Kamuda ortaya çıkan yolsuzluk olayları ve bizdekine benzer silâhsız banka soygunları Batı'da deprem yaratır.
Çünkü vatandaşlar, bu tür olayları, ceplerinden cüzdanlarının çalınması ile eş tutarlar.
Suçlular ve işbirlikçileri, kim olursa olsun ibretlik cezalara çarptırılır.
Avrupa Birliği'nin Türkiye Temsilcisi Karen Fogg, Yeni Binyıl gazetesine şöyle diyor:
"Türk kamuoyu yolsuzlukla mücadele konusunda çok bilinçli değil. Vergilerinin nereye gittiğini sorma konusunda cesaretlendirilmemiş.."
Evet, Türk halkı yolsuzlukları sirkte cambaz seyreder gibi seyretti. Ama bu eskidendi.
Artık soygunların tanığı değil mağduru olduğunu biliyor ve tepki gösteriyor.
Geçmişten gelen terörle ilişkisine ait şüphelere rağmen bu halk, hırsızlığa bulaşmadığı için MHP'yi seçimde ikinci parti yapmıştır.
DSP'nin birinci parti olmasının en önemli nedeni de lekesiz lideridir.
Yani Türkiye'de "temiz toplum" talep eden bir halk iradesi oluşmuştur. Şimdi mesele, bu iradeyi eyleme geçirmektir.
Karen Fogg belki şu noktada haklı:
"Türk hükümetinin yolsuzlukla savaşımda kapsamlı bir programı olduğunu zannetmiyorum. Bireysel olarak takip edilen çeşitli tipte önlemler var. Ancak bu önlemler şimdilik bir bütünü oluşturmuyor."
İktidarın temizlik kararlılığını, Tantan'ın, Temizel'in, bir kaç savcı ve polisin çabaları kanıtlamaya yetmez.
İhale yasasını, memurlar kanunu ile ceza kanununu değiştirmek, hükümet üyeleri ile milletvekillerinin dokunulmazlıklarını daraltmak, özelleştirmeleri bitirmek ve yargı bağımsızlığını güvence altına almak gerekiyor.
Zaten Avrupa Birliği'ne girmek için de bunları yapmamız şart.
Körüklenen linç psikolojisi, temiz toplumu kurumlaştıracak reformları gürültüye getirmenin sebebi olmasın.
Egebank'la danışmanlık ve kredi ilişkileri nedeniyle "sanık olarak" savcıya ifade verdi.
Saracoğlu'nun, akıl hocalığı yaptığı bir değil, üç bankanın batmasını "uğursuz"luğuna yoran yazılar okuyoruz gazetelerde.
Bizce yanlış.. Uğursuzluk asıl, böyle kritik görevlerde bulunmuş kişileri yüksek paralarla kiralayanların niyetlerinden geliyor.
İtibarlarını, banka soyguncularına "maymuncuk" diye satanların ahlâki zayıflığı..
Ve böyle kişilerin kullanılmasını önleyecek yasal tedbir eksiği de, uğursuzluğu toplumsal bir felâket boyutuna çıkarıyor.
Sivri sineklerle uğraşalım ama artık bataklığı kurutmayı da öğrenelim!
Çünkü rüşvet karşılığı vakıf arazilerinin ucuza kiralanmasına aracılık yaptığına dair kanıta dayalı bir suçlama var.
Gök'ü istifa ettiren Ecevit doğru bir iş yaptı.
Ama olay, DSP'deki milletvekili aday seçiminin ne kadar sağlıksız yürütülmüş olduğunu da öğretmiyor mu?
DSP attı, kurtuldu diyelim. Ne fayda?.
Gök yasa yapan meclisin bir üyesi olmaya devam edecek.
Meclis insan çöplüğü mü?
Dokunulmazlık denilen zırhı, demokrasi adına savunanlar nerede?