Ajans haberlerini dinlerken, yahut gazete manşetlerine bakarken keyfinizin kaçtığı oluyorsa; işte size, yayınlanmış her resmi demeç yahut nutuk üstünde uygulayabileceğiniz küçük bir eğlence...
Demecin yahut nutkun metnini; her sözcükten sonra "bir önden, bir arkadan" eklemesini yaparak okuyun...
Diyelim herhangi bir parti lideri, şöyle bir nutuk söyledi:
"Şimdi karanlıklar içinde yüzen bu ülkenin yoksulluğu başına dert, gönlü cömert, yüreği mert insanları. Işıklı günlere kavuşmanız yakındır. Bu müjdeyi sizlere önce ben veriyorum v.s..."
Aynı nutuk girişini, her sözcükten sonra "bir önden, bir arkadan" eklemesiyle okuyun bir de; şöyle:
"Şimdi (bir önden, bir arkadan) karanlıklar (bir önden, bir arkadan) içinde (bir önden bir arkadan) yüzen (bir önden, bir arkadan) bu ülkenin (bir önden bir arkadan) yoksulluğu (bir önden, bir arkadan) başına (bir önden, bir arkadan) dert (bir önden, bir arkadan) gönlü (bir önden, bir arkadan) cömert (bir önden, bir arkadan) yüreği (bir önden, bir arkadan) mert (bir önden, bir arkadan) insanları (bir önden, bir arkadan) ışıklı (bir önden, bir arkadan) günlere (bir önden, bir arkadan) kavuşmanız (bir önden, bir arkadan) yakındır (bir önden, bir arkadan) bu müjdeyi (bir önden, bir arkadan)sizlere (bir önden, bir arkadan) ben veriyorum (bir önden, bir arkadan)...
Ciddi yüzlü kişilerin demeç ve nutuklarından, deli saçması ve bazen de tuhaf çağrışımlı bir eğlence çıkarmış olacaksınız kendinize...
İyi eğlenceler Türkiye "bir önden, bir arkadan"...
Gitgide su yüzüne çıkan hapazlama olaylarını yargı önünde savunma zorunda kalanlar, kendi aralarında dertleşirlerken; en çok nerede sıkıştıklarını, Nasrettin Hoca'nın şu fıkrasıyla anlatıyorlarmış birbirlerine:
Hoca hırsızlık etmek için, koca bir küfeyle bir bostana girmiş. Koparıp küfeye koyduğu iki karpuzdan sonra tam üçüncüsünü de koparacakken bostan bekçisi tarafından yakalanmış.
Bekçi:
- Ne arıyorsun burada Hoca, demiş.
Hoca başını kaldırıp bakmış bekçiye:
- Fırtına attı beni buraya, demiş.
- Ya koparmaya çalıştığın o karpuz ne?
- Bir daha uçmamak için ona tutunmak zorunda kaldım...
- Peki, yanındaki küfeye kim koydu o karpuzları?
Nasrettin Hoca:
- Ben de, demiş, tam ona nasıl yanıt vereceğimi düşünüyordum şimdi. İzin verir misin biraz daha düşüneyim?
Bekçi de dalgaya vurmuş işi:
- Hadi düşün bakalım, demiş, sana beş dakika izin...
Hoca bir süre düşündükten sonra:
- Onları da oraya Baba koymuştur, demiş.
Bekçi:
- Ya, demiş, ne tuhaf; kahvede de herkes öyle söylüyor.
Bu da talihsiz bir hırsızın öyküsü... Gece yarısını geçe bir evin yatak odasına bir hırsız girmiş. Karanlıkta sağa sola bakınırken, oda kapısına yaklaşan bir ayak sesi duymuş ve hemen saklanmış karyolanın altına...
Evin sahibi karanlıkta soyunup dökünüp, girmiş yatağa; bir süre sağa sola dönüp durduktan sonra doğrulup, uşağını çağırmaya başlamış.
Önce hızlı ayak sesleri... Arkasından karanlıkta odaya giren uşak...
Evin sahibi:
- Tosunum, demiş, uyku tutmadı; haydi soyun da geçiver arkama..
Uşak soyunup çıkmış yatağa... Sesler mesler... Falan filan...
Bir süre sonra uşak çıkmış odadan...
15-20 dakika geçmiş aradan... Yatakta dönüp duran ev sahibi, yeniden başlamış çağırmaya uşağı..
Uşak tekrar gelmiş koşarak... Haydi bir daha falan filan...
Uşak yine çıkmış odadan... Ama adam bir türlü uyuyamıyor, boyuna dönüyormuş yatakta... Üçüncü kez doğrulup tam uşağı bir daha çağırırken; hırsız girivermiş yatağa ve fısıltılı bir sesle:
- Geldim efendim, demiş, zaten buradaydım...
İçinden de:
- Ulan, diyormuş, ben bilirim şimdi seni nasıl uyutacağımı.
Fakat ev sahibi:
- Yahu, demiş, seninkiler tutmadı; bu kez de ben deneyeyim seni; hadi bakalım dön arkanı...
Hırsızların da şansı her zaman yaver gitmiyor, biliyorsunuz.