|
|
İPEK CEM(ipek.cem@sabah.com.tr
)
|
  
Yaşam kalitesi
Hepimiz belli bir yaşam kalitesine ulaşmak için çalışıyoruz. Bunu yalnızca maddi olarak algılamak çok yanlış.'Bir ülkenin gelişmişlik düzeyini kaldırımların yüksekliğine' orantılayan bazı yaklaşımlar da var. Ünlü yazar Thomas Friedman'a göre 'topraklarında Mc Donalds bulunan hiçbir ülke birbiriyle savaşa girmiyor.' Peki, beyaz eşyası, Mc Donalds zinciri ve MTV'si olan bir toplum 'yaşam kalitesi'ni yakalamış sayılıyor mu?
Çelişkiler ülkesi
2000'li yılların Türkiye'sinde Şanlıurfa'da çocuklar ilkokula eşek sırtında gidiyor. Bu görüntü ile Televole ekranı birbiriyle çakışıyor. İstanbul'da metro açılıyor, ancak Osmanbey'deki metro istasyonuna ulaşmak için doğru dürüst yaya geçidi yok. Kaldırımlar ise neredeyse yarım metre, yaşlılar için büyük zorluk. Bambaşka bir alana baktığımızda, bugünlerde Türkiye'de reklam harcamalarının önemli bir kaleminin İnternet servis sağlayıcılarına ayrıldığını gözlemliyoruz. Bilgisayar sahibi nüfusun oranı en fazla yüzde 3'lerde sayıklıyor. Bu sektöre harcanan milyonlarca doların çok küçük bir bölümü dahi bilgisayarlı eğitime ayrılsa belki çok şey değişebilir. Yeni ekonominin ülkeye yapabileceği en büyük katkılardan biri bu olabilir mesela.
Yaşam kalitesi veya şimdilerde sık kullanılan İngilizce deyişle 'lifestyle'konuları ile her zamankinden daha fazla ilgiliyiz. Serbest ticaret ve iletişim devrimi sonrasında, yabancı ürün ve hizmet furyasına kapılan halkımız, neyi nasıl isteyeceğini daha iyi bilir oldu. Özellikle büyük şehirlerde alışveriş, yemek ve eğlence şekillerinde bir canlanma meydana geldi. En pahalı markalar ve en güzel butikler, şehrin 'nezih' caddelerinde boy göstermeye başladı.
İstanbul bazı konularda gerçekten bir Avrupa şehrini aratmayacak sayıda etkinliğe kavuştu. Ancak yaşam kalitemiz gerçekten arttı mı? Eğitim düzeyimiz, kütürümüz, gün içinde istediklerimizi yapabilme özgürlüğümüz fazlalaştı mı? Trafikle boğuşmaktan kurtulabildik mi? Soluduğumuz hava, çocuklarımızı götürdüğümüz park iyileşti mi? Yolsuzluklar azaldı mı? Ambülanslar hastaneye zamanında yetişebiliyor mu, yetişse de hastaya gerekli bakımı verebiliyor muyuz?
Kalite detaylarda
Cumartesi günü karamsarlık tohumları yaymak niyetinde değilim. Yalnızca, toplumun bazı kesimlerinin alım gücünün artmasıyla, genel anlamda bir yaşam kalitesine ulaşmanın mümkün olmadığını kanıtlamaya çalışıyorum. Burada ülke yönetiminden beklenenlerin de hayal kırıklığına uğratması, yaşam kalitesinin yerinde sayıklamasına yol açabiliyor. Örneğin, belediyenin çalışmaları elbette bir şehri daha ileri noktalara getiriyor. Ancak hangimiz vergilerimizin doğru kullanıldığından emin olabiliyor? Hangimiz, sosyal sigortasına, emeklilik maaşına güvence olarak bakabiliyor? İşte yaşam kalitesine ulaşılıp ulaşılamadığı esas bu detaylarda saklı.
Konuyu başka bir pencereden, kadın penceresinden ele aldığımızda ise 'yaşam kalitesi' olgusu farklı bir çehreye bürünebiliyor. Kadınlar genelde yaşamımızdaki güven ve konforu arttıran insanlardır. Onlardan bu desteği bekleriz de, acaba biz onlara ne gibi bir katkıda bulunuruz? Eğitmekten, kendi kararını vermekten alıkoyduğumuz onbinlerce yüzbinlerce kadının yaşam kalitesinden de biz sorumlu değil miyiz? Bu sorumluluğu ne denli yerine getirebiliyoruz?
Yaşam kalitesine dair düşünürken, sorularla dolu bir sayfayla karşılaştık bugün. Sorular hepimize ait, birlikte çözülebilecek nitelikte. İnsâni anlamda 'doyurucu' bir yaşam kalitesine ulaşmak için, daha çok çalışmak zorunda olduğumuz ise ortada.
|
 |
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|