|
|
MEHMET ALTAN(maltan@sabah.com.tr
)
|
  
Bize de Irak yaraşır...
Ülkelerin "çoğulcu" bir yapı oluşturamamasının ne kadar büyük sıkıntı yarattığının önemli bir örneğini bizi iyice bunaltan "Ermeni Soykırım" Tasarısı olayında görmekteyiz.
Ankara, tüm cumhuriyet döneminde, "resmi tarihi" olduğu gibi, "dış politika"yı da tartışılmaz bir "tabu" olarak dayattı. Toplumu, çok farklı sosyal katmanlardan, değişik düşüncelerden oluşan geniş bir mozaik olarak algılamak yerine, halkı "dış düşmanlara" karşı bir "tek insan" gibi davranmaya zorlamayı "ulusal politika" kabul ettik. O bir "tek insan" da, Ankara'nın söylediklerini ezberleyen insan demekti.
1915 yılında meydana gelen Ermeni Techir Olayı da, Ankara'nın resmi görüşünü tekrarlama dışında farklı yaklaşım yapılamayacak konulardandı. Bu olayı tartışamadık değişik cephelerini göremedik. Toplum, herhangi bir şekilde konunun güncelleşmesi halinde buna vereceği farklı cevapları oluşturamadığı gibi resmi yaklaşım dışındaki tarihsel doğruları da derinliğine inceleyemedi. Zihinsel gelişmesini gürbüzleştiremediği için Türkiye güçsüzleşti. Şimdi, o güçsüzlüğü müthiş bir alınganlıkla yaşamakta. Cumhuriyet öncesinde meydana gelmiş, boyutları pek de aydınlatılmamış bir olay nedeniyle, Ankara, cumhuriyet dönemi boyunca "tek istikamet" olarak gösterdiği Batı'ya arkasını dönme noktasına doğru kayıyor. Halbuki özgür bir toplumsal ortam yaratılmış olsa, böylesine alıngan davranmaya da gerek olmayacaktı. Toplum bu konuyu özgürce tartışmış, gelişmelere karşı kendini koruma reflekslerini de oluşturmuş olacaktı.
ANKARA MANTAĞIN NEREDE?
Amerika'da biraz da seçim nedeniyle ortaya çıkan gelişmelere karşı Ankara'nın pek de düşünmeden neredeyse refleksel olarak vermeye hazırlandığı tepkiler ise çok alıngan, kompleksli ve bunlardan daha da vahimi mantıksız gözüküyor.
Örneğin, İncirlik'deki Amerikan Üssü'nün kapatılmasının "karşı önlemlerden" biri olarak gündeme gelmesi, sorgulanmaya değer bir tepki. Ankara bu üssü yıllardır neden açık tuttu, ülkenin "ali menfaatleri" için mi, Amerika'nın menfaatleri için mi? Eğer Amerika'nın menfaatlerini gözettiyse, bunun "sorumlusu" kim, böyle bir uygulama nasıl hayata geçebildi? Yok eğer, Türkiye'nin menfaatleri için bu üs açık tutulduysa, şimdi Amerika'ya kızarak kendi menfaatlerimizden mi vazgeçiyoruz? Bu sorular bile bizim uzun soluklu, iyi tartışılmış, doğru tanımlanmış politikalarımız ve çıkar analizlerimizin olmadığını göstermekte.
Aynı şey, dört nala başını alıp koşmaya başlayan Irak ile yakınlaşma politikası için de geçerli. Ankara, bugüne kadar Irak'a uygulanan ambargoya "kendi çıkarları" açısından mı uydu, yoksa dış dünyanın rüzgârına bilinçsizce mi kapıldı? Bilinçsizce kapıldı ise, bu nasıl bir devlet anlayışı? Yok eğer kendi çıkarları bunu gerektiriyorsa, Ermeni Tasarısı gündeme gelince, bu çıkarlarda neler değişti?
Üstelik, Irak Rejimi'nin Türkiye'ye nasıl baktığı ortada. Varsayın ki, iyi bakıyor. O halde bile, halkına zulmeden, dengesiz bir adamın oyuncağı olmuş bir rejime yaklaşmanın ve bu yaklaşıma, dünyaya posta atma anlamını yüklemenin bizlere ne yararı var? Irak ile ballı börekli olmak yerine, Avrupa Birliği'nin Türkiye'den beklediği köklü reformları yapmak, çoğulculuğu geliştirmek, fikir özgürlüğünü, örgütlenme imkânlarını ve tartışma iklimini alabildiğine zenginleştirmek bizi çağdaş dünyaya daha yaklaştırıp, aramızdaki sorunları sorun olmaktan çıkaracakken, bu ortaçağ yönetimine doğru fırlayıp gitmek ne demek oluyor?
ANKARA VE BAĞDAT
Ankara'nın, Batı'nın daha uygar bir toplum ve devlet isteyen taleplerine direnirken, Bağdat'a böyle kolayca yaklaşabilmesi aslında çok da şaşırtıcı değil. Anlaşılan o ki, Ankara, Batı yerine Bağdat ile daha iyi anlaşabilecek bir ruh iklimi ve bir yönetim zihniyeti içinde.
Sermayenin hiç sınır tanımadan dünyayı dolaştığı bir çağda Ankara'nın buraya ne "doğrudan yatırım", ne de "yabancı sermaye" çekememesi de bundan. Burası, dışarıya kapalı bir eski anlayışın esiri halâ. O nedenle de, yeryüzü boyutunda fink atan yabancı sermaye buraya bir türlü gelmiyor.
Dünya ile bütünleşme, ticareti geliştirme, teknoloji yaratma, kaliteli mal üretme de "dışa kapalı" bir rejimin derdi olmuyor. Türkiye'nin yeryüzü ihracatındaki payı binde 5. Dünya mal ithalatındaki payı ise binde 7. Türkiye dünya nüfusunun yüzde 1'ini oluşturuyor ama bunu dünya ile mal alış verişine yansıtamıyor. Bırakın daha irice bir pay kapmayı...
Bu hep, Ankara'nın kendi görüşünden başka görüşün varolmasına izin vermeyen egemenliğinin ve bunun eylem aracı olan devletçi zihniyetin eseri.
HUKUK YOK DEVLET VAR
Ermeni iddialarını bile yıllardır rahatça tartışamayan bir toplumun nasıl bir yönetime sahip olduğunu ve bu anlayışın da Irak'taki Saddam rejiminden özünde çok farklı olmadığını sürekli izliyoruz.
Örneğin, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin tam üyeliğine kabulü için izleyeceği "yol haritasını" oluşturan, Avrupa Parlamentosu Hıristiyan Demokrat Grup üyesi Fransız Parlamenter Philippe Morillon'un raporunda yer alan öneriler durumu netleştiriyor.
Morillon Raporu, "silahlar yerini hukukun cüppesine bırakmalıdır" diyor. Bu nihai öneri öncesinde, "askerlerin siyasetteki ağırlığının azaltılması"nı istiyor.
"Silahların yerini cüppelere bırakmasının" bizde zorluğu var. Biz, devletin çıkarlarını "hukukta" değil, devletin sahibi olanların "kaba gücünde" bulan sakat bir anlayıştan geliyoruz. İttihat ve Terakki'nin devamı bir ruhu simgeliyoruz.
Nitekim, bu nedenle, Avrupa İnsan Hakları'nın bir çırpıda üç kez mahkõm ettiği bir topluma dönüştük. Geçen gün, İnsan Hakları Mahkemesi, "ifade özgürlüğünü" engelleyip, işkence ve yargısız infaz yaptığı için Ankara'yı mahkõm etti. Daha önce de etmişti, böyle giderse daha sonra da edecek. Bu görüntü, Batı'dan ziyade Bağdat'a ve Saddam'a yaraşan bir görüntü.
Ankara eski komplekslerini terketse, çağdaş dünyanın Türk halkının zenginleşmesini ve özgürleşmesini sağlayacak önerilerine uysa, halk olarak çok daha rahat edeceğiz.
Ne var ki, bu, Ankara'nın işine gelmiyor. Gelmeyince de, çağdaş dünyaya kızınca soluğu doğru Bağdat'ta alıyoruz.
Belki de Ankara'ya en yaraşan başkentte.
|
 |
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|