


Türbülans!
Sağımız sallanıyor. Solumuz titremede... Türbülansa girmiş uçak gibi... Bu sallantı içinde; annelerinin dizinde sallana salana "sallabaş olan" sabı-sübyan-bebe durumuna düşmeyelim.
Bebe toplum...
Sallabaş olmuş toplum...
Her sarsıntıya sarılan....
Her sallanmaya kapılan...
Sansasyona tavlanan..
Aklını tatile çıkarmamış olan...
Deri çanta içinde gazeteci Rauf Tamer'in evinde teslim edilen ve bagaja giren 650 bin dolar olayı tabii ki çok önemlidir. Ve bizim gazetecilik mesleğinin tertemiz kalması; "iş takipçiliği yerine haber, fikir, düşünce takipçiliği yapması" açısından Emin Çölaşan'ın duyumuna güvenerek bu olayı yazması da önemlidir.
Tebrik ederim...İyi ki yazdı...
Kaçağı, defosu, özrü olmayan meşru bir işlemin parası hiç çanta içinde gelir mi? 650 bin dolar gibi bir para nakit olarak çantaya istiflenmiş bir şekilde teslim ediliyorsa bunda mutlaka yasaya uygun olmayan bir çapanoğlu vardır diye düşünülür.
12 milyon dolara ada satılmış...
650 bin dolar kapora gelmiş...
Araba bagajına girmiş...
Dünyanın en güzel, en seçkin, en tabiat harikası olan ve üzerinde çivi bile çakılamayacak şekilde SİT alanı ilan edilmiş olan Göcek gibi bir bölgede bu adanın üzerine 120 tane villa yapacaklarmış...
Kim izin verir böyle bir yapıya?
Eğer izin verdiyse Anıtlar Yüksek Kurulu da "çanta içinde yeşillendirildi" diye düşünür herkes ve düşünmelidir, bu işin de dibine kadar gidilmelidir. Ayrıca kendisine çanta içinde 650 bin dolar gelen kişi de adı bir zamanlar İstanbul Bankası'nın batırılmasında geçmiş kişidir.
Mete Has nakiseli biridir...
İsmi üzerinde kusur, iz bulunan bir patrondur. Böyle bir patron gazetecinin evine gidiyor.
Çanta da oraya geliyor...
Dolarlar bagaja giriyor...
Bu kadar tuhaf hadisenin üst üste aynı anda cereyan etmesini de insanın aklı almıyor. Bu yüzden Emin'in yazıyı yazması çok iyi oldu.
***
Fakat türbülans doğdu...
Toplum sallabaş oldu...
Egebank'ın içinden 1 milyar dolara yakın bir paranın zarara uğratılması ana işi arka plana gitti, "Gazeteci 1 milyon dolar dolu çanta aldı ..." söylemi öne geçti.
Sallantı... Titreme...
Bilgi kirlenmesi...
Hedef saptırma...
Egabank'ın soyulması çok iyi bir örnektir. Bu bankada yapılan soygun modeli diğer içi oyulan ya da zarara uğratılan bankalarda da uygulanmış olabilir.
Kesin uygulandı diyorlar...
Dolayısıyla Egebank'ın patronu Murat Demirel'in batırılmış İstanbul Bankası'nın eski patronu Mete Has'a, gazeteci Rauf Tamer'in evine bir çanta içinde 650 bin dolar göndermesi önemlidir, fakat bu işin sadece damlasıdır.
Damlaya takılıp...
Gölü gözden kaçırmayalım.
Gölü içtiler. Zarar 1 milyar dolardır ve eğer bu para Egebank'ı zarara uğratanlardan alınıp, Hazine'ye konulmazsa fatura halka girecektir.
Sallabaş olmayalım...
Gölü kim içti?
Hangi yöntemlerle içti?
Rauf gazeteci midir, iş takipçisi mi? Bunu da izleyelim. Fakat asıl elimizde çok iyi bir örnek olan Egebank'ı soyanlar, soyduranlar, soyguna göz yumanlar; "ahlaksız işadamı-ahlaksız siyasetçi-ahlaksız bürokrat" kimlerdir?
Gölü içenler bulunmalı...
Egebank, İzmir'de Özakatlar Grubu'nun elinde bir yerel banka iken Bayraktar Grubu'na satılmış, Bayraktar Grubu ortak arayışına girmiş, bankaya İhlas Grubu'nu ortak etmiş, banka sonra da Demirel'e satılmış. Banka daha Demirel'e geçmeden önce zararda mıydı, değil miydi, banka kârda gösterilirken zararı 125-130 trilyon liraya kadar çıkmış mıydı? Murat Demirel, bankayı kurtaramayacağını anlayarak son altı ayda genel müdürü, yardımcılarını birer kukla gibi kullanarak paraları şahsi hesabına aktarmaya başladı mı? Bu aktarma işinde çete gibi davranarak kimlerle işbirliği yaptı? Hangi şirketlerin adını kullanarak para çekti, kendisine kredilerle kaynak aktardı. Kıbrıs'ta Egebank off-shore bankasını kurarken Ankara'da Hazine'nin haberi oldu mu? Olduysa niçin göz yumuldu ve Kıbrıs Türk kesiminde böyle bir bankanın kurulmasına Kıbrıs hükümetinden ve bürokrasisinden kimler izin verdi? Bankanın gerçek zararı 125 trilyona çıktığı sırada büyük reklam kampanyaları yapmasına, 300 yeni ATM merkezi açmasına, Universal Kart'ı araç olarak kullanıp 200 yeni şube açmasına kimler göz yumdu?
Hazine niçin seyretti?
Niçin el koymadı...
Hadi bir önceki bakan bunalıma girdi, kendini vurdu? Ondan sonraki bakan niçin gölün içilmesini seyretti? Yoksa bu bakanları haberdar etmeyen bir Hazine çetesi mi var?
Sorulacak sorular asıl bunlar.
Sallabaş olmayalım...
Çok yazık olur. Fırsat kaçar...