


Kahrolası hanede!..
Anarşist olup, isyan ettirecek kadar çok izleyicisi olan bir program, Show TV'de yayınlanıyor. Bu kanal bizim Sabah grubunun televizyonlarından birinde yayınlansaydı bile yine "insanı onursuzlaştıran rezil program..." diye yazardım.
İkramiye programı.
Aileyi hedefliyor.
Dede, nene, halalar, amcalar...
Anne, baba, çocuklar...
Gelinler, torunlar....
Ailede kim varsa katılıyorlar.
Başaran kazanıyor...
Bu yüzden ailenin en çok kendine güveneni, bilgilisi, beceriklisi katılıyor. Program tahrik bombası gibi... Hangi ailenin ocağına düşerse onu havaya uçuruyor.
Adı: Şans kapıyı çalınca!
Programın yapımcıları aileleri buluyorlar. Onlara başarılması çok zor bir oyun gösteriyorlar. Bu zor oyunu yapabilmeleri halinde otomobil, buzdolabı, mobilya takımı, çamaşır makinası gibi değeri birkaç milyarı bulan eşyalar kazandırıyorlar.
Masada 5 kibrit çöpü...
Dördü yanıyor...
Bir çöp yanmamış...
Yarışmacı anne, baba ya da ailenin genç oğlu, yanmakta olan kibrit çöplerini üfleyerek yanyana getirecek. Ve avucunu, dudaklarını, dilini, damağını, burun deliklerini öyle bir marifetle kullanarak üfleyecek ki, yanmayan kibrit çöpünü de yananların üstüne çıkartacak.
Aile günlerce çalışıyor...
Üfürüğü en becerikli aile ferdi yarışmacı olarak hazırlanıyor.
Bütün umutlar üfürükte!
Fakat ne mümkün!
***
Yarışma Show TV ekranından milyonlarca insana yayınlanıyor.
Bir aile yarışıyor.
Milyonlarca aile nefesini tutmuş...
Yarışan aileyle et-kemik olmuş...
Ve üfürerek kibritleri zamanında hizaya getiremeyen yarışmacı kaybediyor. Onu desteklemek için gelen ailenin bireyleri, umutları sönmüş olarak başlıyorlar ağlamaya...
Çocuklar, gözbebeklerinde yenilmişlik...
Anne yüzünün ışığında bitmişlik....
Dede, ölmeden ölmüş gibi...
Nine karalar bağlamış gibi...
Ağlıyor... Hıçıkırıyorlar...
Başaramadığı için "ailenin umudunu yıkan..." yarışmacı baba da başlıyor ağlamaya. Bunların hepsi de dar gelirli, kıt gelirli, az gelirli, beklentileri, arzuları, iştahları, sınıf atlama tutkuları yüksek fakat gelirleri çok düşük aileler...
Geçim derdine düşmüşler...
Kıvranıyorlar...
Yoksul insanın dramı...
Fakirliği aşamamış babanın hicranı... Osmanlı özdeyişinde; "Kahrolası hanede evlad-ü iyal..." sığınmasına benzer bir onursuzluğu kabullenerek; "Evde aş-ekmek bekleyen eşim ve çocuklarım olduğu için ben TV'de üfürükle cambazlık yapmaya kalkıyorum, beni anlayın" dercesine ağlıyor yenilmiş yoksul babalar.
***
İnsanın anarşist olası geliyor...
İsyan edesi geliyor ve "Kocaman bir ateş yakalım kağıt paralardan, tahvillerden, vasiyetnamelerden, vergi dosyalarından, kira kontratlarından ve borç senetlerinden ve herkes kendi cüzdanını da bu ateşin içine atsın..." diye bağırası geliyor. Yoksulların TV'de onurunu yarışa çıkardığı ülkede bankaların paraları "ahlaksız işadamı, ahlaksız siyasetçi, ahlaksız bürokrat"ların işbirliğiyle buharlaştırılıyor.
Ve ahlaksız işadamı...
Ahlaksız politikacı...
Ahlaksız bürokrat...
Zenginleşmiş oluyorlar.
İşadamı ile politikacının yaptığına maşa olan bürokratlar da tıpkı TV'den üfürük becerisiyle otomobil kazanmaya çalışan yıkık baba gibi; "Kahrolası hanede evlad-ü iyal var..." onursuzluğuna sığınıyor.
Ey yüksek bürokrat...
Ey Merkez Bankası eski Başkanı...
Merkez Bankası eski Bankacılık Dairesi Başkanı, Hazine eski Müsteşarı, eski Emniyet Müdürü, Hazine'nin banka yönetimindeki temsilcisi, üniversitedeki profesörler, eski general, eski kuvvet komutanları bankaların paraları hortumlanırken, sizler de yüksek maaşlarla yönetim kurulu üyelikleri yapıyordunuz.
Niçin sustunuz?
Niçin tepki göstermediniz?
Niçin isyan etmediniz?
Cevap buluyorlar...
Kahrolası hanede...