kapat

12.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
SELAHATTİN DUMAN(sduman@sabah.com.tr )


Sandık üstünde sandık, bugünlere dayandık..

Kreatif yönüm çocukluktan beri vardı.. Çocuklarla oynamak yerine kasap dükkanlarını seyretmeyi tercih ederdim.. Camekanda asılı derisi yüzülmüş koyunların kıçına sokulan karanfiller beni estetik olarak çok etkilerdi..

Gazeteciliğin hakkını vermiştik.. Yazarlığa başlayıp, gazeteciliğe tüy diktikten sonra zaptedilmez olduk.. Birilerinin gazına gelip sinema sektörüne el attık..

Figürasyondu, küçük roldü derken memleketin bütün iyi yönetmenlerinin başına bela olduk..

Boş vakitlerimizde ise elimizde spor zembili, halı sahalar arasında gidip geliyoruz.. Tanımayan ekmeğimizi futboldan yediğimizi sanır..

Bulaşmadığımız bir "moda sektörü" eksik kalmıştı ki ona da geldiğimiz yerde yani Paris'te heves ettik..

***

"Dice Kayek" markasını uluslararası alana taşıyan Ece ve Ayşe Ege kardeşlerin atölyesine ziyaret için gitmiştim..

Ayşe İstanbul'dan arkadaşım.. Kardeşi Ece'yi burada tanıdım.. Ayrıca hayatımda ilk kez moda dünyasındaki iddiasını podyumlara taşımış bir markanın atölyesini görüyorum..

Soyunanlar, giyinenler.. Oradan oraya koşturanlar.. Bir kargaşanın içinden erişilmez güzelliği yakalamaya çalışan insanlar ki tam meşrebime göre bir ortam..

Dice Kayek atölyesi..

Benim de kreatif tarafım var sayılır.. İçimdeki dürtüler, doğduğumdan beri "Kreatif bir iş yap.." deyip duruyordu.. Gerçi taşıdığım başka dürtüler de vardı ama adını koyamıyordum..

Ne zaman ki Dice Kayek atölyesine ayak attım, içimdeki diğer dürtüyü de keşfettim.. Meğer içimdeki diğer dürtü rontgencilikmiş.. Ama kötüsü değil, estetik olanı..

Ece ile Ayşe kardeşlerin başı hazırladıkları defile ile belada.. Gözleri defileden başka birşey görmüyor.. Önlerine boş kağıt uzatıp imzalat, evlerinin tapusunu üzerine geçir.. O haldeler..

O kadar hengamenin arasında "Ben de bu işin içinde olmak istiyorum.." diye tutturup, ardından "Ne iş olsa yaparım ablalar.." diyerek kariyerim hakkında fikir verince kızlar dayanamadılar..

Kurtulmak için atölyenin çay ocağını teklif ettiler..

Onlar çalışacak.. Mankenler gelip gidip giyinecek.. Ben de yandan yandan çay kahve servisine duracağım.. "Tamam.." dedim ve ertesi günden itibaren damladığım atölyeden bir daha da çıkmadım..

***

Atölye dedikleri yer Rue De Mail sokağının başında, Eyfel kulesini yapan mimarın yaptığı binada işliyor.. İkinci kattan itibaren kocaman bir salona giriyorsunuz ki nereden baksanız 250 metrekare..

İçeride ofisleri ve dikim tezgahları var.. Girişte sola iki cam masa konmuş.. Masaların birinde Benoit diye bir oğlan çalışıyor.. Stilist asistanıymış.. Benden kıdemli olduğundan oranın çavuşu sayılır..

Görünüşü uzaktan bakıldığında normal.. Yakından ise boncukçu dükkanı vitrini gibi..

Oğlan, piercing dedikleri modaya takılmış.. Kulağına üstüne bir metal halka, kulak memesine de iki metal boncuklu küpe koymuş, yetmemiş.. Kaşına da bir tane eklemiş ki "Klark çekmesi" icap ettiğinde tipini takviye ediyor..

Kaşı kalkıp indikçe, kaşa takılı "metal piercing boncuğu" ışığı yansıttığından karşı tarafa selektör yapıyormuş gibi oluyor..

Göbeğinde de bu piercinglerden bir tane var.. Ne olur ne olmaz deyip bir tane de dilinin orta yerine kondurmuş.. Boynunda taşıdığı kolyenin ise her boncuğu ceviz iriliğinde olup, havasını tamamlıyor..

Onun yanındaki masada ise Pazarlama Yöneticisi Jacquest var.. Orta boylu, sert yüz hatlarına sahip biri.. Her insan illa ki bir hayvana benzer ya! Bu Jacquest de şahine benziyor..

Lakin içinde bir bülbül kuşu ruhu taşıyor.. İşin burasını da yanından eksik etmediği Louis Vuitton çantadan bildim.. Gerçi çanta taklit, Milano'daki defileye gittiğinde 150 Frank'a almış ama olsun! Şahin bakışlı oğlanın içinde yaşattığı "koca lafından çıkmayan ev kadınını" dışa vuruyor..

İyi ilişkiler kurdum..

Mutfakta işim olmadığı zamanlar, yani salona geçtiğimde bunların arasındaki sandalyeye kuruluyorum.. Tesadüfe bakın, işimin olmadığı zamanlar da manken kızların atölyeye kıyafet denemek veya kendilerini göstermek için geldikleri zamana denk geliyor..

Şansım sayesinde bugüne kadar bir tanesini dahi atlamadım.. Bundan sonra da atlamam, atlarsam stilistlik kariyerim daha işin başında battal olur..

İşimin şimdilik bir zorluğu yok.. Asıl zorluk, denenmeye gelen kızlar için çıkıyor..

Onlar alışmış.. Bu tür stüdyolarda karşılaştıkları erkekler hep zararsız türden olanlar.. O erkekler de kızların soyunmasıyla giyinmesiyle alakası yok.. Üstelik de güzel kadınlara içten içe hınç duyan tipler..

Eee! Beni sorarsanız tam tersi tabiattayım.. Güzeli gördüm mü fikrimi şaşarım.. Öyle olunca gözlerimizi soyunmakta olan manken kıza bir dikiyoruz ki bakmak dediğin şey bu kadar olur..

Kızcağız işini bitirip giyindi, diyelim.. Kundurasını bağlayana kadar gözümüzü ayırmıyoruz..

***

Tipimiz askeriyenin sırrı değil ki saklayalım.. Sizin de malumunuz.. Bu tipe bakıldığında, sıfatıma uymayacak işlerin başında modanın geldiği bir seferde bilinir..

Ne var ki heves etmişiz bir kere.. İçimizdeki sanat aşkı zaptedilecek gibi değil.. Nitekim bunu atölyeye gelip giden mankenler de farketti.. Önceleri benim ne olduğumu pek anlayamadılar..

Belki de bıyıklarıma, çatılmış kaşlarıma bakıp beni; defilede teşhir etmek üzere getirilmiş eski Anadolu medeniyetlerinden kalma bir numune zannettiler..

Önceleri soyunup giyinirken sırtlarını dönüyorlardı..

Ben ise iki masanın arasındaki sandalyeme yayılmışım.. "Öyle düştüm ki harga, ne kuş kaldırır ne karga.." hallerinde tren bekler gibi gözümü kırpmadan bakıyorum..

Kızlar baktılar ki benden sakınmak filan fayda etmiyor.. Mankenin derisinden de gerisinden de aynı estetik sonucu çıkartıyorum.. Onlar da işin yakasını bıraktı, aramızda kaç göç filan kalmadı..

Belki de Benoit ile Jacquest'e bakıp "Bunların arasına dikildiğine göre o bıyıklı herifin son kullanma tarihi geçmiş olabilir.." diye düşündüler..

YARIN: Mankenler nasıl seçiliyor?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır