Abdülhamid'in hatıralarını okurken bir bölüm çok ilgimi çekmişti: Tahttan indirildikten sonra bir ara Selanik'e gönderilen padişah, sürgün günlerinin en büyük avuntusu olarak Fransızca çalışmayı seçmişti.
Selanik'teki konakta her gün gramer çalışıyor ve en ufak ilerlemeyi, hatıra defterine sevinerek kaydediyordu.
Osmanlı İmparatorluğu'nu 33 yıl yönetmiş bir hükümdarın, ömrünün sonundaki bu çocuksu heyecanına şaşırmıştım. Demek Fransızca o kadar önemliydi Abdülhamid'in gözünde.
Mustafa Kemal'in de Fransızca çalıştığı hatta bir ara Auguste Comte'dan çeviri yaptığı bilinir.
O zaman dünyada geçirli dil Fransızca idi. Yani ünlü deyimiyle: Lingua Franca.
Bugünün Lingua Franca'sı ise İngilizce. Türk köylü çocukları bile televizyon, bilgisayar, video oyunları ve filmler yoluyla dilimize geçen İngilizce kelimeleri kullanıyor artık.
Gelelim siyasilerimize;
Her dönemde, milletvekili seçilen muhteremlerin çoğunun bir ya da iki yabancı dil bildiği yazılıdır resim altlarında. Ama nedense "az İngilizce", "az Almanca" gibi tanımlamalara rastlanır sıkça.
"Az pilav" demeyi anlıyorum da "az Almanca"yı anlayamıyorum.
Acaba muhterem, Kumburgaz'daki yazlıkta komşularına misafir gelen Helga'dan "Gut gut!" ya da "danke şön!" demeyi öğrendi de onu mu kastediyor diye kuşkulanırım.
Aslında Meclis'te yabancı dil bilen, hem de iyi bilen çok: Kürtçe, Zazaca, Lazca, Çerkezce, Süryanice gibi dilleri ana dili gibi konuşanlar var. Ama nedense bu diller yazılmıyor da biyografilere, "az Fransızca" ile yetiniliyor.
Zaten bir kısım milletvekili de yabancı dil olarak Türkçe konuştuklarını söylüyorlar.
Büyüklerimiz de yabancı dile çok meraklı.
Hele mühendis olanları Türkçe konuşmalarında bile bir sürü İngilizce sözcük kullanıyorlar ama gelin görün ki yurtdışında İngilizce konuşmaları içler acısı.
Semra Özal, İngiltere'de bir toplantıda Kanuni'den söz ederken "Law-maker" (kanun yapıcı) yerine "Love-maker" (aşk yapıcı) demişti de hem Hürrem'e duyduğu derin aşktan dolayı hareminden soğumuş olan padişahı seks makinesine çevirmiş, hem de Leydi Diana'nın kendini tutamayıp gülmesine neden olmuştu.
Süleyman Demirel'in yurtdışında yaptığı konuşmaları izlemiştim. Ne yazık ki İngilizcesi iyi değildi. Önceden hazırlanmış bir metni okuduğu için cümleler doğruydu ama telaffuz, tonlama ve vurgular çok yanlıştı.
Turgut Özal'ın İngilizce konuşması da aynı derecede bozuktu.
Bu liderlerin, onca yabancının yanında kendilerini de Türkiye'yi de zor duruma düşüren İngilizce konuşma meraklarını anlayamamıştım.
Elbette istisnalar da var: Sözgelimi Bülent Ecevit'in İngilizce konuşması iyidir.