kapat

17.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
İPEK CEM(ipek.cem@sabah.com.tr )


Kuş bakışı

Kişiler gibi ülkeler de bazen içlerine kapanabiliyor. Daha doğrusu, kendi içlerinde yaptıkları değerlendirmelere çok fazla alışabiliyor. Bu yaklaşımlardan bir güven ve rahatlama hissi alınabiliyor. Dünyadaki gelişmelerin hızı ve bizlere yakınlığı Türkiye'nin içe kapanmasını önlüyor. Dışa açık yaşamaya, olaylara müdahale etmeye mecbur kalıyoruz.

Bugün esas itibariyle yabancı yatırımcıların Türkiye riskine bakış açılarını ele almak niyetindeyim. Bu bakış açısını değerlendirirken, ülkedeki politik görüntüyü de yine dışarıdan bakanların gözünden yakalamaya çalışacağız. "Davulun sesi uzaktan hoş gelirmiş" derler. Türkiye şu günlerde bu "kısa metrajlı" avantajının farkına varmalı. Uluslararası piyasalardaki düşüş, öncelikle gelişmekte olan ülkelerin piyasalarını yabancı yatırımcılar açısından daha 'talep edilir' hale getirdi.

Petrol fiyatlarındaki artış, euronun kötü performansı ve uluslararası ilişkilerde tansiyonun yükselmesi, Türkiye'nin 'korunaklı bir liman' olduğu izlenimini yaratıyor. Ne de olsa, benzer piyasalara oranla, Türkiye hem daha sağlam hem de daha istikrarlı bir büyüme tablosu çizmekte. Ayrıca politik anlamda da bu gelişmelerden büyük ölçüde korunmakta. Bütün bu nedenlerden dolayı da, İMKB uzun süredir içinde bulunduğu düşüş sendromundan kurtuldu. Geçtigimiz hafta hızlı bir yükselme grafiği çizdi. Balkanlar ve Akdeniz piyasalarına oranla da üstün bir performans yaşadı.

Ancak genel bir trend olarak ele alındığında, örneğin borsaya giren yatırımcılar değil de doğrudan yatırımlara bakıldığında Türkiye'nin çok geride olduğu gözlemleniyor. Geçen yıl Mısır ve Tunus gibi riskli ve küçük pazarlar dahi, Türkiye'nin iki katına yaklaşan doğrudan yatırım aldılar. Uzun dönemli bakıldığında bu yatırımların değeri çok fazla. Doğrudan yatırımların artması için, Türkiye'nin siyasi riskinin düşmesi gerekiyor. Burada kastettiğimiz, politik istikrarsızlıktan veya sistemdeki bilinmezlerden doğan siyasi risk. Hükümetin uyumlu devam etmesi, belli yasaların geçmesi, uluslararası ilişkilerde tutarlılık ve ilerleme kaydedilmesi, yatırımcı gözündeki siyasi riski istenilen seviyelerde tutabilir.

Fırsat penceresi
Türkiye'nin fırsat penceresi sonsuza dek açık kalmayacak. Bu yalnızca AB ile ilişkilerde geçerli bir yorum değil. Ekonomik anlamda varmak istediğimiz noktaya gelmemiz için de kritik bir gözlem. Bankacılık yasasının uygulanması ve özelleştirme gibi konular politik malzeme olmaktan çıkmadığı takdirde, yükselen ekonomik itibarımız yeniden "tepetaklak" olabilir.

Türkiye'de uluslararası gözlemcilerin şimdiye kadar çok üzerine gitmediği inanılmaz gelişmeler yaşanmakta. Bankacılık sektöründen başlayarak iş ve siyasi çevrelerde ciddi bir silkelenme sözkonusu. Piyasanın tanıyıp güvendiği, iş yaptığı bazı isimler itham altında. Bu gelişmeler derinleştikçe, etkileri dalga dalga yayılacak ve ne yazık ki Türkiye'nin karnesine kırık not olarak geri dönecektir. Bazı şirketlerdeki azınlık haklarından yanan yabancı yatırımcı, başka şekillerde aldatılan yerel yatırımcıyla aynı 'tiksinti'yi daha içtenlikle duymaya başlayabilir.

Bir çuval incire yazık olmadan, kendimizi toparlamalıyız. Güvenilirlik, kişilerin veya ülkelerin sahip olabileceği en onemli varlıklar arasında yer alıyor. Birbirimize güvenemeyecek duruma gelirsek, dış dünyanın bize güvenmesini beklemek de mantıksız olur. Doğru adımları en kısa zamanda atarak, sistemi yeniden güvenilir hale getirmemiz gerekiyor.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır