  
Kent ve sanat
Sanatın nabzı İstanbul'da en az Paris, Londra, Roma kadar canlı atıyor
TEPEBAŞI TÜYAP'taki İstanbul 10. Sanat Fuarı'nın (Art-İst'2000) açılışından önceki gece, ressam dostum Ekrem Kahraman'ın yapıtlarının sergilendiği Asmalımescit Sanat Galerisi'nin sergi bölümündeydim. Ekrem ve galerist Uğur Bekdemir tabloları açılışa hazırlarken, bir yandan da söyleştik.
BİR ara, galeriler arasında yürüyüşe çıktım. Koridorlar tamamen ıssızdı. Ünlü ressamlarımızın yapıtları ve ben, başbaşaydık. Balkan Naci, Adnan Çoker, Şeref Akdik, Faruk Cimok, Komet, Ergin İnan, Hamit Görele, Burhan Uygur, Nasip İyem, Nuri İyem ve daha nice ustanın renk ve desenleriyle bu denli yalnız kalabilmek, içimi karmaşık duygularla doldurdu. Bu "görkemli ayrıcalık"ın yarattığı-biraz gururla karışık-coşkuya, bir miktar ürperti de eşlik etti. Resim sanatının doruk isimlerinin yapıtlarını tek başıma, bunca yakından, böylesine engin bir sessizlik ve dinginlik içerisinde izleyebilmek, galiba bana biraz inanılmaz geldi.
GALERİLER arasındaki gezintimin bir bölümüne Ekrem'in genç asistanı Barış Sarıbaş ta katıldı. Fuar ve yapıtlar konusunda beni usulca, kısa notlarla bilgilendirdi. Büyük İspanyol ressamı Goya'nın ölümsüz tablosu "3 Mayıs 1808" ya da "Kurşuna Dizilenler"i farklı açılardan yorumlayan sanatçıların yapıtları karşısında müthiş duygulandım. Cimok'un "eski Beyoğlu ve Taksim" görüntüleri karşısında ise müthiş keyiflendim. Ve şunu hissettim: Sanatın nabzı İstanbul'da en az Paris, Roma, Londra, New York kadar canlı atıyor. Bir "sanat kenti" olarak İstanbul, onların hiç te gerisinde durmuyor.
|