|
|
EMİN ÖZTÜRK
|
  
İki parçalı bir yazı
Arındırılmış sanayi üretimi rakamları
Hafta başında açıklanan Ağustos sanayi üretimi verileri geçen yıla göre son derece yüksek büyüme rakamlarına işaret ediyordu. Ancak, büyümenin yüksek görünmesinin arkasında geçen yıl gözlenen daralmanın yarattığı aritmetik bir etkinin olduğu da biliniyor. Dolayısıyla, Ağustos'ta sanayideki yüzde 17.1 ile imalat sanayiideki yüzde 19.8'lik yıllık artış oranlarının ne kadarının bu aritmetik etkiden kaynaklandığını tespit etmekte yarar var. Bunun için bu yılın Ağustos ayındaki üretim indeksi değerlerinin 1998 yılının aynı ayına göre artış oranının hesapladık. Sanki 1999 yaşanmamış gibi yapılan bu hesapta büyüme sanayide yüzde 3, imalat alt kolunda ise yüzde 3.8 oluyor.
Ancak, bir de bunlardan hangisinin genel eğilimi daha iyi temsil ettiği sorusu var. Toplam sanayinin büyüme hızını aşağı çeken alt sektör, deprem öncesinden başlayan bir daralmanın sürmekte olduğu madencilik alt kolu. Ayrıca, sanayideki üçüncü ana sektör olan elektrik, su ve gaz kolunda da izahı güç dalgalanma oluyor. Dolayısıyla, yüzde 3.8'lik imalat sanayii alt sektörü rakamının genel eğilimi daha iyi yansıtacağını düşünebiliriz.
Son olarak, petrol ürünleri sektöründe depremden beri ilk defa pozitif (yüzde 8'lik) büyüme olmakla birlikte ulaşılan üretim düzeyinin 1998'e göre hala yüzde 7.8 aşağıda olduğu görülüyor. Dolayısıyla, son bir arındırma daha yaparak petrol sektörünü hariç tuttuğumuzda imalat sanayii için yüzde 6.1 rakamına ulaşıyoruz.
Hem baz yılı etkisini hem de madencilik ve petrol sektörlerini içermeyen bu rakam epeyce yüksek. Bu sonuç Haziran sonrasında ekonomide bir duraklama olduğu yönündeki tezlerle çelişiyor. Tabii tek bir ayın verileri ile çok kuvvetli bir sonuç çıkarmak doğru değil ama görünen durum bu.
Deprem sigortasında işin özü
Sabah işe gelirken radyodan "Asıl yorucu olan sorunluluk değil, zorunluluktur" sözü kulağımıza takıldı. Bu söz iki hafta önceki "Ömür boyu deprem vergisi" başlıklı yazımızın konusuna bir defa daha değinmenin yararlı olacağını hatırlattı. Yazıda uygulamadaki sorunlara değinmiş ama esas olarak zorunluluk unsurunu kabul edemediğimizi vurgulamıştık. Kanımızca, insanların yalnızca diğer kişilere verebilecekleri zararlar nedeniyle sigorta yaptırmaya zorunlu tutulmaları anlaşılabilir bir yaklaşım. Bunun bilinen en iyi uygulaması zorunlu trafik sigortası. Ama bu iş insanları zorla kasko sigortası yaptırmaya benziyor.
Arada geçen sürede basında yer alan haberler, demeçler ve meslek kuruluşlarının ilanları ise işin özünü gözden kaçıran ve uygulama detaylarını ön plana çıkaran bir mecrada yol aldılar. Oysa sistemin detaylarına ve sorunlara gelmeden önce tüm ev sahiplerinin bu tür bir sigortayı yapmaya zorunlu tutulması hususunun sorgulanması gerekir.
"Neden Zorunlu Deprem Sigortası" başlığıyla Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği tarafından verilen ilan da bu konuda ikna edici olmaktan uzaktı. Ayrıca, söz konusu sigorta Birliğin temsil etmekte olduğu sektör tarafından yapılmıyor. Sigorta şirketlerinin bir bölümü ücret karşılığında poliçelerin doldurulması ve sahiplerine ulaştırılmasından sorumlu. Bildiğimiz kadarı ile Birliğin başkanı durumunda olan Milli Reasürans T.A.Ş.'nin görevi ise bir süre sistemin işletmeciliğini yapmak. Sistemin sahibi Devlet. Dolayısıyla, böyle bir sigortanın neden zorunlu olduğu hususunun bizzat Devlet tarafından izah edilmesi gerekirdi.
|
 |
Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|