kapat

11.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Vermeden almak yok..

Avustralya'nın, insanı gerçekten kıskançlıktan deli eden bir sosysal güvenlik sistemi var..

İşsizsen para.. Emekli isen para.. Ve bu paralar, sizi süründürecek değil, insan gibi yaşatacak düzeyde.. Tıkır tıkır ödeniyor.. Hastalık, kocamışlık hallerinde gene sıcak kollar arasındasınız.. Öyle kuyruklarda sürünmeler yok. İlaç, doktor diye yalvarmalar yok.. Pırıl pırıl tesislerde bakılıyorsunuz..

Özet..

Avustralya vatandaşınının gelecek diye bir endişesi yok.. Gelecek, gelir.. Hepsi o..

Bunlar tabii parayla yapılıyor.. Hangi para ile?..

Devlet para basmıyor.. Esrar da satmıyor..

Vergi.. Halkın vergileri.. Müthiş bir vergi sistemleri var.. Ne kadar çok kazanırsanız o kadar çok ödüyorsunuz.. Kazancın yüzde doksanına kadar varan vergi oranları var.. En düşük KDV, yüzde on.. Öylesine ağır vergiler.. Hani insanın belini bükecek düzeyde desek yeridir..

Ama bu kadar güzel bir ülkede, bu kadar güvenli koşullar içinde yaşamanın bedeli olmalı.. Bu bedel vergi.. Avustralya vatandaşı vergiyi devlete değil, kendine verdiğinin bilincinde.. Tabii bilincinde olması yetmiyor.. Devlet de vergi işini hem de nasıl izliyor biliyor musunuz?.. Öyle ağır cezalarla izliyor ki, insanlar vergi kaçırmayı pek akıllarına getirmiyorlar..

Şimdi bakın, ne olmuş..

Bizim Türklerden biri, 6 milyon dolara bir villa satın almış. Parayı da peşin ödemiş..

"Sen bu parayı nerden buldun" demişler hemen.. Ödeme peşin yapıldı ya..

"Efendim benim restoranım var, kazandım.."

"Bakalım hele senin şu restoranın hesaplarına.."

Bakmışlar.. Bakmışlar ki, restoranın öyle büyük bir geliri, bu gelire göre ödediği vergi yok.. Ama ortada bir 6 milyon dolar var..

Restorana maliye el koymuş.. Kendi adamları ile ayni sistem bir yıl çalıştırmış.. Gelirine bakmışlar.. Adamın beyan ettiği gelire bakmışlar..

"Sen hem de fena halde vergi kaçırmışsın arkadaş" demişler..

Cezası.. 9 milyon dolar para.. 6 ay da hapis.. Tecilsiz, paraya çevirmesiz.

Hadi şimdi bu ülkede vergi kaçırın bakalım.. Ya da kaçırmayı düşünün..

Burada ilginç bir detay daha var.. Gözden kaçmasın..

Bütün olaylar, 6 milyon doların peşin para ile ödenmesinden patlak veriyor.. Yani kayıt dışı para.. Yani bankaya girmemiş..

Kayıt dışı her paradan şüphe ediyor devlet.. Namuslu kazanılan para niye kayda girmesin ki?..

Dönüşte Sevgili Şükrü Kızılot'un bir yazısını okudum.. "Yurt dışına niçin 5 bin dolardan fazla nakit çıkarmanın kayda ve izne tabi olduğunu" soruyordu..

Vallahi yıllardır ben de merak ederdim.. Cebimde on tane kredi kartı varken.. Bu kartlarla Florida'da villa bile alırken, niye 5 bin dolardan fazla çıkarmak için haber vermek gerek diye..

Şimdi anladım tabii..

Mesele, parayı kayda, yani kolay izlenir olmaya zorlamak..

Cepten çıkan 50 bin dolarla, banka aracılığı ile çıkan 50 bin dolar arasında, renk farkı var.. Biri ak.. Öteki kara.. Kara değilse niye insan bu kadar parayı yanında taşıma riskini göze alsın ki, bu bilgisayar çağında, her türlü parası, nerdeyse ayda bile anında ödenirken..

Avustralya, ağır vergiler koymakla kalmamış, bunu en ağır cezalar ve inanılmaz bir takiple "Ödenir, kaçırılmaz" hale de getirmiş..

Bunca parayı toplayınca da, vatandaşına en iyi koşulları sağlayıp, onu refah devleti düzeyinde yaşatmayı da başarmış..

Anlatırken ne kolay geliyor insana değil mi?..

Hadi bu vergi sistemini Türkiye'ye getirip de koyun bakalım!..

Koymayı bir düşünün, Sevgili Sümer Oral bakanım.. Birbirinin tıpkısının aynisi yanyana iki daireden birisi 700 bin, öteki 50 bin dolar değer üzerinden vergi ödeyen ve maliyesi "Bu nasıl oluyor" diye düşünmeyen ülkenin bakanı..

SEVDİĞİM LAFLAR
Sevgisiz bir dünya içinde hiç umut yoktur.

Chung Fung Teng

BİZİM DUVAR
Bir eksiğimiz güreşte skandaldı, yaşasın o da oldu..Citius altius fortius deyyus

Hakan&Utku

Günaylı geceler..
Günay'a rastladım Ertekin'de.. Bodrum gecelerini kapayıp dönmüş..

"Çok iyiydi" dedi.. Bodrum'a da Günay gecelerini yaşatmışlar yaz boyu.. "Büyük yatırım yaptık.. Seneye inşallah, kar da ederiz" dedi..

İstanbul gecelerine bu hafta sonu Candan Erçetin ve Beyaz'la başlıyormuş..

"Daha şimdiden nerdeyse dolduk" dedi.. Eeee.. İstanbul Günay'ı özledi.. Kentte tek.. Nasıl özlenmesin..

"Sonra" dedim.. "Candan'dan sonra.."

Angela Dimitriu geliyormuş.. Şu sıralar Yunanistan'ın gözdesi.. Şarkıları liste sürüklüyor.. Yazın Bodrum Günay'daki galaları olay olmuştu.. Gidememiştim.. Kısmet İstanbulaymış..

TEBESSÜM

Fıkra Altuğ Burak'tan..
Cemal kızını okuması için İstanbul'a, Temel'in yanına göndermiş. Bir sene haber gelmeyince atlamış İstanbul'a Temel'in evine gitmiş. Bakmış ki kızı hamile..

Fena halde kızmış.. "Ben kızımı okusun diye yanına gönderiyorum, senin yaptığına bak?.." demiş. Temel "Senin kızın çok yaramaz" demiş.. "Hiç ders çalışmıyor beni çok kızdırıyordu. Eee!.. Koskoca kız.. Dövsen dövülmez ki..

Ada sahillerinde harika bir gün..
Aslında günün başlangıcı hiç de harika değildi..

Çocuklar karar vermişiz, hava iyi olursa, Ada'ya, Birtat'a balık yemeye gideceğiz.. Bir gün evvel bizim Şef sevgili Mustafa'ya telefon edip, "Gökte güneşi görürsen, masayı hazır et" diye..

Kalktık.. Şakır şakır bir yağmur.. Ama açacak gibi.. Telefon edip, vapur seferlerini öğreneceğim.. Bizim atv'nin teletekst servisinde bu numaralar var.. Açtım o sayfayı.. Çevirdim numarayı..

"Burası ev" diye bir yer çıktı.. Bu defa tv tam karşımda.. Çevirdiğim numara telefonun ekranında yazıyor. Bir daha kontrol ettim..

Gene ayni ev..
Yani atv, bir evin numarasını vermiş.. Demek benden başka arayan olmamış ki, adam şikayetçi değil.. Özür diledik tabii.. Başka televizyonları denedim. TRT'nin yazı servisinde Bostancı iskelesini buldum.. Şehir hatları ile ordan gideceğiz.. Çünkü belediye, bu halka hizmet için kurulmuş belediye, tatil günü Adalara deniz otobüsü seferini fiilen yapmıyor.. Sabahın körüne bir tane koymuşlar, bir de güneş battıktan sonra dönüş.. Dostlar alışverişte görsün diye..

Yahu koysana saat başı bir vapur da, vatandaş hava alsın.. Olmaz.. O zaman adı belediye olur..

Bostancı'ya gittik ki, tepem iyice attı.. O halktan esirgenen deniz otobüsleri dizi dizi yanyana iskeleye bağlanmış, nispet yapar gibi yatıyor.. Vatandaş alt alta, üst üste, Şehir hatları vapur kuyruğunda..

Biz de girdik kuyruğa.. Bir leş kokusu.. Adaya temiz hava almaya gidiyoruz.. Kusmak üzereyiz.. Şöyle bir baktım.. İskelenin bir yanından, künkle lağım boşalıyor.. Öte yanı tam çöplük.. Bir boklu dere iskelenin yanından denize dökülüyor.. Derenin tüm pislikleri, pet şişeler, kola kutuları, naylon torbalar, her türlü sebze, mevye artığı ve dereye akan lağımların tümü burada..

Bir yığın da turist var iskelede.. Prens adalarını görecekler..

İnsanda biraz utanma olur.. Ada'nın iskelesi böyle leş olur mu?..

Sydney'de 243 kilometre sahil, 243 kilometre plaj.. Biz hem de Ada'nın iskelesini leşlerin arasına bırakmışız..

Temizlik imandan gelir.. Bu İstanbul'da da en imanlı belediye var öyle mi?..

Bu iskeleden vapura binen elin gavuruna, Türkün ve müslümanın temiz olduğunu bir daha hayat boyu kimse anlatamaz..

Sonra vapur geldi.. Belediye'nin pırıl pırıl deniz otobüsleri, kenarda bomboş yatarken, biz "Vapur" denen bu leşe bindik..

Görüntü leş.. Koku leş..

Üniversite yıllarımın o unutulmaz vapurları nerde, bu pislikler nerde.. İt bağlasan durmaz, ama insanlar binmek zorunda.. Başka araç yok ki..

Oturduğumuz yerin üzerinde, çanta, paket koyduğumuz raflar vardı.. Onları bile sökmüşler.. Çivi yerleri kocaman kocaman duruyor..

Vapur pis..
Şehir hatları para kazanmıyor.. Kazanmayınca, koyvermişler ipin ucunu.. 1974'ün geri zekalı solcuları canına okudular vapurların..

Vapurlarda sınıf farkını kaldırmayı, solculuk sanan geri zekalılar.. Yahu, iş yapmak istiyorsan, ikinci sınıfın tahta koltuklarını da yumuşat, ama bırak fazla para vermek isteyen versin.. Sana ne? Birinci sınıfı, lüksü niye kaldırıyorsun?.. Haa.. Kalkar.. Şöyle kalkar.. Her yer lüks düzeyine gelir.. Getirirsin gücün yeterse..

Bizim ahmaklar tüm gemiyi ikinci sınıf yapmayı, devrim sandılar.. O gün bugün vapurlar iflah etmedi.. Yanımda oturanın ter kokusu, burnumun direğini kırıyor.. Vapur dökülüyor, ben Ada'ya varmak için dua ediyorum..

Sonunda vardık.. Ötesi, cumaya.. Bugün anlattığım çirkinliklere, güzellikleri karıştırmayalım daha iyi..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır