Birkaç aydır "Müzeyyen Senar"a dair bilgi, belge ve sözlerle içiçeydim..
Bu süre içinde, masama yığınla fotoğraf bırakıldı, hafızama onlarca görüntü kaydettim ve kamera karşısında saatler süren bir Müzeyyen Senar sohbeti yaptım..
Ama geçen akşam, ekran karşısına kurulup da "Müzeyyen"i izleyince çok önemli bir ayrıntıyı ıskaladığımı fark ettim; programın hazırlık aşamasındaki (mesleğin biraz da hoyrat ve zamanla yarışılan ortamından olsa gerek) kişisel duygulanma ölçüsünün, ekran karşısına oranla ne kadar az olduğunu..
Evet, o akşam "Bir Yudum İnsan"ın "Müzeyyen" bölümünü, bir seyirci olarak izleyince, ekranın içine girip Müzeyyen Senar'ın elini öpmek istedim, ömrünün 70 yılı sahnelerde geçen bu "eski zaman yıldızı"na saygıya dair ne varsa, tümünü göstermek istedim, kalbindeki gözyaşlarına ortak olmak istedim, o şövalye ruhundan ders almak istedim, ona gösterilen vefasızlığa lanet okumak istedim, ruhen ne kadar genç olduğunu vurgulamak için ona bir kez daha "sen çok yaşa Müzeyyen" demek istedim, (imkansız tabii ama) zamanı, 1950'li yıllara döndürmek ve orada dondurmak; böylece, Senar'ın, "ömrümün o en güzel ama yarım kalmış aşkıydı" diye tarif ettiği üçüncü eşi Tevfik Hamza'yla yeniden buluşturmak istedim...
Sahiden, en çok da Tevfik Hamza'yla buluşmalarını isterdim Müzeyyen Senar'ın..
Kimbilir, belki, "İnsanoğlunun en eski eylemi" olan entrika ve kıskançlığa bir tokat olsun diye..
Şimdi.. Tevfik Hamza kimdir, Senar'la nasıl ve neden evlenmiş, neler olmuş bitmiş?
İşte, baştan bu yana anlatmak istediğim anektot da bu zaten..
Müzeyyen Senar'ı dinlemenin bir alışkanlık, bir keyif olduğu yıllar..
Senar, coşkulu sahne akşamları, alkışlar ve parıltılı neonlarla geçen bir dönemi geride bırakmış 30'u aşan yaşına iki evlilik, üç çocuk sığdırmış ama kendi ifadesiyle mutluluğu içinde hissetmemiştir bir türlü..
İkinci eşinden henüz ayrıldığı bir sırada, okuduğu şarkılardaki aşk, bir "sefir" kılığında çıkıverir karşısına..
1951 yılında evlenirler.. Hem de özel "hükümet izni"yle..
Ama hemen itirazlar başlar, Ankara kulisleri çalışır, bir de magazin basını devreye girer. Ve Müzeyyen Senar'ın en kırılgan dönemi başlar.. Çünkü "ömrüm boyunca tattığım en büyük sevgiydi" dediği Suudi Arabistan Büyükelçisi Tevfik Hamza'yla yaptığı bu evlilik, diplomatik krize bile yol açacaktır.. Onu, bir büyükelçiyle evliliğe layık görmeyenler, kapalı kapılar ardında yoğun faaliyet gösterir, kazan kaynamaktadır.. Senar, bu dönemi kendi üslubuyla şöyle anlatıyor.
"Ankara insanları, Ankara cemiyeti ve gazeteciler, bana neler etmediler ki, Zavallı Hamza Bey, kapıya çıkardı, soruları o cevaplamaya çalışırdı.. Sonunda ayırdılar bizi.. Hükümet devreye girdi ve ayırdı. Bu arada hakkımda neler yazdılar neler.. O..pu dediler, dansöz dediler, şarkıcı parçası dediler.. Evlilik beş yıl sürdü ama sokakta başım önde giderdim.. Dedikodular hep şöyleydi.. Sefir Hamza Bey, almış bir şarkıcıyı, ne olacak bayağı bir kadın Müzeyyen Senar! Tabii sosyetenin burnu büyük kesimi de çok uğraşıyordu benimle. Neden olacak? Kaybettiler bekar adamı, Hamza Bey benimle oldu, onlarla ilgisini kesti, ben düşmanları oldum!"
Evet, her şeye rağmen, herkese rağmen Senar, beş yıl evli kalır Tevfik Hamza'yla ama sonunda ayrılırlar..
Tevfik Hamza'nın büyükelçilik görevine de son verilir bu arada..
Senar, kırıktır, yalnızdır, yeniden sahne ve radyo dünyasına döner, ama daha çok ayrılık şarkıları söylemektedir..
Ve aradan yıllar geçer.. Bir tesadüf sonucu havalimanında karşılaşır Tevfik Hamza ve Müzeyyen Senar..
Gözyaşları içinde birbirlerine sarılırlar.
Hemen orada bulunan saz heyeti de bu tablo karşısında çok duygulanmıştır..
Senar, bir çığlık gibi bir çift laf eder orta yerde..
"Bizi ayıran o burnu büyük, sonradan görmelere lanet olsun!"
Yeşilçam'ın Nedim Abisi
İlk bestesini 1939 yılında yaptı Nedim Hoca.. İlk film müziğini de 1950'nin 15 Ekim'inde..
Yani tam elli yıl önce..
İstanbul'un Fethi'ne yaptığı "özgün film müziği" sadece kendisi için değil Yeşilçam için de ilkti..
Ardından, Seyithan, Dudaktan Kalbe, Derya Gülü gibi filmlerin de aralarında bulunduğu toplam 106 film müziği..
Ve "27 Mayıs Destanı", "Kuvva-yı Milliye'den Türk Köylüsü" gibi, çok sesli besteler..
Pek çok ödül, pek çok alkış, pek çok sevgi..
Bu arada yıllarca süren Konservatuar Müdürlüğü, orkestra ve koro şefliği, altı filmde yönetmenlik..
Şimdi 82 yaşında Nedim Otyam.. 25 yıl önce, Mimar Sinan Üniversitesi SinemaĞTelevizyon Bölümü'nde ders vermeye başladı; "Çocuklarım" dediği öğrencilerinden kopmadı, kopamadı..
70 yıllık birikimini aktardıkça aktardı.. Büyük keyif aldı..
Keyifsizliği de vardı tabii Nedim Hoca'nın.
Telif haklarının yerlerde süründüğü ülkesinde onca beste, onca film müziği yapmış bir eser sahibi olarak bir ev sahibi olamamıştı.. Şimdi bir dileği var..
İstiyor ki, bestelerinin çalınacağı bir konser verilsin ve kendi ifadesiyle "Şu darı dünyada bir ev sahibi olsun.! Ki oraya bu evde tüm eserleri yer bulsun."