Gördüğüm kadarıyla apartman kapıcılarından, Bağdat Caddesi'nde cep telefonlarıyla konuşa konuşa yürüyen uzun bacaklı genç kızlara; orta yaş dönemecinde erken dul kalmış hanımlardan, talih oyununa meraklı garson ve şoför dostlara kadar; kent tayfunlarının rüzgarlarında, geleceğini kurtarma düşleri kura kura yaşayanların pek çoğu; ne yapıp yapıp köşeyi dönebilme tutkuları içinde...
Ne yapıp yapıp köşeyi dönme tutkuları... "Köşeyi dönme" kimine göre, ilerde apartmana dönüştürülecek bir gecekondu sahibi olmak; kimine göre "bir kat-bir araba" ve ayda milyar üstü bir gelir; kimine göre yılda 200 milyar üstü bir gelir, bol dış gezi ve son modelle son moda bir yaşam ortamı...
Bütün bu düşsel özlemler, büyük bir bedel de ödenmeden, pratik zeka ile sağlanacak...
Toplumun hemen her çevresinde, zekasını iyi kullananların bu tür olanaklara kavuşabildiğine inanılıyor..
Pratik zeka ile pekala "köşenin dönülebileceği" inancı çok yaygın Türkiye'de.. Bunun yanında, kendi meslek yahut uğraş alanında, evrensel bir kalite yaratabilme tutkusu, hemen hemen hiç yok gibi..
Evrensel kaliteler yaratma konusunda Şark'a özgü bu tarihsel eksiklik; sosyo-psikolojik bir yığın yamukluğa, tutarsızlığa, olduğundan fazla görünme havalanmalarına ve sürekli bir övünmeyle, türlü türlü martavallara neden olmada...
Mesleğinde, evrensel bir kalite yaratma çabasından kopukluk; bireylerin kimlik açlığına, ya ırkçılıkta bir kanatlanma getiriyor, ya ümmetçilikte...
Buna karşılık da, ne ekonomi kanatlanabiliyor, ne mesleklerde evrensel bir kalite...
"Köşeyi dönme" tutkusu paralelinde, siyasal bir paye ihtirası da az yaygın değil...
Tepelerde başkalarına emir veren, önünde herkesin eğildiği biri olmak...
Elbet kimseye hayat öğretilemez... Hele "başarı"nın ne olduğu, hiç.. Ancak gerek "köşeyi dönme", gerek "siyasal bir paye sahibi" olma düşlerine yumulmuşları; çok büyük bir sakınca beklemede; o da saydamlık...
Sanırız ki, önümüzdeki yıllarda siyasette ünlenmek isteyenlerin biografilerine erişmek çok daha kolaylaşacak... Eğitim düzeyi ne; mesleği ne; gelir kaynakları ne; yazılı çalışmaları ne; hepsi dökülecek ortaya...
"Yalan söyleme" gereğini duymayacak düzeyde, mesleki bir kalite titizliği göstermiş olanların ortaya çıkmaya başlaması; Şark kurnazlıklarına dayalı demagojilerle, fırdöndü açıkgözlüklerinin önünü, gitgide daha çok engelleyecek..
Ve Türkiye de ister istemez evrenselleşecek...
Evrenselleşmeyle birlikte yabancı güçlerin de Türkiye'yi böleceği korkusu, titreyip duruyor bir çok yürekde...
Oysa yabancı güçler neden bölsünler ki Türkiye'yi? Türkiye'yi bölmek yerine, bizi de Avrupa Birliği üyesi yaparlar ve hepimiz "Avrupa vatandaşı" olacağımız için; biz onların topraklarında nasıl mal mülk edinme hakkına sahip olacaksak, onlar da bizim topraklarımızda aynı haklara sahip oluverirler...
21'inci yüzyılda yabancı güçler değil, ulusal gelir dağılımındaki uçurumlar böler bir ülkeyi.. Nasıl ki, Serdar Turgut'un deyimiyle "2 Türkiye" ayırımı gelip oturdu gündeme... Yabancı güçlerin Türkiye'yi bölme olasılığından, çok daha beter değil mi böylesi somut bir bölünme?
Avrupa Birliği'ne üyelik, mevcuttaki bu bölünmüşlüğü de bütünleştirecektir. Korkmak niye?
Ha, kalıyor Hazine'den geçinme olanaklarının evrensel kriterlere uygun olarak rasyonelleştirilmesi.. Belki de asıl bundan korkuluyor.
Ancak Türkiye'de de saydamlık ve her alanda evrensel "kalite" ağır basmaya başladıkça; Hazine avantajları eski çekimini yitirecektir.
21'inci yüzyıl, ahmaklıkları arıtacak ve genel bir mutluluk getirecektir Türkiye'ye. Korkmamak gerekir.