


Boru hattının yüzde 60 kapasitesi zaten çalışıyor
İktidar Amerika'ya karşı güç gösterisi yaparken Kerkük- Yumurtalık petrol boru hattının da açılabileceğini söyledi. Ayrıca İncirlik Üssü'nün kapatılacağı, Irak'la diplomatik ilişki kurulacağı, Irak'a ambargonun kaldırılacağı da belirtildi. Ben de bunlara karşı "Bizi aptal yerine koymayın, bunların hepsi uluslararası anlaşmalarla kararlaştırılmış konular, Türk halkının gururunu okşayarak içe dönük politika yapmayın" diye yazdım. Dün BOTAŞ Genel Müdürü Gökhan Yardım ile konuştum. İlginç cevaplar aldım.
* Boru hattının kapasitesi ne kadar?
- Yılda 71 buçuk milyon ton.
* Hat şu anda tamamen kapalı değil mi?
- Hayır Irak'tan petrol geliyor.
* Ne kadar geliyor?
- Günde aşağı yukarı bir milyon varil.
* Yani kapasitenin ne kadarı?
- Tam kapasite çalışsa günde birbuçuk milyon varil eder.
* Bu durumda zaten yüzde 60 kapasite çalışıyor?
- Evet çalışıyor.
* Peki hükümetin açacağı nedir?
- Öyle bir şey yok, bana verilen talimat tam kapasite çalışmaya hazır olup olmadığımızın kontrol edilmesi.
* Tam kapasite çalışabilir mi?
- Biz de bunu inceliyoruz. Bazı noktalarda arızalar ve bombalama dönemiden kalma hasarlar vardı.
* Onlar tamir edilmedi mi?
- Onlar Irak tarafındaydı, bizim tarafta korozyon var mı ona bakıyoruz.
* Tam kapasite olursa ne olacak?
- Şu anda elimizdeki petrolü Birleşmiş Milletler'in verdiği talimatla tankerlere dolduruyoruz, parayı da Birleşmiş Milletler tahsil ediyor.
* Yani?
- Tam kapasite çalışırsa kalan yüzde 40 için Irak'ın talimatıyla hareket edilecek.
* Irak buna razı mı?
- Bu siyasi bir konu, bilemem, ben işin teknik tarafıyla ilgiliyim.
* Türkiye'nin yıllık ihtiyacı ne kadar?
- Aşağı yukarı 26 milyon ton.
* Şu anda bir sıkıntı var mı?
- Hayır hiç yok.
Parası olan istediği aşağılığı yapabilir mi?
İçinizden "Evet" dediğinizi duyuyorum. Ne yazık ki böyle oldu artık. Parası olan ne kadar rezil, ne kadar aşağılık, ne kadar bayağı olursa olsun herşeyi yapmayı kendinde hak görebiliyor.
Biz böyle değildik, hasletlerimiz vardı, değerlerimize sahip çıkardık, ama ilkel bir köşe dönme hevesi toplumun her tarafını kene gibi sardı.
Son aşağılık olayı Milliyet Gazetesi'nin haberinden öğrendim. Cebi paralı kimi adamlar, sıkışık trafikte hızlı gitmenin yolunu bulmuşlar. Özel ambulans şirketlerini arıyorlarmış. Sonra bastırıyorlarmış parayı, açtırıyorlarmış sireni, İstanbul'un en kalabalık cadddelerinden, tereyağından kıl çeker gibi geçip gidiyorlarmış. Çünkü, başka insanlar, insan hayatına saygılı insanlar, ambülans içinde hayatının kurtarılması an meselesi olan bir insan var zannettikleri için yol veriyorlar. O cebi paralı aşağılık adamlar da ambülansın penceresinden sırıtarak herkesi nasıl kandırdıklarını izliyorlar. Neyse ki haber üzerine polis ambülans firmalarına karşı operasyonlar düzenlemiş, taksi gibi çalışan 5 firma kapatılmış. Ama diyorum ki bununla yetinmeyelim, nasıl olsa bu ambülansları kullananların kayıtları var. Asıl bunlar açıklansın, millet de bu rezilliğin "akıllı sahiplerini" tanısın. Tabii bu arada, sakın bu aşağılık adamların kurnazlığına kızıp da ambülanslara yol vermezlik etmeyin.
Yasalar gerçekten sandığımız gibi mi?
Gece aracınızla gidiyorsunuz. Bir polis işaret ediyor, duruyorsunuz. Polis yanınıza geliyor, hüviyetinizi görmek istediğinizi söylüyor, sonra da sizi araçtan indirip aracınızı aramaya başlıyor.
Polisin buna hakkı var mı? Daha doğrusu polisin buna hakkı olup olmadığını hiç düşündünüz mü?
Öyle inanıyorum ki bu satırları okuyanların yüzde 99'u aklına böyle bir şey getirmiyordur, ayrıca getirmesi için de bir neden yok. Çünkü devletin güvenlik görevlileri, eğer birşey olmasa herhalde yol kesip böyle bir uygulama yapmaz, hepimiz böyle düşünürüz, değil mi?
Oysa belki de bu tür uygulamalar yasalara aykırıdır. Hiç aklınıza getirdiniz mi? Eğer polis evimize gelirse ve aramak isterse, bunun için mahkeme kararı gerektiğini biliriz, çünkü en azından Amerikan filmlerinde görmüşüzdür, evimiz özel hayatımızdır. Peki arabamız da özel hayatımız değil mi? Polis canı istediğinde, size hiçbir gerekçe göstermeden arabamıza girip içini karıştırabilir mi?
Bu durumlarda genellikle "Bir suç işlemediğime göre neden çekineyim?" deriz.
Önceki gece bir avukat hanım, Several Demir, otomobilini durdurup alkol muayenesi yapmak isteyen polislere karşı direndi. Bayan avukat polislerin alkol muayenesi yapmaya yasal hakları olmadığını söyledi. Tartışma sabaha kadar sürdü. Several Demir alkol muayenesi yaptırmadı.
Bu hukuki bir direniştir. Bir vatandaş kendisine yapılanın hukuksal dayanağı olup olmadığını soruyor, doğru dürüst cevap alamıyor, çünkü polis de yapılanın yasal olup olmadığını bilmiyor.
Alkol muayenesi yasal olabilir, bu önemli değil, önemli olan polisin o sırada bunu bilip bilmediği. Herhalde bilmediği için avukat Several Demir'le sabaha kadar tartışmışlar. Bilseler, maddeyi okuyup sorunu çözecekler.
Hukuka bağlı, hukuka dayanarak ve hukuka inanarak yaşamak belki biraz zor ve uzun olabilir, ama doğrusu bu.
Yarışma programı sunucuları yarışmacıları aldatmamalı
Televizyonlardaki yarışma programları çok heyecanlı olmaya başladı. 'Show-TV'deki Kim 500 Milyar İster" yarışmasının geçen yıl yarattığı büyük beğeni ve ilgi bu sezonda tüm televizyonları sardı. Üstelik bugüne kadar "yarışma" adı altında yapılan şaklabanlıklar da yok. Hani bir hediye vermek için soruyorlardı "Türkiye'nin başkenti neresidir; a- Ankara b- Paris c- Londra d- Japonya" gibi sululuklar oluyordu. Sonra da yarışmacı "a- Ankara" deyince sunucu "bravooo, bildiniz kazandınız" diye sululuk ötesine geçiyordu.
Şimdiki yarışmalar artık öyle değil. Çok basit sorular var elbette, ama onlar da gerekli, çünkü asıl heyecan ilk birkaç sorudan sonra başlıyor. Yarışmayı düzenleyenler de daha işin başından yarışmacıların elenmesini istemiyor. Buna rağmen ilk başlarda bile zaman zaman bilmekte zorluk çekilen sorular çıkıyor.
Ayrıca ilgiyle izlenen bu yarışmalar sayesinde herkes bilmediği birşeyi öğreniyor. En azından ben öğrendim işte, katıldığım yarışmada terzilerin elbise modeli çıkarmak için kullandıkları kağıdın adının mulaj olduğunu bilmiyordum. Şimdi burada dikkatimi çeken bir şey var. Oraya oturduğum için biliyorum, insan ister istemez heyecanlanıyor. Yarışmayı sunanlar ise zaman zaman yarışmacıları şaşırtıyor ve heyecanlandırıyor.
Belki yarışmanın tadı burada ama, bakın örneğin şöyle oluyor, özellikle Kenan Işık çok yapıyor, yarışmacı cevabı biliyor, tereddütlü, ama yine de doğru cevap veriyor. Sunucu duruyor, bakıyor, bakıyor sonra da örneğin joker hakkını hatırlatıyor, parayı alıp gidebilirsiniz diyor. Bu yarışmacıyı doğal olarak şaşırtıyor. Bu sözlerin bir yardım olduğunu sanıyor.
Oysa yarışmacı, tahminle de olsa, eğer sorunun cevabını biliyorsa, sunucunun fazla üzerinde durmadan kabul etmesi gerek. Kimbilir kaç kişi sunucuların bu tür yanıltmaları yüzünden yanlış cevaplara yöneldiler ya da kazandıklarıyla yetindiler.
Sunucuların bu davranışlarının izleyiciyi çileden çıkardığını, bize gelen mesajlardan farkediyoruz, haberleri olsun.
Caddelerin canına okudular
Erdal Bilallar İstanbul Eki'nde kentin her tarafını kazan İSKİ ve Doğal Gaz yetkililerine ne güzel verdi veriştirdi. Ama ne fayda tabii. Tam kışa girileceği sırada İstanbul'da kazılmadık cadde ve sokak hemen hemen yok gibi. Bu nasıl programdır, plandır anlamak mümkün değil. Hünez bir ay önce asfaltlanıp çiçek gibi yapılan yollar bile şimdi tarlaya döndü.
En kötüsü, ana caddeler boydan boya kazılıyor, sonra da üstünkörü kapatılıyor. Ancak kazılan yerlerin kenarları keskin bıçak gibi kalıyor. Günün her anında buralarda kazalar oluyor. Trafik Müdürlüğü bu kazılı yerler nedeniyle meydana gelen kazaların dökümünü Belediye'ye bir verse de, onlar da yarattıkları hasarı görseler.