


Benim eleştiri özürlü medyam..
Moldova'yı kendi sahamızda yenerken zorlandık.. Neden?..
"Efendim, kapalı savunma yapan takımlara karşı zorlanıyoruz.."
Oldu.. Peki, üzerimize gelen İsveç'e, hem de ahı da, vahı da gitmiş İsveç'e karşı niye sadece bir pozisyonumuz ve talihli bir penaltı ile kurtardığımız beraberliğimiz var?..
Eleştiri özürlü medyamızın suya sabuna dokunmayan ve tabelaya asla aykırı düşmeyen sütlaç yazarları, günlerdir bu soruyu sormadılar, Şenol Güneş'e..
Başka sorular da sormadılar..
"Ahmet Dursun'u eğer 18 kişilik maç kadrosuna bile almayacaksan, niye Ümit takımından çektin aldın, Avrupa Şampiyonası elemeleri oynayan bu takımı en büyük silahından mahrum ettin, belki de iki puan kaybına sebep oldun?.."
"Hakan'ın hasta, halsiz ve bitkin sahaya çıktığını dünya alem bilirken, sakatlıktan yeni çıkmış Arif'in ne yapacağı belli değilken, kadroda sadece bir tek forvet yedeği, Cenk'in olması doğru muydu?.."
"Hakan maçın başından beri sahada yokken ve Arif etkisizken, üstelik takım 1-0 da geriye düşmüşken eğer, Cenk hala kenarda oturur ve oyuna bek Abdullah girerse eğer, o zaman bu Cenk bu kadroya niye çağrılmış, kulübede niye oturtulmuştur, süs olsun diye mi?.."
"Sahaya iki sağ bek, iki sol bek, iki stoper ve bir liberodan oluşan 7 kişilik savunma ile çıkar ve bu perişan İsveç'ten dudağın uçuklayacak gibi korktuğunu gösterirsen, futbolcun sana gerçekten zorlu maçlarda nasıl güvenir?.."
"İkinci yarıda İsveç'in golü, bağıra çağıra, davul zurna ile geldi. Golün geleceğini herkes hissetti. Bir sen anlamadın.. Ya da anladın da önlem alamadın.. Sen nasıl maç okur, nasıl kenardan takım yönetirsin?.."
"İkinci yarıda İsveç fizik ve kondüsyon üstünlüğünü ortaya koymaya başladı. Oyunun ilk çeyreğinde topa yüzde 61/39 farkı ile biz hakimken, denge onlar lehine 55/45'e döndü. Adamlar sert oynamaya başlayıp, iyice yüklendiler.. Türk takımının en sert ve en enerjik savunma adamı Abdullah bu sırada kenarda oturuyordu. Oyuna golü yedikten sonra girdi.. Yani, Türkiye'nin savunma değil, hücum adamına ihtiyacı olduğu sırada.. Bu nasıl bir mantıktır?.."
"Türkiye 1-0 mağlup ve sen hep savunma adamı çıkarıp, savunma adamı alıyorsun?.. Bu ne biçim bir futbol düşüncesidir?.."
"Türkiye geriden ve orta alandan top çıkaramıyor. Hakan ve Arif yalnızları oynuyor. Savunma topu mümkün olduğu kadar ileri tepip, adeta duvar tenisi oynuyor ve anında dönen topla bunalıp duruyor.. Bu aptal oyunu değiştiremiyor, değiştirtemiyorsan, sen kenarda ne işe yararsın?.."
Maçı izlemeye İsveç'e 50'ye yakın eleştirmen gitti. Bu soruların yanıtlarını herhangi bir yazıda okudunuz mu?.. Bunlarla ilgili yorumları?.. En azından bu sorular soruldu mu?..
Hayır..
Bunların hepsi sorulacaktı.. Eğer o talihli son dakika golü gelmeseydi..
Tabelacılar, skor 1-1 olunca, yazılarının tümünü değiştirdiler ve o sütlaç yazıları yazdılar..
***
Efendiler..
Eleştirmiyorsunuz.. Eleştirmekten korkuyorsunuz.. O zaman lütfen eleştirenlere saygılı olun, onlara "Ne eleştiriyorsun" diye saldırmayın.. Varsa karşı fikriniz onu yazın..
Yoksa..
Ki yok.. O zaman susun!..
***
Türkiye, tarihinin en büyük balığını yakaladı. Öyle bir guruba düştü ki, buradan Teknik Direktörsüz de çıkar.. Bu gurupta maç kazanmak ve birinci olmak normaldir.. Eğer başaramazsak, Teknik Direktör o zaman sorumlu olur.. Kayıpta..
Gerçek bu.. Bu gerçeği de balçıkla sıvamaya kalkmayın..
Altıncı yabancı..
Gündemden düştü gibi, ama Nazan'ın gönderdiği şaka şirin..
Temel kentinin futbol takımına antrenör olmak için başvurunca yöneticiler sorar:
"Altıya kadar saymayı biliyormusun?"
Temel şaşırır, "Neden soruyorsunuz" der.
Anlatırlar:
"Maçlarda beş yabancı futbolcu oynatabilirsin, ama altıncı yabancıyı ancak yanında oturtabilirsin. Bu altıncı oyuncuyu ancak bir yabancı futbolcu ile değiştirebilirsin. Yoksa hükmen mağlup oluruz. Onun için altıya kadar sayman şart.." .
Temel düşünür, düşünür ve sonunda "Altıya kadar saymayı bilmiyorum ama bire kadar sayabilirim ve bu da durumu gül gibi idare eder" der.
Yöneticiler pek inanmazlar. "Fenerbahçe'nin o anlı şanlı antrenör takımı bile bunu başaramadı, sen bire kadar sayarak nasıl becerirsin" derler.
Temel cevaplar:
"Siz bana yanında bir yabancı olacak demediniz mi? Ben de oyuna yabancı sokarken yanımda başka yabancı kalıyor mu, diye bakarım. Yok kalmıyorsa o zaman bu altıncı olacak der oyuna sokmam, bu kadar basit.."
***
Mustafa Hocam,
Hoş bulduk!..
Habercilik!..
Ümit Milli Takımı Azerbaycan ile az önce Avrupa Şampiyonası eleme maçı oynamış.. Onu merak ediyorum.
A Milli Takımı ertesi gün, Azerbaycan ile Dünya Kupası eleme maçı oynayacak. Son haberleri merak ediyorum..
Bunlar ciddi haberler.. Ve ben "Ciddi" haber dendiği zaman atv'yi bilirim. Oturuyorum ekranın başına..
Birinci haber..
İster inanın, ister inanmayın. İster ağlayın, ister gülün..
Milli maçlardan da önce birinci haber Vefa Küçük'ün annesinin cenazesi..
İçerik..
Aziz Yıldırım, Selim Soydan'a laf atmış.. "Sizi biz kovmadık" diye.. Selim de yanıt vermiş.. "Gözümüz yok.." Hepsi bu..
Hepsi bu mu, atv'nin sporcuları.. Hepsi bu mu, sizce de?..
Öyleyse Sezar gene ölecek!..
Seçim için erken..
Türk sporu henüz seçim aşamasına gelmedi..
Futbolda, eğer Mehmet Ağar, son anda Korkut Eken'i, genel kurul kulislerine göndermese, bugün Federasyon Başkanlığı koltuğunda bir mafya babası oturuyor olacaktı. Futboldaki büyük rant mafyayı buraya çekmiş, adamlar tüm ön hazırlıklarını yapmışlardı..
Mafya babası seçilmedi de, kim seçildi?..
Mafya babalarının ellerini öperek görevini sürdüren bugünkü garip adam.. Bu federasyonda büro memuru olmaya yetmeyecek yeteneklerine rağmen başkan oldu. Çünkü oy verenlerin oyuncağı olmayı kabul etti..
Güreşte Ahmet Ayık olmasa, tüm teşkilat tarikatların eline düşmüş olacaktı. Ayık "Başkan olduğum günden beri, güreşle, sporla değil, bu tarikatlarla uğraştım. Çocuklara 'Atatürk' dedirmeye çalıştım.. Öylesine sızmışlar, öylesine ele geçirmişlerdi ki köşe başlarını, kendilerinden olmayana yaşama, milli takıma girme hakkı vermiyorlardı" sözlerini Sydney'de bana söyledi..
Ayık gibi fevkalade itibarlı bir şampiyonun gücünün ne kadar yettiğini Olimpiyatlar ortaya çıkardı. Ya Ayık da olmasaydı?..
Şimdi başkan seçimle gelecek.. Seçimde kulüpler oy verecek. Bu kulüplerin çoğu yeşil sermaye ile kurulmuş. Bir bölümü Refahlı belediyelerin adını taşıyor ve tam kontrolünde..
Bu kulüpler kendileri ile savaşan ve bu savaşı hızlandıracağını ilan eden Ahmet Ayık'a mı oy verirler, yoksa kendi emellerine canla başla hizmet edecek bir müridlerine mi?..
Sydney dönüşü yolda, Spor Bakanı Fikret Ünlü'ye "Çok radikal önlemler gerek" derken, en başta bunu kastediyordum..
Bugün Türkiye federasyon başkanlarını seçimle getirecek sportif olgunluğa ulaşmamıştır. Bütün federasyonlar spor dışı çeşitli menfaat guruplarının tehdidi altındadır.
Bu sebeble..
Yepyeni bir spor yasası ile, Futbol dahil, tüm federasyonların oluşumu yeniden belirlenir. Bu değişime kadar da, başkanlar, eskiden olduğu gibi atama yolu ile göreve gelirler.
Fikret Ünlü, yetkisini kullanarak, tüm teşkilatı A'dan Z'ye değiştirir. Her federasyonun başına en güvendiği kişileri getirir. Bu kişiler herşeyi bir yana bırakıp önce "Temizlik" yaparlar ve ortamı yeniden spor yapılacak hale getirirler.
Bu süreç içinde Ünlü, yerli yabancı, spor uzmanlarından kurulu, küçük, en fazla üç kişilik bir komite kurarak, Türk sporunun 5 yıllık periyodlarla planını hazırlatır.
Bu ikisi de tamamlandıktan sonra, tertemiz ortamda sporu yönetmek için göreve başlayacak tüm federasyonlara bu plan ve programları verilir.. "Bunu izleyeceksiniz. Bakanlığımızın gözetim ve denetimi üzerinizde olacak" denir.
Haa.. İlle de demokrasi mi?..
En demokrat olması gereken Üniversitelerde rektör nasıl seçiliyor?..
Üniversiteler altı aday seçiyor. Seçimle.. YÖK 3'e indiriyor. Cumhurbaşkanı bu üçten birini atıyor..
Mafyanın, tarikatların, terörist sağcı ve solcu gurupların spora sızmasını önleyecek sübab da budur.
Spor dalları kongreleri 6'şar başkan adayı belirler. Genel Müdürlük Danışma Kurulu toplanır. Bunları 3'e indirir. Spor bakanı bu üçten birini atar..
Popüler bir yabancı dil bilmesi ve üniversite mezunu olması, kayıtsız şartsız zorunlu olan başkan, kendi çalışma arkadaşlarını kendisi seçerek, uyumlu heyetlerle göreve başlar..
Bu kadar basit!..
Ama bu "Basit" için, radikal kararları alacak yürek ve uygulatacak bilek gerek..
Bunu yapmazsak, (ki ,adım gibi biliyorum, yapmayacağız ve hiçbir radikal önlem almayacağız) 2004 Atina Oyunları sonunda bugünkünden de kötü durumda olduğumuzu göreceğiz.