Hergün bir sürü e-mail alıyoruz.
Düşüncelerimize katılanlar da var ama "saldırganlar" çoğunlukta...
Neden saldırganlar çoğunlukta?
Çünkü elektronik bir ulaşım aracından, hiçbir duyguyu, sesi, karşılıklı etkileşimi paylaşmaksınız bağırıp çağırmak, atıp tutmak daha kolay...
Önlerindeki hazır elektronik ekrana dönüp, sadece tuşlara basarak ve önceden kaydedilmiş adreslere, "saldırı ve çamur" göndermek kimisine kolay geliyor.
Bu gibilere, sıcak bir yürek sahibi gibi davranıp, insanca ve uygarca tartışmaya dönük biçimde, bir telefon açıp düşüncesini aktarmak zor geliyor.
Çünkü düşüncesine güvenemiyor, davranışlarının da mesnedi yok...
O sadece öfkesini kusmak, bağırmak ve çamur atmak istiyor, e-mail denilen uygarlık aracının da herkese rahatça küfür etsin diye kendisi için icad edildiğini zannediyor.
Gelen e-mailleri mutlaka okuyorum.
Ama cevap vermiyorum.
Şu yazdığım yazı da bir cevap değil...
Sadece basit bir örnekten yola çıkarak, e-mail yoluyla "hakaret, çamur ve öfke" yolunu seçenleri ciddiye almadığımı anlatmak istiyorum.
Saldırgan yapılı, düşüncesinde tutarsız ama kendini bir matah zanneden tipler, e-mail sisteminin arkasına saklanıp, gönderdiği metelik etmez mektup ile kendini tatmin ediyor.
Geçen gün, "işgal edilmiş" arsaların gecekondu sahiplerine satışı için Maliye'nin bir proje üzerinde çalıştığını duyunca, bu kanayan yaranın temelli ve köklü bir biçimde çözümümün "yararlı olacağını" yazmıştım.
Milyonlarca gecekondu yıkılamayacağına göre, olan olduğuna göre, "beleşçilik zaten devam ettiğine" göre, bu beleşçiliğe ve kanunsuzluğa bir biçimde son vermenin yararlı olduğunu söylemiştim.
Bu bakışa herkes katılsın demedim...
Birçok insanımız bugörüşe katılmayabilir.
Ama gelen bir e-mail ne diyor biliyor musunuz?
"Sen gecekonduculara yalakalık yapıyorsun, gazetene tiraj almaya çalışıyorsun, git bari kendine hemen 200 metrekarelik bir arsa kapat" diyor...
Sevgili okurlar, lütfen bana söyler misiniz?
Böyle bir mektubun, böyle bir üslubun, böyle bir suçlamanın tutulacak yanı, ciddiye alınacak bir tarafı var mıdır?
Peki niye yazı yazdın diyecek olursanız, onu da söyleyim.
Bu bir örnek...
E-mail çağdaşlığının arkasına saklanan, çağdışılığa, korkaklığa, düşünce yoksunluğuna ve saldırganlığa prim vermediğimi ve önemsemediğimi anlatabilmek için basit bir örnekti!
E-mail yoluyla sadece bana değil, birçok meslektaşıma saldırmayı adet ve alışkanlık haline getirmiş olanlara ithaf ediyorum, yazımı...
Kendinizi boşuna ve bu kadar küçültmeyin!
"Hasta" olduğunuz açıkça görülüyor!
Sizi ne kadar ilgliendiriyor bilmem ama beni pek ilgilendirmiyor.
Kuşkusuz; yemeye içmeye meraklı, cebinde de çuvalla harcayacak parası olanlar için bir yararı olacaktır.
Fakat benim dikkatimi çeken şu oldu. İstanbul'daki yeme içme mekanlarının sayısı 1400'ü bulmuş...
Restoran, lokanta vesaire kabilinden tam 1400 mekan ne demek?
Bravo doğrusu!..
Adı geçen bu yerlerde, dört kişilik bir ailenen hafif tertip beslenmesi, bir iki kadeh de içki almasının faturası, sanmıyorum ki, 100 milyondan aşağı olsun...
Yine bravo demekten kendimi alamıyorum.
Halkın önünden bile geçemediği 1400 yer demek, İstanbul gerçekten Türkiye'nin kaymağını afiyetle yiyor demektir.
Afiyetler olsun...