VİP listesini düzenleme yetkisi sadece Başbakan'da. Ecevit VİP'i kullanmayı sevmiyor. Ama nedense bunun kötü kullanımına da ses etmiyor. Oradan şarkıçısı türkücüsü, dansözü, ilgilisi ilgisizi geçiyor, ama Ecevit geçmiyor. Ecevit ve eşi THY uçağının önünde de oturmuyor, en arka sırayı seçiyorlar. Ancak burada da bir samimiyetsizlik var. Ecevit uçağa binerken herkes gibi binmiyor, onu uçağa özel araçla getirip arka kapıdan bindiriyorlar. Korumalar da araya set çekiyor, Ecevit çifti en arkada rahat oturuyor. Yani uçağın önündeki konfor, ihtimam ve ayrıcalık arka sıraya taşınmış oluyor. Hepsi bu. VİP'i babasının çiftliği gibi kullananlar ise devam ediyor.
* DSP'li Bülent Gök'ün usulsüz işler yaptığı ne zamandır biliniyor?
* Bülent Gök'ü DSP'den aday olmaya kim ikna etti?
* Ecevitler Bülent Gök'ü aday yaparken hiç araştırma yapmadılar mı?
* DSP'de Bülent Gök gibi tesadüfen aday olan ve seçilen kaç kişi var?
* Ecevit'in seçtirdiği kaç milletvekili gerçekten demokratik sol ilkelere bağlı?
* Ecevit Gök'ü partiden atarken nasıl bu kadar hızlı ve hassas davrandı?
* Ecevit yolsuzlukla ilgili her konuda bu kadar hassas davranıyor mu?
* Egebank'ın durumunu anlatan raporun 6 ay ortaya çıkarılmaması konusunda neden bu kadar hassas olunmuyor?
Fazla kilolar için yepyeni bir yöntem
Bu köşenin sürekli okurları, iki yıl önce fazla kilolarımdan şikayet ederek başladığım rejimi hatırlarlar. Hiç acele etmeden, kendimi sıkıntıya sokmadan 9 ayda aşağı yukarı 12-14 kilo vermiştim.
Gerçi bunun bir kısmını sonra aldım, ama en azından iki yıl öncesine oranla 10 kiloya yakın daha hafifim.
Üç aydan fazla oluyor artık, sigarayı da bıraktım, şimdi bunun yan etkilerinden korunmaya çalışıyorum. Yan etkide bir numara herhalde herkes biliyordur, kilo almak. Sigara bırakanların yüzde 90'ında ani kilo alma görülüyor. Ben de kilo almaya uygun bir vücut yapısına sahip olduğum için açıkçası korkuyordum. Bu nedenle gerçekten çok kontrollü gitmeye çalışıyorum. Yürüyüş yapıyorum, yemek düzenimi iyi ayarlamaya ve abur cubur yememeye çalışıyorum. Sigarayı bıraktığımdan bu yana da kilo almadım çok şükür, ama pek vermedim de yani dengede tutmuşum.
Geçen hafta yeni bir zayıflama yöntemi öğrendim. Ben uygular mıyım, bilmiyorum ama eminim ki pekçok kişi ilgilenecektir.
Bu yeni yöntem tamamen yenilen gıdalarla ilgili. Bazı gıdalar yanyana geldiğinde kilo toplayıcı özellik kazanıyor. Gerçi hamur işleriyle eti ya da daha bilimsel adıyla karbonhidratlarla proteinleri karıştırmadan yapılan bir rejim var, çok yapan biliyorum, bu ona benziyor ama öyle değil.
Bu sistemde kişinin kendi vücut yapısına, organik yapısına uygun gıdalar belirleniyor. Bunun için de kan testi yapılıyor, kan bu konuda bütün ipuçlarını veriyormuş. Yapılan testten sonra hangi gıdaları yiyeceğiniz söyleniyor. Bu gıdalardan istediğiniz kadar yiyorsunuz, sadece size uymayan gıdaları bunlarla karıştırmıyorsunuz.
Bu rejimin bir özelliği de sıkıntıya girmiyorsunuz ama yavaş zayıflıyorsunuz. Aslında doğrusu da bu, hızlı verilen kilolar aynı hızla geri alınıyor, yavaş verdikçe daha sağlıklı oluyor.
Bu yeni sistemi California'da pekçok kişi üzerinde denemişler ve başarıya ulaşmışlar. Bu sistemi uygulayan Amerikalı uzman, bunlara nutisyen deniyor, alternatif tıp doktoru oluyorlar, Rita Marchetti önümüzdeki Pazartesi günü Türkiye'ye gelecekmiş. Biraz reklam gibi olacak ama çok sevdiğim Cengiz Uras bu konuyla yakından ilgili. Marchetti ile ilgili her türlü izin de alınmış. İlgi duyanlar (212) 236.73.67 ve 68 nolu telefonlardan ayrıntılı bilgi alabilirler.
Çok sayıda mesaj gönderen, telefonla arayan havacılar "Asıl rezalet Devlet Hava Meydanları İşletmesi'nde yaşanıyor. Bu kurum özelleşmeden ya da özerk hale getirilmeden Türkiye'de sivil havacılığın önü açılmaz" dediler.
Sivil Havacılık Genel Müdürü'nün bir süre önce rüşvet aldığı için değiştirildiğini söyleyen havacılar "Dünyada sivil havacılık teşkilatları ICAO'ya bağlıdır. Ama bu kurumun Türkiye'de muhatabı yok. Yakında ICAO Türkiye'den başlayan uçuşlara yasak getirirse kimse şaşımasın" diyorlar.
Bu arada DHMİ'nin yine bir devlet kuruluşu olan Sivil Havacılık Teşkilatı ile ilişkilerini çok kötü tuttuğu, sivil havacılık görevlilerine meydanlarda geçiş kartı bile verilmediği de söyleniyor.
Öte yandan Devlet Hava Meydanları İşletmesi'nin çiftlik gibi yönetildiği ve devletin sırtına inanılmaz maddi yük getirdiği de belirtiliyor. Örneğin Atatürk Havalimanı'na yapılan ikinci pistin hiçbir faydası olmadığı yaklaşık 11 trilyon liranın boşu boşuna harcandığı ileri sürülüyor. Havacılara sordum "Yeni pist yapıldığında iniş kalkış sayısı artacak mı?" diye, "Hayır hiçbir şey değişmeyecek" dediler.
Meğer aynı anda iniş ve kalkış yapılabilmesi için iki pist arası daha fazla boşluk olması gerekiyormuş. Yapılan ikinci pist birinciye çok yakınmış ve sadece yedek pistmiş. İkinci pist için özel havayollarının bulunduğu bölüm de yıkılıyor, bu kuruluşlar için alanın kuzeydoğu bölümünde yeni bir yer hazırlanıyor. Ancak havacılar "Burası öyle lüzumsuz ve büyük bir masrafla yapılıyor ki, bunun yerine özel kuruluşlar için ayrı bir havaalanı yapılsa çok daha ucuza malolur" diyorlar.
Yani anladığım havaalanlarında "ihanete varan" aymazlık ve sorumsuzluk sadece Hava Kontrol Merkezi ile sınırlı değil. Her taraftan sarmışlar.