


Biz yanmışız bu memlekette!
Bugüne kadar ülkenin sağlık sorunlarından söz edildiğinde akla hemen devlet hastaneleri, özellikle de sigorta hastaneleri gelir, sıkı bir sağlık haberi hazırlamak isteyen gazeteciler hemen bir sigorta hastanesine giderek oradaki yanlışları, haksızlıkları izler ve yazardı.
Artık olay yakalamak için bunu yapmaya gerek kalmadı. Özel Hastanelerle devlet hastaneleri sorumsuzlukta yarış halindeler. Kalp krizi geçiren yakınını Özel Acıbadem Hastanesi'ne koma halinde kaldıran arkadaşım, 1,5 milyar TL'yi almadan hastayı yoğun bakıma sokmadıklarını anlatıyor.
Cumartesi günkü Radikal'in manşet yazısı İzmir'de doğum için hastaneye koşan genç bir kadının, ikisi özel 4 hastaneden geri çevrildiğini, bu arada bebeği karnında öldüğü, buna rağmen 700 milyon verilmeden ameliyata alınmadığı için yaşamını kaybettiğini bildiriyor.
Bunların hesabını kim verecek? Böylesine insanlık dışı bir nedenle annesini kaybeden 8 yaşındaki çocuğun, onunla birlikte kaybettiği koca bir yaşamı kim telâfi edecek?
Sağlık Bakanı'nı yaklaşık bir aydır arıyoruz, her seferinde "Yurt dışında".. Herhalde Avrupa ve Amerika'daki hastanelerde inceleme (!) yapıyordur. Oralardaki ileri teknolojiyi Türkiye'deki hastanelere taşımak üzere.
Ona birilerinin maddi olanaklardan önce manevi olanları, "ruh"u, buraya taşıması gerektiğini, bunun için de öncelikle işinin başında olmasının önemini hatırlatması gerekiyor. Ve tabii bu ruh denen şeyin, hastane yöneticilerinden önce bakanın kendisinde olması lâzım ki, onlardan da isteyebilsin.
Eğer halâ yurtdışında ise (ki sanıyorum öyle) danışmanları ona Avrupa ülkelerindeki hastanelerin acil servislerini gezmesini ve kuralları öğrenmesini önersinler. Medeni ülkelerde acil servisler ücretsiz hizmet verir, gelen hastayı hiç bekletmeden tedaviye alırlar. Bir hastane için öncelik "kazanç" değil, "yaşam kurtarmak"tır.
Bu tür imkânları istismar etmekten çekinmeyen çoğu yabancı bazı vatandaşlar bundan yararlanır ve sık sık acil servisleri ziyaret ederler ama bu bile kuralı değiştirmez.
Hasta kurtarıldıktan sonra hastane sigorta varsa ödemeyi sigortadan, yoksa hastanın yakınlarından ister. Ama bu sonra düşünülecek şeydir onlar için, önce değil.
Ayrıca bu özel hastane yöneticilerine sormak istiyorum, acaba kendileri gece demeden, tatil demeden "Ya bir yakınım hastalanırsa, kalp krizi, mide kanaması geçirirse" diye 1,5-2 milyarı veya kredi kartlarını her an ceplerinde mi taşıyorlar?
CNN ve kadınlar
CNN Türk'ün kuruluş yıldönümü dolayısıyla CNN News Network Başkanı, ekibin Avrupa kolunun yöneticisi İstanbul'a gelerek kutlamaya katıldı ve konuşma yaptı.
Ben o gece orada değildim, onun için de Başkan Nan Richards'ın genç, sarışın, hoş bir kadın olduğunu gazetelerde çıkan fotoğraflarından, iyi bir konuşma yaptığını da yazılanlardan farkettim. Nan Richards "CNN Türk'ün bir yıllık performansından memnunuz" derken CNN Türk'te kadınlara sadece sunucu olarak yer verildiğine, diğer medya kuruluşları gibi, bilgi, birikim, eğitim özelliklerini kullanacakları yönetim görevlerinin burada da onlardan esirgendiğine hiç değinmemiş.
Bu durumun üzücü olduğunu kısaca belirtebilirdi oysa.. Farketmemiş olduğunu sanmıyorum, çünkü aynı sorun, çok daha hafif şekilde Avrupa ülkelerinde de yaşanıyor.
Oralarda da medya kuruluşlarında kadınlara az yer ve erkeğe kıyasla az maddi imkân sağlanıyor.
Ama hiç değilse yaşına, tipine, cinsiyetine bakılarak "Yönetici olamaz", "Programcı olamaz" kararı alınmıyor. Bizde kadın olmak yeterli bir dezavantaj ama, üstüne bir de genç ve güzel olmak fazlasıyla dezavantaj.
Türkiye'de Nan Richards görüntüsünde tek bir medya yöneticisi gösterebilir misiniz?
Türkiye, CNN Türk gibi en iyi TV kanallarında, siyasetinde, iş dünyasında (TÜSİAD'da kaç kadın var?) insan kaynaklarının yarısına kapıyı kapatıyor. Sonra da "Neden Avrupa'yı yakalayamıyoruz" diye soruyor.
Bakalım ne zaman, hergün içine uyandığımız şok olaylardan fırsat bulacağız, ne zaman kadınımızla, erkeğimizle bu yanlışı sorgulayabileceğiz?
Camide başörtüsü
Pazar günü tiyatro sanatçısı arkadaşımız Oya Başar'ın babasının vefatı dolayısıyla Kadıköy'ün Galippaşa Camisi'ndeydik. Cami avlusunda başı açık rahatça dolaşan bir kaç kadın dikkatimi çekti. Bunlar arasında çekim yapmak üzere gelen televizyoncu genç kadınlar da var.
Resmi dairelerde, okullarda başörtüsü takılması tartışma götürür. Müslümanlığın başladığı günlerde kadının korunması amacıyla şart görülen "tamamen kapanma"nın, "tesettürün" 1400 yıl sonra resmi dairelerde, okullarda artık gerekli olmadığı, ayrıca laik bir ülkede dini baskı yaratabileceği kabul edilebilir ama kutsal bir mekânda başı açık dolaşmak kabul edilemez.
Camiler ibadet yerleridir ve oraya gelenler aynen namaz kılarken olduğu gibi kendilerini Allah'ın huzurunda hissederler.
Oralarda örtünmek sadece "Yaratan"a saygı da değildir, aynı zamanda diğer inananlara saygıdır.
İki yıl önce Floransa'da tarihi bir kiliseyi görmek üzere içeri girdim, hemen görevliler yaklaşarak saçlarımı kapatmam gerektiğini hatırlattılar. Sonuçta yanında başörtüsü olmayan tüm kadın ziyaretçiler kiliseyi gezemediler, gezenleri kapıda beklediler. Kısacası bu kural Hıristiyanlık'ta da geçerli.. Ve yine kısaca, sonuç şu; camilerde kolsuz giysilerle, başı açık dolaşılmaz. Bu sizin kural tanımazlığınızın veya laik düşündüğünüzün değil saygı gösterme gereği duymadığınızın işaretidir.
Lütfen dikkat edelim..