


Manken olunmaz, manken doğulur!!
Kendimizi modacı ilan edip "Köy yerinde düğün olur da zurnacının haberi olmaz mı?" siyeseti güderek geldiğimiz Paris'te manken nasıl olunur, öğrendik.. Manken olmak için "Eliyle hamur ovalarken, gözüyle oynaş kovalamak" yetmiyor..
İşin içine girdiğimden beri bu moda denilen sektörün ne işe yaradığını sökmeye çalışıyorum.. Erkek milletine direk bir yararı yok.. Bizim cinsimiz giyinmekten "örtünmeyi" anladığından bu işe yürekten inanmaz..
Erkek milletinden birileri modanın peşine takıldı mı bileceksin ki kendini karşı cinsten birilerine beğendirme gayretine düşmüştür..
Kadınların ise fikri başka.. İlla ki süslenip, taktığı ile giydiği ile bir fark yaratacaklar.. Doğadaki tüm mahlukatın erkeği gösterişlidir.. Doğa dişiden esirgediği bütün süsleri erkeğe vermiştir.. Sadece insan kısmına gelince iş değişir..
Kadın, süsüyle erkeğin birkaç adım birden önüne çıkar.. İşin tuhaflığına bakın ki bu süslenme gayretinde, doğanın temel programı olan "üreme derdi" yoktur..
***
Kadının süslenme konusundaki derdinin ne olduğunu da kimse anlamış değil.. Yüzyıllardır onlarca alimi, uleması çıktı, çözemedi.. Devirler değişti, onların yerini psikiyatristler, sosyal bilimciler aldı..
Yenilerden de hiçbiri; kadınların neden "birbirleri için" giyinme yarışına girdiklerini, neden "erkekler için" soyunduklarını bilemedi..
Bu saatten sonra bana da dert değil.. Ben bir moda insanı olarak meslek öğrenme gayretindeyim ki gerisi bana vız geliyor..
On bin dolar neredee?
Dice Kayek'in Paris'teki defile hazırlıklarına gelince.. Podyuma çıkacak kızların çoğu belli oldu.. Defilede atmış pasaj yapılacak ve 27 kız, iki erkek manken görev alacak..
"Pasaj" dedikleri; bir mankenin podyuma çıktığında, aksesuardan ayakkabısına kadar, taşıdığı kıyafetin tamamı.. Seçilenler arasında her milletten insan var..
Programa bakıp saydım.. Paris'te iki gün içinde 85 defile birden var..
Bizimkilerden önce Christian Dior'un defilesi başlıyor ki yaklaşık yüz manken görev alıyormuş.. Üstelik adamlar bu işlere, arkalarında bir iki milyon doları gözden çıkaran sponsorlarla girdiklerinden, tuzları kuru..
Onlar bir mankene sekiz on bin dolar verebilirken bizim kızlar bin doların üzerine çıkamıyor..
Defile başına ortalama elli mankenlik bir ölçüyü baz alalım.. İki günde seksenbeş defile var dediğimize göre kaba bir hesapla "dört bin küsür manken" podyuma çıkacak..
Bir o kadarı da reddedilip, iş bulamıyor.. Mübarek Paris, şehir değil sanki manken imalathanesi..
***
Buraya geldim de öğrendim.. Bu işin de ajanları varmış.. Sokaklarda dolaşıp kızları kesiyorlar.. Şöyle boyu benden bir karış yüksek, huyu civelek, bakışları baygın birini buldular mı kartvizitlerini dayıyorlarmış.. Bir nevi "manken avcısı" yani..
Brezilya'dan Gisele Bundschen diye bir kız çıkmıştı ya! Aslında kız değil kız kılığına girmiş bir yaratık..
Her neyse! O kız Rio'ya Brezilya'nın taşrasından gelmiş.. Ya bir iş bulacak ya orospu olacak.. Ave Branco'da aval aval dolaşırken karnı acıkmış.. McDonalds'a girmiş..
Orada bir manken avcısı varmış.. Kızı hamburger dişlerken görmesi ile o saat kolundan tutup podyuma atması bir olmuş.. Atış o atış..
O günden beri kız bir masal atmosferi yaşıyor ki hergün üç defa tepesine üç elma düşmecesine, hergün üç defa muradına çıkmacasına..
Bizim kızların akıl balatasını sıyırtan Leonardo DiCaprio'yu dahi zıvanadan çıkartmış.. O paskalya yumurtası gibi parlayan artist oğlan buna "bir yıllık aşk" ilan etmiş..
- "Bir yıllık aşk nasıl oluyor? Altı aylısı daha mı hesaplı?" diye soracak olursanız, söyleyeyim..
Bu gavurlar işi buralara dökmüşler.. Bizdeki gibi "Seni hayatım boyunca seveceğim.." deyip, kafadan atmak, vakıf kurar gibi yuva kurmak yok bunlarda..
Adam "seni altı ay severim.." diyorsa o kadarlık seviyor, yedinci ay ekstraya giriyor..
Cep telefonundaki konturu sayılı "muhabbet kart" tarifesi gibi aşk bu.. Fikrimce günlük repo türünden tek günlük aşklar en ekonomiği..
Ver parayı al aşkı..
Gisele Bundschen Hanım da "Bir yıllık aşkı" kabul edip oğlanın koynuna girmiş..
Kız şu sıralarda öyle meşhur ki her türlü kaprisi yapabiliyor.. Mesela Milano'daki Antonio Berardi defilesine sırf oğlanla başbaşa bir saat kalabilmek için çıkmamış.. Cep telefonundan;
- "Ben şu sırada beyim Leonardo ile muhallebicideyim.." diye mesaj salıp, gelmemiş.. Kimse de gık diyememiş..
Halbuki o manken avcısına denk gelmese üç kuruş parası bitecek, acından kıvranırken 50 dolara bir turistin koynuna girip başka bir yola gidecek..
***
Manken göre göre ben de hangisi iş yapar, hangisi yapmaz sökmeye başladım.. Temsil Maria Carla diye bir İtalyan kızı geldi.. Greyfurt kadar kafası vardı.. Ona da kahkül kestiğinden sekiz yaşında bir kızın kafasını, genç bir kıza nakletmişler gibi duruyor..
Ne var ki kendisinden evvel üç mankenin denediği kostümleri giyip bir salınmaya başladı, atölyenin huysuzluk kraliçesi Claire Hanım dahi söyleyecek laf bulamadı..
Ben de yandan "Bu kızı alın.." diye Ece'yi doldurmaya çalışıyordum ki gerek kalmadı.. Ece de beğenmiş.. Kız kadroya girdi ve ikinci gün defilelerinin yıldızı oluverdi..
Bütün televizyonlar kızın peşine düştü..
Sonunda Ece'den bir aferin aldım.. Ece gelip geçerken bana "Sende kuvvetli göz varmış.." demeye başladı.. Nasıl olmasın? Bu yaşlara geldik hala güzel birini gördük mü trene bakar gibi dakikalarca bakıyoruz..
Gözlerimiz haliyle kas yapıyor..
YARIN: Ben atölyede sürünürken herkes evine gidip yattı.. Büyük gün geldi, defile saati çattı..