kapat

12.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
İLKER SARIER(isarier@sabah.com.tr )


"Bizi sayıyorlar"

22 Ekim'de sayım var...Evlere kapalıyız, çünkü bizi sayacaklar...

Zaten 5 yılda bir sayıyorlar...

Alıştık artık...

Sayıla sayıla "saygın" bir millet haline geldik...

O yüzden ben, "niye bizi evlere kapatıp, koyun gibi sayıyorsunuz" diye isyan etmiyorum.

Çünkü sayılmak hoşuma gidiyor..

Birileri tarafından "saygı duyulmak" sayılmak iyi bir şey...

Hele devlet tarafından sayılmak, muhteşem!

Çünkü bizim devlet adamı öyle kolay kolay saymaz...

Sayıyorsa eğer bundan övünç payı çıkaracak, gururlanacaksın...

Ya hiç saymasalardı ne yapardık?

Bize Türkiye'nin nüfusu ne lazım? Ha 70 milyon, ha 90 milyon, bilsek ne olur bilmesek ne olur...

Arada ne fark var ki, deselerdi, daha mı iyiydi?

İşte o zaman ben, küplere binerdim.

Kardeşim, elin çobanı koyunları bile akşam ağıla koyarken tek tek sayıyor, kaçak göçen var mı diye...

Sen nasıl olur da bir ülkenin insanlarını saymazsın, diye hiddetlenirdim.

O yüzden, sayılmamız iyidir diye düşünüyorum.

Gururlanıyor.

Diyeceksiniz ki, biz de sayılmaya karşı değiliz ama eve kapatılmaktan hoşlanmıyoruz...

Eee ne yapalım?..

Merkezi bilgisayar sistemimiz olmadığına göre ve daha çok uzun zaman da olmayacağına göre, böyle idare edeceğiz...

Sayılmak çok güzel!..

Türkiye'nin 5 yılda bir gün hiç değilse saygın olan insanlarına ne mutlu!..

Telef
Ağustos ayı sanayide "telafi ayı" olmuş... Ama siyasette gene "telef ayı" oldu!

Batma
Bir Japon firması 27 milyar dolarla batmış... Battın mı böyle batacaksın işte!

Miras
Dündar Kılıç'ın mirası yüzünden hır çıkmış... Para bırakan ölüye de rahat yok!

Papa
İmren Aykut, güzel güzel anlatmış, Ruhat Mengi de köşesinde kaleme almış...

"Papa, Türkiye'ye neden gelmiyor?" diye soruyor...

Çünkü Türk dostu olduğunu söyleyen 2. Jean, Suriye ve Yunanistan'a gidecek ama Türkiye'ye gelmeyecekmiş...

Oysa, Papa'nın ziyaret edeceği çok kutsal yerler Türkiye'de de var...

Ben Papa'nın Türkiye'ye neden gelmediğini çözdüm.

Söyleyim de, dostlar meraktan kurtulsun...

Ağca'dan tırsıyor da ondan...

TEFE
Gerçi okurlarımız yazıyı beğenmiş ama ekonomi bahsinde yine de hata yapmaktan kurtulamamışım.

Özenli okurumuz Levent Üstay, doğrusunu bildirdi aşağıya alıyorum.

TEFE, toptan eşya fiyat endeksi, TÜFE ise tüketici fiyat endeksidir.

Bu ayrım, toptan eşya ve üretici fiyatları ile tüketiciye ulaşan fiyatlar arasındaki farkı belirtmek için yapılmaktadır.

Ekonomi uzmanlarımıza danışmıştım ama yazarken yine hata yapmışım, özür diliyorum.

Bravo Gündüz Bey

Anlama, değerlendirme, analiz etme ve ifade etme alanlarında faaliyet gösterenlerin, konularına hakim ve birikimli olmaları gereği, reddedilmez gereklerden biri, kuşkusuz...

Fakat sadece "birikim" yeterli mi acaba? Bence değil...

Neden yeterli olmadığını, Radikal yazarı Gündüz Aktan, dünkü makalesinde enfes biçimde koymuş... Aktan, Ermeni soykırım tasarısı konusundaki "hukuksal tespitleri" aktardıktan sonra, kimi Türk aydınının bu ve buna benzer "duruş"larındaki, "kalıcı" sakatlığı şu cümlelerle gözler önüne seriyor.

"Aydınlar her ülkede, toplumsal eleştiriyi kendilerine görev biçiyorlar. Bu aslında önemli ve yararlı olduğu kadar, nankör ve tehlikeli bir görev.

Öte yandan aydının, toplum ve devleti nesnel biçimde eleştirme yeteneğine sahip olup olmadığı da ayrı bir sorun. Aydınların çoğu gençliğinde sol kökenli olup da, devlet güçlerince şiddetle tasfiye edilen ağır travmalı insanlardan oluşuyor. Kendini halka adadığı halde, halkın aydının ezilmesiyle ilgilenmemesi, travmayı daha da derinleştiriyor. Bu travmaları matem süreciyle gideremediklerinden, devlet-toplum eleştirileri nesnelden ziyade, geçmişin intikamı niteliğinde oluyor. Ermeni soykırımı iddialarını kolayca -mea culpa- diyerek kabullenmesi, aslında deinden öfkelendiği devlet ve toplumu eleştirmekten çok, örtülü bir intikama benziyor."

Gündüz Aktan'ın, tereddüt etmeden altına imzamı atacağım bu tespitine sadece küçük bir ek yapmakla yetineceğim.

Enfes biçimde analiz edilmiş bu "travmalı" Türk aydını tiplemesi, sadece politik ve tarihsel analizler yaparken değil, sanat filmi çekerken, roman yazarken, bir işyerini yönetirken de aynı "ruhsal sakatlık" içinde davranıyor.

Hatta aile kavramında ve aşk kavramında da, aynı intikamcı ve yıkıcı tutumu sergiliyor.

Gündüz Aktan, birinci sınıf bir yaklaşımla, entel ile entellektüel arasında değil, "yaralı entellektüel" ile "sağlıklı entellektüel" arasındaki sınırı belirlemiş... Tebrik ediyorum.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır