kapat

15.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Elma
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
CENGİZ ÇANDAR(ccandar@sabah.com.tr )


"Barış", geri dönecek mi?

Barış umutları yine canlandı mı? "Barış süreci" tekrar yoluna koyuluyor mu? Ortadoğu'daki kara bulutlar dağılıyor mu? Filistin topraklarındaki şiddet iklimi diniyor, kan banyosu sona eriyor mu? Yarın, Bill Clinton'un katılımıyla, Yasir Arafat ve Ehud Barak'ın yüzyüze geleceği, Hüsnü Mübarek'in ev sahipliği yapacağı "Zirve" ile birlikte, derin bir nefes alabilir miyiz?

Hayal kurmayın. Bu zirve, "barış süreci" adındaki, yedi yıl önce Oslo'dan yola çıkan "katar"ın tekrar yola koyulduğu anlamına gelmiyor. Muazzam uluslararası diplomatik baskılar sonucunda, Amerika'nın, Avrupa'nın ve en başta Arap dünyası yönetimlerinin, bundan sonrasını düşünmek ve tasarlamak için, zaman kazanmasını ifade ediyor. Bu zirve, "Filistin-İsrail savaşı" açısından kısa süreli bir "teneffüse çıkmaktan" daha derin anlamlar ifade etmiyor.

Zirve'nin en kısa vadede elde edebileceği sonuç, "şiddet eylemlerinin durdurulması" ve Filistinliler yönünden, İsrail tankları ve zırhlı birliklerinin, Filistin yerleşim birimlerinden uzaklaştırılması ve "görüşmelerin canlandırılması"ndan öteye gidebilecek halde değil. Elbette ki, bu, son iki haftanın trajik şiddet sarmalı gözönüne alınırsa, diplomasinin tekrar kendisine alan bulması gibi "tercih edilebilir" bir manzarayı ortaya çıkaracaktır ama bunun uzun vadeli ve geçerli olabilmesi imkansızdır.

Niçin imkansızdır?
Sorunun cevabı, "barış süreci"nin nerede, ne zaman ve neden tosladığının cevabı ile ilgilidir. "Barış süreci"nin nihai amacı, İsrail'e "toprak karşılığı barış", Filistinlilere ise "barış karşılığı toprak" sağlamakla ilgiliydi. Bunun anlamı, İsrail'in içindeki ve yanıbaşındaki Filistinlilerle imzalanacak bir nihai barış anlaşması sonucunda, "Ortadoğu'daki varlıklarına meşruiyeti kesinleştirmek" idi. İsrail, zaten BM üyesi bir devlet olarak uluslararası alanda tüzel kişiliğe sahip. Uluslararası hukuk açısından "meşruiyet" sorunu yok. Ne var ki, bölgede son 50 yıldır varolan bir "organ nakli"ne benziyor. Ortadoğu bölgesinin bünyesi bir organ naklini reddetmişti. 50 yılda İsrail hayli yol aldı. Ancak, Ortadoğu sorununun özünü teşkil eden Filistin sorunu çözülmedikçe, aldığı yol, organ naklinin, bünyeye uyum sağladığı ve bölgede "kalıcı" olduğu duygusunu getirmeyecekti.

Ortadoğu sorununun özü, Filistin sorunu olduğu gibi; Filistin sorununun özü de Kudüs sorunu, onun özü ise "Kutsal Yerler üzerindeki egemenlik sorunu"dur. Bu sorun çözüldüğü vakit, Kudüs sorunu çözülmüş, o çözüldüğü zaman Filistin sorunu, onun çözümü ile de Ortadoğu sorunu büyük ölçüde çözülmüş olacak.

Barış süreci, bu hedefe ulaşmak üzere vardı. Ve, hedefe çok yaklaşıldığı noktada, Temmuz 2000'de Camp David'de o hedefe ulaşılamadı. Son iki haftadır meydana gelen gelişmelerle ise, raydan çıktı.

Bundan sonra rayına oturması, "barış süreci" ile "barışçı çözüm"ün içiçeliği ve neredeyse eş zamanlaması ile mümkün olabilecek. İşin püf noktası da burada. İsrail, 1967'de işgal ettiği Batı Şeria ve Gazze'yi terketmeden ve en önemlisi yine aynı dönemde işgal ettiği Doğu Kudüs (Kutsal Yerler dahil) üzerindeki egemenliğini terketmeden, başkenti Kudüs olan bir Filistin devletinin kurulması söz konusu olamaz. Bunu kabul edebilecek hiçbir Filistinli lider yok. Olduğu takdirde, artık o pozisyonunu koruyamaz.

Bununla birlikte, asıl sorun İsrail'de. Barak, bugüne dek, hiçbir İsrail'li liderin gidemediği "taviz noktaları"na kadar gitti ama bu, işin nihai olarak çözülebilmesinden kısa kaldı. İsrail'in iç dengeleri, Doğu Kudüs'ün, Kutsal Yerler'in iadesi dahil olacak şekilde, işgalin sona erdirilmesine izin vermiyor. Dananın kuyruğu da, bu belli olunca, koptu.

Filistin halkı, çocuklarını feda ederek ayağa kalkınca, zaten kıpır kıpır olan tüm Arap toplumlarını ateşledi. Bundan sonraki "tarih evresi" tüm Arap rejimlerinin meşruiyet temellerinin sarsılmaya başlayacağı bir dönemdir. Arap rejimleri, 21 Ekim'deki Arap Zirvesi'nden önce, yarınki zirve ile zaman kazanmaya çalışıyorlar. Bu zirve, "yönetimlerin zirvesi"dir ama "sokakta" bambaşka ve fırtına kuvvetinde rüzgarlar esmeye başladı.

Bundan sonra, çatışma, böyle "kısa teneffüsler"e girecek ve ardından yine alevlenecektir. Bu, yeni bir "tarih evresi"dir. Herkes hesabını, bölgede harekete geçmiş olan yeni dinamiklere göre yapmak zorunda kalacaktır...

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır