Biten yüzyıl içinde en kötü yönetilmiş ülkelerden birinin de Türkiye olduğu gerçeği, güngünden daha çok ortaya çıkıyor; tıpkı karanlık derinliklerden yavaş yavaş ortaya çıkan bir umacı iskeleti gibi...
Türkiye neden bu kadar kötü yönetildi?
Bunun da bilimsel bir araştırısı elbet yapılacak ilerde..
Özellikle son 70 yıllık gazete koleksiyonlarını inceleyecekler; akıl almaz ölçüde bir "hamaset edebiyatı"yla karşılaşacaklardır, sonra da bu edebiyatın arkasına saklanmış "siyasetçi yalanları"yla...
Herhangi bir meraklı kişi, "Türkiye'de siyaset yalanları" adında, gazete koleksiyonlarındaki siyasal demeçlerden toparlanmış, belgesel bir inceleme kitabı yayınlasa; kısa zamanda kimbilir kaç baskı birden yapardı kitabı...
Biten yüzyıla ait böyle bir incelemeden sonra sıra, Devlet Bankaları'ndan alınıp da, geri ödenmemiş kredilerin dökümüne gelecektir... Tabii bu batık kredilerin kimlere verilmiş olduğunun dökümüne de...
İktidarlar değiştikçe, kimlerin hangi resmi kuruluşlara yerleştirildiğinin dökümüyle; resmi bir etiket altında beleşinden yapılan dış gezilere kimlerin katılmış olduğunun dökümü, biraz daha ilerde çıkacaktır ortaya...
370 bin resmi lojmanın -Türkiye'deki tüm okullardan daha fazla- hangi siyasetçilerin egemenliğinde geliştirilmiş olduğunun dökümü ise daha erken çıkabilir su yüzüne... Hele, Türkiye'deki resmi lojman sayısını ilk kez açıklayan Meclis Dışişleri Komisyonu Başkanı Kamran İnan, biraz daha gayret gösterirse...
Biten yüzyıl içinde Türkiye'nin neden bu kadar kötü yönetilmiş ve "yaşam kalitesi" açısından Yunanistan'ın bile 65 basamak altına düşmüş olduğu incelenirken; elbet son 70 yıl içinde toplatılıp yasaklanmış kitaplarla, tutuklanıp Ağır Ceza Mahkemeleri'nde süründürülmüş, mahkum edilmiş yazarlar, çizerler, sanatçılar, bilim adamlarının da listeleri yeniden gelecektir gündeme... Böylesi "vandal" uygulamalara kimlerin alkış tuttuğunun -gelir kaynaklarıyla birlikte- listeleri de...
Evrensel bir saydamlık geliştikçe, biten yüzyıl içinde Türkiye'nin de, bol salçalı bir hamaset edebiyatı arkasında, ne kadar kötü yönetilmiş olduğunun belgesel açıklamaları, başlayacaktır yapılmaya..
Akıl almaz yalanların arkasına saklanmış, akıl almaz hapazlama hevenkleri görecek genç kuşaklar...
Sanıldığı ve her çevrede boyuna tekrarlandığı gibi, öyle çok büyük sorunları yoktur Türkiye'nin..
Ve bir tek sorunu vardır özde; saydamlık..
Saydamlık derinleştikçe, ne "mafya-bürokrat-siyasetçi" soygunları kalır ortalıkda, ne Ermeni konusu, ne de enerji sorunu..
Örneğin yeni hazırlanan Bütçe'de Bakanlıklar'ın aldıkları pay oranları halka açıklanmayacak mı?
Doğrusu bendeniz şimdiden merak ediyorum, Adalet Bakanlığı'nın alacağı pay, yine binde 7 olarak mı kalacak, diye...
Unutmayın ki, 370 bin resmi lojman var ama, 3 bin de mahkeme binası eksiği var...
Türkiye'nin neden bu kadar kötü yönetilmiş olduğu şimdiden bile azıcık çakılıyor değil mi?
Çok daha iyi çakılacak önümüzdeki yıllarda...
Ben boşuna demiyorum enseyi karartmayın, diye. Dünya kötüye gitmez, Türkiye de gitmez. Hele globalleşme sürecinin başladığı bir evrede...
Onun için enseyi karartmayın ve rezalet haberlerini dinleyip okurken bazen içiniz kararıyorsa; uğradığınız karamsarlıkları salın suya...