kapat

13.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

YeniBinyil
Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
ZÜLFÜ LİVANELİ(livaneli@sabah.com.tr )


Kafka'nın Şato'sunda

Dün öğle yemeğini, küçük bir grubu davet etme nezaketini gösteren Vaclav Havel'le birlikte yedik. Cumhurbaşkanı kimliğinden de öte, bir aydın olarak Türkiye'yi merak ediyor, hepimize sorular yöneltiyordu.

Yemek boyunca, Türkiye'yi ne kadar zor anlatabildiğimizi, hatta hiç anlatamadığımızı düşündüm. Yapılan konuşmalar, verilen bilgiler Türkiye resminin ortaya çıkmasına yetmiyordu çünkü mesele Havel'in beklediğinden de, bizim sandığımızdan da daha karışıktı.

Sanıyorum Vaclav Havel bu sohbet yemeğinden, kafası daha da karışmış olarak ayrıldı.

***

Havel'in, ülkesinin kaderiyle paralellik gösteren yaşamını biliyoruz. Siyah beyaz bir yaşam bu: Diktaya karşı mücadeleyle geçen yıllar, arkasından kurtuluş ve demokrasinin zaferi.

Franco İspanyası, Albaylar Yunanistan'ı, Mussolini İtalya'sı, Hitler Almanya'sı, Salazar Portekiz'i gibi bir öykü.

Havel'in Türkiye'yi bu modele oturtması mümkün değil.

Çünkü biz ne tam siyah oluyoruz ne de tam beyaz.

Karmakarışık bir sistem bu.

Kısa süren ara dönemler haricinde meclis açık, seçimler yapılıyor, siyasi partiler çalışıyor, sivil yasalar yürürlükte kalıyor ama bütün bunların altında, herşeyi yöneten bir irade seziliyor.

Adı konmayan, ele gelmeyen bir irade bu.

Kaldı ki en keskin ihtilal dönemleri bile, Türkiye'ye özgü bir paradoksla noktalanıyor: İhtilal lideri ile, kendisine karşı ihtilal yapılan ve hapse atılmış olan lider kolkola girip, birbirinin halef selefi olarak geçinip gidiyorlar.

Sanki gizli bir işbirliği içindeler.

Formül hep aynı: Devleti korumak! Devletin hep haklı, yurttaşların hep haksız olduğu inancını yerleştirmek.

Türkiye Cumhuriyeti yasalar, yönetmelikler, tüzükler, yönergeler, emirler, adı konmuş ve konmamış talimatlarla ilerleyen bir dev.

Bu kargaşa, Havel'in çok sevdiği Franz Kafka'nın Şato'sundan beter bir labirentler kompleksi oluşturuyor.

İşin içinden çıkamıyorsunuz, mevzuat denizlerinde yolunuzu şaşırıyorsunuz ama dediğim gibi bütün bu kargaşayı yöneten bir gizli irade var: Adı konmamış bir yönetim biçimi bu.

Sahnedeki aktörler değişiyor; oyun yazarı ve rejisör ise hep aynı.

***

İşte Havel'e anlatılamayacak olan şey; Türkiye'deki demokratları yorgunluğa sürükleyen labirent olgusu.

Şato'nun koridorlarında kayboluyorsunuz. Devletin iradesi sizin iradenize galebe çalıyor. Çünkü o hiç yorulmuyor.

Yolsuzluklar örtbas ediliyor, siyasi cinayetler saklanıyor, şeytanın aklına gelmeyecek ittifaklar kuruluyor, suç örgütleri en tepelere kadar ulaşıyor ama sonuçta hiç bir şey değişmiyor. Susurluk gibi tüyler ürpertici skandallar bile sarsamıyor bu yapıyı.

Havel kendi ülkesine dönüp, devletin başına geçmiş bir edebiyatçı olarak yaşamını sürdürecek. Komünist diktatörlüğü devirmiş bir ülkenin aydını o.

Bizler ise onun yurttaşı Kafka'nın Şato'sundaki labirentlerde kaybolarak koşmaya ve gördüğümüz en ufak ışık sızıntısında heyecanlanmaya, umutlanmaya devam edeceğiz.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır