kapat

17.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
banner
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


'Mecburi istikamet'

Ortadoğu'nun yepyeni bir "evre"ye girecek olması, bunun yol açacağı kaçınılmaz "yeni dengeler" ve bu arada Türkiye'de tüm kamusal dikkatin yolsuzluklar ve soygun üzerinde odaklaşması, ülkenin "temel hedefi"ni gözlerden ayırmamalı. Tam tersine, Türkiye'nin yanıbaşında olup-bitenler ve içinde cereyan eden gelişmeler, o "temel hedef"in geçerliliğini ve önemini doğrular nitelikte.

O "temel hedef", malum, Türkiye'nin Avrupa Birliği ile entegrasyon süreci. Şunun şurasında 8 Kasım'da AB Komisyonu, "Katılım Ortaklığı Belgesi"ni sunacak; yılsonu gelmeden ise Türkiye, AB'ye katılımın takvimini belirleyecek olan "Ulusal Strateji"yi...

Ortadoğu'da meydana gelen gelişmelerin, bununla bir ilgisi var mı?

Var, hem de çok var. Çünkü, kim ne derse desin, Ortadoğu, 28 Eylül öncesinden farklı bir güzergaha giriyor. Şarm el-Şeyh ve benzeri türde gelecekte toplanacak olan "zirveler", bu "yeni evre"nin parametrelerini ortadan kaldırıcı nitelikte olmayacak. Ortadoğu'yu gergin ve çatışmalı bir gelecek bekliyor.

Bu gergin ve çatışmalı gelecek, özellikle, Arap ülkelerinde etkili olabilecek gibi gözüküyor. Arap rejimlerinin İsrail'e alacakları tavır, kendi toplumları tarafından şimdiden sorgulanmaya başlanan "meşruiyet zeminleri"ni sağlama alıp almamalarını birinci derecede ilgilendiriyor. Arap dünyası, önce Kral Hüseyin'in, daha sonra Hafız Esad'ın sahneden çekilmesiyle zaten bir tür "kuşak değişimi" süreci içine girmişti. Bu alan, demokratik gelenekler ve kültür açısından Batı'dan bir hayli farklı olduğu için, orada "demokratikleşme", "kamuoyu" ve "kitlesel katılım" gibi kavramların "tezahür biçimi" de farklı. Arap dünyasının "demokratikleşme atılımı" ya da "kamuoyunun karar mekanizmalarına etkisi" kendisini İsrail konusunda ortaya çıkaracak.

Başta Mısır ve Ürdün olmak üzere hiçbir Arap ülkesi, "Amerikan-İsrail çizgisi"nin "destek güçleri" olarak hareket edemeyecekler. Bu arada, iç istikrarı gayet hassaslaşacak bir de Suudi Arabistan var. Ekonomik durumu eskisi gibi güvenli de değil. Bunun anlamı, şu sırada zaten 38 dolar düzeyinde seyreden petrol fiyatlarının yıl sonuna kadar 50 dolara kadar fırlamasi ihtimali.

Suudi Arabistan, İsrail ile aynı safta görüntü veren Amerika'nın hatırına petrol üretimini arttırarak fiyatları düşük tutma niyetini artık kolay kolay uygulayamayabilir.

Bir başka muhtemel gelişme, önümüzdeki pazar günü beklenen Arap Zirvesi ile birlikte Irak'ın tekrar "bölge safları"na geri dönmesi olabilir. Bu da, Amerikan politikası bakımından istenmeyen bir durumu ifade edecektir. Ancak, tüm bu muhtemel gelişmeler, Ortadoğu'ya ilişkin Amerikan ve Avrupa politikalarında makasın uçlarını birbirinden ayıracağa benziyor. Avrupa'nın, Arap-İslam dünyası hattına doğru, Amerika'dan daha yakın bir konuma kayacağını kestirebilmek zor olmasa gerek.

Bu "stratejik yeniden oluşlar"ın Türkiye'yi de zorlayacağı açık. Türkiye, eğer AB aday üyeliğini ciddiye alıyor ve "tam üyelik süreci"ne dahil olmak istiyorsa; bazı iç politika gereklerini yerine getirmeye mecbur olduğu gibi, dış politikasını da revizyondan geçirmesi gerekiyor.

İç politikada, bu, "hukukun üstünlüğü"ne dayalı şeffaf bir yapı oluşturmak, bu çerçevede "yolsuzluklar ve soygun yapısı"nı ortadan kaldırmak demek. Dış politikada ise, ilk planda, Avrupa ile daha senkronize bir Ortadoğu politikasına yönelmek...

Türkiye'nin zorunlu Avrupa doğrultusunu, Anadolu'nun ekonomik kılcal damarlarını oluşturan TOBB gibi kuruluşlar kavramış durumda. TOBB, kalabalık bir heyetle bugünlerde Hannover ve Berlin'de.

Almanya'da birdenbire, Türkiye'de günlük yaşamımızda hatırımıza getirmediğimiz "istatistikler"le yüzyüze geliyoruz. Avrupa Birliği sınırları içinde 3.5 milyon Türkiye vatandaşı yaşıyor. Bu sayı, AB üyelerinden Lüksemburg'un nüfusundan fazla. İrlanda nüfusunun yüzde 80'i, Danimarka ve Finlandiya nüfusunun yarısının üzerinde. Bu nüfusun yüzde 70'i Almanya'da. Almanya'da Türklerin sahip olduğu işyeri sayısı 55 bin. İstihdam ettiği insan (Türk ve yabancı) insan sayısı 300 bin dolayında. Döner fabrikaları ve dağıtım sistemi ve bunların cirosu, Almanya'da, Amerikan kültür sistemi ve hakimiyetinin simgesi McDonalds'ı geçmiş durumda.

Zorunlu yön: AB...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır