


Çeyrek yüzyıllık çaba
Siz bu yazıyı okuduğunuzda ben Aynaroz'da olacağım. Hani Yunanistan'da özel bir statüyle Bizans'ı yaşatan, binlerce yıldır kadın ayağı değmemiş olan Atos dağındaki manastırlarda.
Bu gezinin izlenimlerini size ayrıca aktaracağım. Çünkü ilginç bir bölge.
Ama bugün size yirmi beş yıl süren bir çabanın noktalanmasından sözetmek istiyorum.
***
Yıl 1975.
Kar altındaki Stockholm'de bir romana başlıyorum: Geceler boyu yazıyorum, yüzlerce sayfa doluyor. Çocukluğumdan beri sürdürdüğüm yazma uğraşının bir parçası bu.
Sonra nedense yayınlamak gelmiyor içimden. Bir kenara bırakıyorum. Roman aklıma geldiğinde çelişik duygular içinde kalıyorum: Bazen beğeniyorum yazdıklarımı, bazen nefret ediyorum.
Yıllar sonra yeniden ele alıyorum onca sayfayı. Tekrar yazıyorum. Sonra yine bir köşeyi boyluyor sayfalar. Tozlanmaya terk ediliyor.
Üç darbe görmüş yaşamımız altüst oluşlarla ilerlerken, roman aklıma gelmiyor.
Sonra Yaşar Kemal'e anlatıyorum konusunu. İlk bölümünü veriyorum.
Mutlaka bitirmem gerektiğini söylüyor.
Paris'teki bir Montparnasse akşamında Abidin Dino da aynı şeyleri söylemesin mi!
Haydi tekrar yığılıyor önümde sayfalar.
Bu dediklerim 1980'lerde oluyor.
***
Sonra müzik, kaset, konser falan derken 1999 yılını buluyoruz. Geçen yıl yine ele alıyorum romanı; hale yola koyuyorum, yeni bölümler yazıyorum. Tam bitmesine yakın deprem oluyor. Roman yine köşeleri boyluyor.
2000 yılının Haziran ayında Paris'te Versailles Konferansı yapılmakta. Ben de konuşmacılar arasındayım. Bunu fırsat bilip, konferanstan sonra Fransızlar'ın hızlı treni TGV'ye atladığım gibi Brötanya'ya gidiyorum. Orada Doeylan adlı bir balıkçı köyünde arkadaşım Altan Gökalp'ın evi var. Oraya kapanıyor yazıyorum. Evin önünden istiridye yüklü balıkçı tekneleri geçiyor. Gaugin'in resmini yaptığı yeşil fener görünüyor. Dev martılar uçuşuyor ortalıkta.
Yine bitmiyor.
***
Eylül sonunda Antalya'da Falez otele kapanıyorum: Bu kez kararlıyım, ya bu roman beni bitirecek ya da ben onu.
Eylül'ün son günü noktayı koyuyorum ve 25 yıl süren macera böylece sona eriyor.
Önümdeki tomarın üstünde: "Bir kedi, bir adam, bir ölüm" yazmakta. Çeyrek yüzyıllık çırpınmanın sonunda, bir tomar kağıt!
Bu arada kimler ne bankaları boşalttı, kimler siyasi nüfuzla kısa sürede trilyoner oldu, kimler politik başarılara imzalar attı!
Biz ise bir tomar kağıdın peşine ve havada uçuşan melodilere verdik çeyrek asrı.
İşte beni memnun eden de bu.