir an önce alınmasını ve suçluların cezalandırılmasını istiyor.

Roma arenalarında oturan seyirciler gibiyiz. Mecazi anlamda kan görmek istiyoruz.

Bu durum başka bir tehlikeyi beraberinde getiriyor: Hukuksuzluk tehlikesini!

Adalet kavramı; kılı kırk yarmayı, delil toplamayı, uzun süren incelemeleri gerektiriyor.

Bunlar olmadan insanların aslanın ağzına atılması ve peşinen suçlu ilan edilmesi çok tehlikeli bir süreç.

Bir insanın suçlu olup olmadığına ancak bağımsız yargı karar verebilir.

Elbette kuşkular, kanaatler, alınan ihbarlar da önemlidir ve bir fikir edinmeye yardımcı olabilir ama kendimizi yargıç yerine koyup, idam kararları vermemiz doğru değil.

***

Bir başka tehlike de dezenformasyon denilen yanlış bilgilendirme.

İşi iyice karıştırıp, ortalığı toza dumana boğmaktan medet uman çevreler ortaya olmadık isimler sürüp kafaları karıştırabilirler.

Eğriyi doğrudan, gerçeği yalandan, hurafeyi delilden ayırmak bağımsız yargının işi; bizim değil.

***

Kaç kuşaktır hukukçu yetiştiren bir evde büyümüş olmanın kazandırdığı deneyimle biliyorum ki adalet çok zor, çok ayrıntılı ve çok dikkatli inceleme süreçleri gerektiren bir mekanizma.

"Vebal almak!" diye bir kavram olduğunu da unutmayalım.

***

Bu noktaya dikkat çekmek, yolsuzluklar aydınlatılmasın ya da sürüncemeye bırakılsın demek değil.

Olağanüstü yetkilerle donatılmış ihtisas mahkemelerinin gece gündüz demeden yıldırım hızıyla çalışmasından ve olayları aydınlatmasından yanayım.

Bunu özlüyor, hatta hükümetten bunu talep ediyorum.

Ama adalet adalettir, hukuk da hukuk!

Bu ilkeleri feda edemeyiz.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır