kapat

17.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
GÜLAY GÖKTÜRK(gokturk@turk.net )


İş güvencesi (2)

Geçen yazımda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından hazırlanan İş Güvencesi Yasa Taslağı'nın, işçiye iş güvencesi sağlamaktan çok, sendikalara üye güvencesi sağladığını yazmıştım. Dünyadaki trende paralel olarak, Türkiye'de de kan kaybeden sendikacılığın bu yolla, yani devlet desteğiyle ayakta tutulmaya çalışıldığını, bunun da yapay birşey olduğunu ifade etmeye çalışmıştım.

"Öyle ya da böyle, işçinin iş güvenliğinin pekiştirilmesi iyi birşey değil mi, dolayısıyla bu tasarı işçi dostu bir tasarı değil mi?" diye sorulabilir.

Hayır değil. Bu tasarı, işçi dostu olmak bir yana, işçilerin orta ve uzun vadeli çıkarlarıyla taban tabana zıt, "işçi düşmanı" bir tasarı. Küçük ve imtiyazlı bir işçi kesiminin "iş güvencesi"ni pekiştirmek (neredeyse devlet memuru haline getirmek) adına, geniş işçi kitlesinin iş güvencesini zedeliyor; çünkü istihdamın daralmasına yol açılıyor.

Bu cevabı ben vermiyorum. Avrupa'da ve ABD'de yaşanan pratik veriyor.

Bakıyoruz, işçi çıkarmanın çok zor olduğu Avrupa ülkelerinde işsizlik artarken, işçi çıkarmanın kolay olduğu ABD'de hem işsizlikten eser yok, hem de işçilerin reel ücretleri yükseliyor. Öyle yükseliyor ki, işverenlerin bugün ABD'de en sıradan en vasıfsız işleri yaptırmak için asgari ücretin kat kat fazlasını ödemeleri gerekiyor. Amerika, tarihinin en büyük refah patlamasına tanık oluyor. Çünkü iş piyasalarındaki esneklik sayesinde, yüksek teknolojiye dayalı yatırımlar hızla artıyor, üreticiler global pazardaki yüksek talep esnekliğine daha kolay uyum sağlayabiliyor. Yurtdışından ABD'ye sürekli sermaye akıyor; böylece verimlilik yükselirken maliyetler düşüyor. Ve bundan en çok yararlanan da ücretliler oluyor.

Avrupalı işveren ise, işyerinde teknoloji yenilemek ve verimlilik arttırmak gibi amaçlarla işçi çıkaramadığı için, esnek üretime geçemediği için yeni ekonomiye ayak uyduramıyor, son on yılda ABD'nin fena halde gerisinde kalıyor.

Sonuçta bakıyorsunuz, işçi çıkarmanın kolay olduğu ülkede fiiliyatta işsiz kimse yok ve herkes yüksek ücretle çalışıyor; işçi çıkarmanın neredeyse yasaklandığı ülkeler ise işsizlikten kırılıyor.

Söyler misiniz, bu durumda kim "işçi düşmanı" olmuş oluyor?

Avrupa'nın önde gelen liderleri de bu handikapı anlamış durumda. O yüzden Tony Blair ile Gerhard Schröder bir araya geldiklerinde, Avrupalı işçilerin artık o katı mevzuatı "unutması" gerektiğini söylüyorlar.

Sayın Okuyan ise bütün bu olup bitenleri bilmezden gelip, Türkiye ekonomisini Avrupa'nın terketmeye hazırlandığı iş mevzuatı içine hapsetmeye çalışıyor. İş güvenliği sağlamaktan anladığı, sadece şu anda sendikalı bir iş yerinde çalışmakta olan ve faal nüfus içinde küçük bir azınlık oluşturan kitlenin iş güvenliği...

Onların iş güvenliğini daha da pekiştireceğim derken, milyonlarca kaçak işçinin, geçici işçinin ya da işsizin durumunu daha umutsuz hale getiriyor.

İşte işverenler daha şimdiden açıkça deklare ediyor: Bizim elimizi kolumuzu bu kadar bağlarsanız, aldığımız işçiyi bir daha çıkaramaz hale getirirseniz, işçi almaya korkarız, yatırım yapamayız, teknoloji yenileyemeyiz. Eğer bu yasa çıkarsa, üretimimizi Çin'e, Bulgaristan'a kaydırırız, diyor.

Ama ne sendikalar umursuyor bu tehdidi; ne de Sayın Bakan. Çünkü sendikacı sonuçta kaç kişiden aidat topladığına bakıyor. Bakanımız da sendikacıların ağzına...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır