


Dert hem çok hem de dert yok!
Ocakçı olarak sızdık moda sektörüne; bir yandan zenaat öğreneceğiz, bir yandan da gördüğümüzü işlediğimizi anlatıp okurları sebeplendireceğiz.. Buraya kadarı iyi de.. Dice Kayek adının moda sektöründeki anlamını nasıl anlatacağız?
Ocakta bir problem yok.. Çayı, kahveyi zaten makina yapıyor.. Çalışanların tamamı fincanı nasıl dolduracağını biliyor.. Benim yaptığım tek şey espresso makinası çalışırken, alete moral vermek..
Ya lambasını okşuyorum ya tepesine pat pat vuruyorum.. Hizmet zayıf kaldıysa üç beş şişe şarap alıp orta yere koyuyorum.. Müşterisi, sebilhane bardağı gibi karşısına dikilip şarabın hakkından gelirken ben de kızların seyrine duruyorum..
***
Yukarıda Allah var! İşin doğrusunu söylemezsem olmaz.. Ben buraya gelinceye kadar ne Dice Kayek adından haberliydim ne de Ece ile Ayşe kardeşlerin bu işlerde bu kadar ünlendiğinden..
Elle dergisinden başlayın, Vogue, Marie Clair, Gap, Moda In, JaLOUSE, Biba, 20Ans.. Saymakla bitmez.. Akla ziyan ne kadar kadın dergisi varsa içinde Dice Kayek muhakkak var..
Çoğu Ece ile ya konuşmuş ya fotoğraflarını kullanmış.. İki tane el kadar kız çocuğu, moda sektöründe alıp başlarını gitmişler..
Ece ve Ayşe kardeşler..
Hele Japonya'daki ünleri Kenzo ile başbaşa.. Dergilerin kupürlerinde gördüm.. Çoğu kez bunların kıyafeti kapak.. İç sayfalarda ise ünlülerin kıyafetlerinden bir düzen yapmışlarsa içinde mutlaka bunlar var..
Elinize alıyorsunuz bir dergiyi.. İssey Miyake'den bir kıyafet.. Yanında Armani.. Onun yanında Louis Vuitton, Ralph Lauren, Yamomoto.. Ortalarında da Dice Kayek..
Türkiye'nin uluslararası tek markası Galatasaray'dı, diye konuşuyorduk.. Şimdi Dice Kayek de var.. Ama haklarını yemeyelim.. Londra'da Hüseyin Çağlayan dendiğinde moda sektörünün şapkası yana kayıyor..
New York'ta Atıl Kutoğlu diye bir kardeşimiz daha var ki o da uluslararası marka olma yolunda..
Hüseyin Çağlayan'ı görmedim.. Atıl Kutoğlu ile Paris'te tanıştım.. Genç bir insan.. O da benim moda işine girdiğimi duyduğundan yanımda çok saygılı duruyor.. Aramızda bir nevi usta-çırak muhabbeti var, desem yalan olmaz..
Gelelim bizim kızlara..
Görmeyenler için tarif ediyorum.. Ece ve Ayşe kardeşlerin ikisi de ufak tefek.. El kadar şeyler.. Koy ikisini bir heybenin birer gözüne.. Çarşıda pazarda gezdir, ağırlıkları yük olmaz..
İstanbul'un çay bahçelerinden bir masa örtüsü arakla.. İkisine de birer fistan çıkar..
***
Ancak bu kardeşler birbirlerine hiç benzemiyorlar.. Ece esmer, keskin, hatlı, çatık kaşlı.. Gözünü birine dikip de baktığında modacı olduğuna katiyen ihtimal vermezsin.. Çünkü "tetikçi" gibi bakıyor..
Ayşe ise kızıl sarışın arası birşey.. Ne kızıl saçlı diyebiliyorsun ne sarışın.. Sanki berbere gidip saçını sarıya boyatmak istemiş.. Mesaisi biten berber işi yarım bırakıp kızı masada terketmiş.. Saçlar da böyle kalmış..
Gözleri ise açık yeşil..
Bu genetik karışıklıktan şüphelendiğim için sordum.. Anne baba bir kardeşlermiş..
İşin kreatif tarafını Ece, idari tarafını da Ayşe yapıyor.. Ayrıca birbirleri ile her konuda paslaşıyorlar..
İTKİB'cilere aferin..
Atölyenin müdavimleri arasında İTKİB Başkanı Oğuz Satıcı ile eşi Ela Hanım da var.. İTKİB isminin açılışı "İstanbul Tekstil Konfeksiyon İhracatçıları Birliği" gibi birşey..
Aklımda böyle kaldı, yanlışsa kusuruma bakmasınlar.. Seda Hanım da idarecileri..
İTKİB Türkiye'nin tekstil alanındaki iddiasını "moda sektörü ile birleştirmeyi" akıl eden tek kuruluş.. O yüzden Dice Kayek defilesine sponsor olmuşlar..
İyi de etmişler.. Hükümetimizin büyüklerine kalsa bu işin Allah tarafından olmasını beklerlerdi..
Gerçi Turizm Bakanı Erkan Bey İstanbul'daki bir görüşmemizde "Onları ben sponsor yaptım.." diye salladı ama olsun! Bu işin şerefi Oğuz Bey ile arkadaşlarının..
Buraya gelmeden önce Turizm Bakanı'na defilenin perde arkasını izleyip, memlekete büyük hizmette bulunacağımı söylemiştim.. Dönüşte beni devlet töreni ile istikbal etmeleri icap ettiğini ima etmiştim.. O da "Size bir plaket veririz.." demişti..
Yeri gelmişken söyleyeyim.. Plaket istemem.. O plaketlerden bizim Ali Kırca ile Uğur Dündar'da 150 küsür var, bir hayrını görmüyorlar.. Eğer hizmetime bir karşılık vermeyi düşünürlerse bana üst baş yapsınlar daha iyi olur..
***
Lafın başında bu kızların yaptığı işi nasıl anlatacağız, diye hayıflanmıştım ya! Oralara geliyorum..
Hükümet adamlarının dahi haberli olmadığı bir işi vatandaşa beğendirme gayreti medya leşkerlerine düşüyor.. Vatandaşın sahip çıkması sonraların işi..
İstanbul'dan süsüne düşkün bir hanım Erzurum'a akrabalarını ziyarete gitmiş.. İstanbul gelini olduğundan farkı da gösterecek.. Çarşıya çıkarken tilki kürkünden yakası olan mantosunu giymiş..
Kadının boynundaki kürkü gören dadaşlardan biri koşmuş "Abla dalında gudik var.." demiş.. Dal dediği boyun, gudik dediği de tilki.. Kadın iyi niyeti anlamadığından oğlanı terslemiş:
- "Git başımdan terbiyesiz, şimdi polis çağırırım.."
Terslendiği için alınan oğlan omuz silkip uzaklaşırken söylenmiş:
- "Eyi.. Eyi.. Dalını kıtlarsa kıtlasın.. Bene ne?"
Ahalimizin bu hallerini bildiğimden bu işi nasıl kıvıracaklar diye kara kara düşündüğüm oluyor.. Ancak kadınlarımızın moda tüketimi konusunda gayreti de bana ümit veriyor..
Bizim kadınlarımız sağolsunlar, mutsuz oldular mı yemeye içmeye kuvvet verirler.. Kilo aldıklarından kıyafetleri bir süre sonra işe yaramaz olup, yenisini temin etmeleri icap eder..
Mutlu olduklarında ise alışverişe çıkarlar..
Her iki durumda da halleri erkek milletine zarar, moda dünyasına kardır.. Bir bildikleri vardır..
Yarın: Çimen çıktı dizime, gel izime izime.. Yani, defileye doğru cırtım cırtım gidiyoruz..