


Tıpta yeniden doğa ve doğal!.
"Neren ağrıyor" derdi, Anneannem.. Ağlamaklı gösterirdim.. "Şimdi elimi koyar, okurum geçer" derdi..
Elini başıma, karnıma koyardı.. Okurdu.. Geçerdi.. Ya da ben geçtiğini sanırdım..
Sonra okul çağımız başladı.. Tıbbın dışındaki herşeyin sahtekarlık, üç kağıtçılık, şarlatanlık olduğunu öğrettiler.. Ona inandık..
Sonra..
Sonra tıbbın yetmediği sorunlar ortaya çıktı.. Daha sonra da tıbbın yetmediği sorunlara, genellikle doğu kaynaklı, bizim kafamıza ters gelen çözümler..
Akupunktur.. Akapressür.. Biyo enerjili sihirli eller.. Yoga.. Meditasyon.. Homeopati.. Ayurveda.. Masaj.. Sufizm.. Ekoloji.. Manyetik, aromatik, müzik tedaviler.. Feng shui..
Önce çeşit çeşit şarlantanlık olarak bakılan bu yöntemler, giderek fena halde ciddiye alınmaya başlandı.. Adını da bilimselleştirdi..
Alternatif tıp!..
Tıbba paralel, daha çok tıbbın bittiği yerde başlayan tıp..
"Üfürükçü" diye dışladığımız, tavsiye ettiklerini "Kocakarı ilacı" diye karaladığımız insanlar içinde şarlatanlar vardı mutlak.. Ama belki, alternatif tıpçılar da vardı, kim bilir..
Şimdi bunları niye yazıyorum merak edeceksiniz..
26-29 Ekim tarihleri arasında, İstanbul'da Naturel 2000 adlı bir festival düzenleniyor..
Tamamı tamamına bir alternatif tıp festivali bu..
Ve de tamamı tamamına bilimsel..
İnsanın beden ve ruh sağlığında, Doğa'nın rolü tartışılacak.
Alternatif tıp da kendi içinde ihtisaslaşmaya başlamış. Festivalde, Türkiye'den ve dünyadan profesörler, doktorlar, doçentler konuşacaklar.
Alternatif tıbbın, bilimsel zemine oturmasını Dr. Zeynep Belbez anlatacak. Akupunkturun Türkiye'deki babası olarak tanınan Dr. Nüzhet Ziyal, Bio enerjinin Rus ve Hint ekolünden gelen dünyaca ünlü Azeri uzmanı Dr. Davut İbrahimoğlu, bana gelen listedeki aşina isimler.. Yogayı ingilizler, Reikiyi (Ne demekse.. Ben de bu arada öğreneceğim) Alman ve Türk uzmanlar tartışacak. Dr. Ender Saraç, festivalin hemen her gününde var..
Geçen yıl Ankara Üniversitesi Kalp Merkezinin kapılarını "Şifacılık"a açan Dr. Jacqueline A. Carleton "Beden Psikoterapisi"ni anlatacak. En ilginç konulardan biri bu.. Korku, öfke, nefret gibi duyguların hapsettiği olumlu enerjiyi tekrar kazanmak.. Gerçek benliği keşfetmenin yolları..
Şimdi, bu televizyonlar ve gazeteler için aslında bulunmaz bir malzeme.. Ama bizim medyada halkın merak ettiği şeyleri merak etme gibi bir adet pek kalmadı.. Bu yüzden eğer İstanbul'da iseniz, mümkün olduğunca izlemeye bakın diye sizi erkenden haberdar etmeyi uygun buldum.
Festival, Tepebaşı'ndaki Fuar'da.. Daha geniş bilgi için www.naturel2000.com diye tıklayabilirsiniz..
* * *
Fizikçi Niels Bohr "Gerçeğin karşıtının da gerçek olduğunu bilmek en büyük gerçektir" diyor..
Bunun tıptaki yorumu, Amerikalı bir tıp doktorundan..
"Çağdaş tıp doktorlarının ortak kanısı, ki doğrudur, tıp bilimi hiçbir zaman bugünkü kadar güçlü olmamıştır. Ama biz ayni zamanda bir başka büyük gerçeğin daha farkındayız. Tıp bilimi pek çok bakımdan, hiçbir zaman bu denli zaaf içinde de olmamıştı.."
Tıbbın zayıf olduğu noktalarda alternatif tıp nasıl yardımcı oluyor, olacak, her halde merak edeceksiniz..
TEBESSÜM
Fıkra Yıldırım Tuna'dan
Kadın öğretmenleri, üç oğlan çocuğu
"Cinsel Eğitim" dersinden sınıfta bırakmış...
"İstikbalimizle oynuyor bu kaltak!"
demiş birincisi
"Dövelim!" demiş öteki
"Tamam ulan!"demiş üçüncüsü "Siz
kollarından tutun, ben hayalarına
tekmeyi basayım orospunun..!"
Quo Vadis?..
"Meclis'te bir milletvekili var.. CIA'den maaş alıyor.. Adını açıklayamam. Çünkü elimde delil yok. Yazarsam, adam beni mahkemeye verip canıma okur.."
"Bir polis, bir asker biliyorum.. Bunlar katil.. Adam öldürdüler.. Ama elimde delil yok, adlarını açıklayamam.. Açıklarsam, beni mahkemeye verip canıma okurlar.."
"Yüksek rütbeli bir subay.. Ama Rus casusu.. Ordunun sırlarını satıyor. Geçenlerde evine bir çanta içinde 1 milyon dolar gitti.. Adını açıklayamam. Açıklarsam beni mahkemeye verir, canıma okur.."
Ne kadar kolay bir gazetecilik türü ortaya çıktı.. Ne kadar kolay gündem oluşturur, gündemin başına geçer olduk..
Doğru mu, yalan mı belli değil.. Salla gitsin.. Olmadı, biri sallasın, sen haber yap, yorum yaz.. Herkes, aklına ilk gelen kurumun tümünü en iğrenç şekilde töhmet altında bırakacak muhbirliği yapsın, ama "Delilim yok" desin, adını açıklamasın..
Peki bu suç değil mi?..
Bu ayıp değil mi?..
Toplumu ve onun kurumlarını böylesine yaralamak insanın yanına kar kalacak şeyler mi?..
Basın Konseyi, Gazeteci Cemiyetleri, asıl önemlisi savcılar, böylesine desteksiz atışlarla halkın huzurunu kaçıranlara karşı sessiz mi kalacaklar?..
Yarın önüne gelen, konu sıkıntısı çeken, gündemden düşen herkes "Elimde delil yok ama.." diye başlayarak herkesi ve herşeyi karalamaya başlarsa bunun sonu nereye varacak?..
Bu çirkin gidişe kim "Dur" diyecek?..
Tecelli'den Abuzittin'e mektuplar
Abuzittinciğim
Başımıza bi de Ermeni tasarısı çıktı. Bütün dertler bizi buluyor. Hani Clington Türkleri çok seviyordu. O çocuğa da burnunu tuturmamış mıydı?
Eğer isteseydi koca Başkan bu kepazeliğe dur diyemez miydi yani?
Ama helal olsun Enerji Bakanımız Ersümer'e..Amerikan Büyükelçisine nasıl sert çıktı:
"Ermeni tasarısı geçerse 11 milyar dolarlık enerji ihalesini unutun!"
Amerikan Büyükelçisinin yüzü bembeyaz olmuş.. Sonra da morarmış.. Sokaklarda hala mor mor dolaşıyormuş.
Şimdi başta Beyaz Saray'dakiler, Senato Temsilcileri Meclisi üyeleri., hepsi tir tir titriyorlardır. "Ya Türkler 11 milyar dolarlık ihaleyi iptal ederse!?"
Titresinler.. Aferim Enerji Bakanımıza. Birinin onlara hadlerini bildirmesi gerekiyordu.
Geçen yılı bilmiyorum ama iki sene önce Mc Donald'ın cirosu 11 milyar dolardan fazlaydı..
Amerikan Dışişleri Bakanı Albright'ı da uyku tutmuyormuş. Clington'u telefonla arayıp "Bu İsrail Filistin savaşından da önemli.. Ne yapıp ne edip Ankara'yı kararından caydırmalıyız" demiş.
General Motors'un cirosu, neredeyse tüm Türkiye'nin gelirine eşit.
Bi başka Amerikan şirketi Exxon'un karı 12 milyar dolar.
Bizim Bakan gözlerini Amerikan Büyükelçisinin gözlerine dikip "Ermeni tasarısı geçerse 11 milyarlık enerji ihalelerini unutun" diyince Mr. Elçinin dudaklarının nasıl titrediğini orada olup görmek isterdim. Herhalde bi süre de kekelemiştir.
Microsoft'un marka değeri 70.2 milyar dolar.
Kongre üyeleri, tepelerinde patlattığımız bu bombanın dehşetiyle oradan oraya koşuşuyorlardır.
Gariptir, ben Amerikan haber televizyonlarında bizim bombayla ilgili görüntülere rastlayamıyorum. Pentagon gizliden sansür mü uygulatıyor acaba?
Metin Toker yazmıştı: Ermeniler'in yoğun olduğu Kaliforniya eyaleti, Dünyanın 7'nci büyük ekonomisiymiş.. Yıllık ihracaatları 107 milyar dolar. Yani Abuzittin'ciğim, bizim geçen yıl gerçekleştirdiğimiz tüm ihracatın 5 katı..
Enerji Bakanımız Amerikalılara karşı çok daha radikal tedbirler alınmasından yanaymış. Başbakan'a "Genel Kurmayın 30 milyar dolarlık silah alımını da gündeme getirelim" demiş ama Başbakan reddetmiş:
"Amerikan ekonomisinin çökme sorumluluğunu üzerimize alamayız.Zaten yarın da Irak'a 2 hasta bakıcıyla 4 paket daha ilaç gönderiyoruz.. Bu ders onlara yeter!"
Ben olsam Enerji Bakanımızın dediğini yapardım. Ama nazik adam kıyamamış.
Neyse biz işimize bakalım. Azerbaycan'ı da 1-0 yendik.. "En büyük Türkiye, başka büyük yok.."
Münasip yerlerinden öperim şekerim.
Kardeşin Güneş
SEVDİĞİM LAFLAR
Cesaret zafere, kararsızlık tehlikeye, korkaklık ölüme götürür.
Yavuz Sultan Selim
Smokey Joe'nun Cafesi ve Meltem..
Bir sonbahar gecesi rüyasıydı, Maydanoz çadırında geçirdiğim..
Maya Plisetskaya'nın Emperyal Rus Balesi'ni mest olarak izledim.. Üç gece kaldılar ve gittiler.. Turneleri öyle dolu ki, daha fazla kalamamışlar..
Maya, Sovyetler döneminin en büyük balerinlerinden biriydi.. Şimdi kendi adına bu kumpanyayı kurmuş..
Harika bir orkestra.. Rimsky Korsakov'un Şehrazat'ı.. Ravel'in Bolerosu ve harika bir koronun da eşliği ile, Borodin'in Poloveç dansları.. Hani o bizim gençlik günlerimizin Kısmet müzikalinde Vic Damone'un söylediği Stranger in Paradise şarkısının müziğidir..
İnsan bu orkestra ve bu koroyu gözleri kapalı, konser diye izler.. Ama düşünün bir de harika bale var sahnede.. Nasıl görkemli dekorlar ve kostümler içinde..
Maydanoz'un yeni programı Smokey Joe's Cafe.. Şarkılar ve danslar üzerine bir müzikal.. Dün gece başladı..
Ertekin'i iki gece tiyatroya götürmüştüm, önceki yıl Londra'da zorla.. İlki River Dance'tı.. Hani o müthiş İrlandalıların harika şovu.. Hor hor uyudu.. Smokey Joe'da ise gözünü kırpmadı.. Anlayın..
Smokey Joe'nun Cafesi'nde, Meltem Cumbul da kadroya konuk sanatçı olarak katılıyor. Altı şarkı söylüyor ve dans ediyor.
Bu kızda müthiş bir yetenek olduğunu uzun zaman evvel yazarken "New York, ya da Londra'da doğsa, şimdi müzikal yıldızı idi" demiştim. Meltem Londra'ya, New York'a gidemedi, onlar Meltem'e geldi.. İşte iyi bir fırsat..
Smokey Joe'yu Londra ve New York'tan sonra, üçüncü kez, Meltem için izleyeceğim..
BİZİM DUVAR
Naim, Banu Alkan'ın son kilibinde oynayacakmış. "Kaldıramazsan kaldırırlar gülüm"
Hakan & Utku