Adaleti, tek taraflı bencil bir tarifle yozlaştırmaktan daha büyük bir canavarlık olur mu? Olmaz!
Batı medeniyetini, Türk zihninde "Tek dişi kalmış canavar" kimliği ile yaşatmaya mahkum edecek ilkellik, adalet duygusunu yeni yüzyılda da kirletmeye devam mı edecek?
Umarız "bir sebep" bu felâketi önleyecektir.
Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komisyonu'nda bu ümidi uyandıran gelişmeler oldu.
Dün tartışılan "Türkiye Raporu"na Ermeni soykırımı iddialarını ekleme amaçlı önergeler tartışılırken iftiralar ve önyargılar vicdan süzgecine takılmaya başladı.
Yeşiller Grubu adına konuşan Fransız Daniel Marc Cohn-Bendit, günah çıkaracağını belirterek başladığı konuşmasında "Hata yapmışım. Önergemi geri çekmeye hazırım. Soykırım ifadelerinin rapora girmemesi doğru olacak" dedi.
Raportör Morillon "Amerikalı dostlarımız bir aptallık yapıyor diye onları izlememiz gerekmez" dedi. Türkiye Ermenileri Patriği Mutafyan'a kulak verilmesi gerektiğini hatırlattıktan sonra şöyle devam etti:
"Soykırımdan söz etmeye hakkımız yok. Eğer tarih bilincinden söz etmek istiyorsak, sömürgecilik, Kızılderililer ve Avustralya'daki yerliler gibi konularda önce kendimizi sorgulamalıyız.."
İngiliz Emma Nicholson "Türkiye ile ilgili tartışmalarda soykırım lâfının lugattan çıkartılması"nı istedi.
İtibarlı ve etkili Washington Post gazetesi de önceki gün sert eleştiriler ve uyarılar içeren geniş bir makaleye yer verdi. Gazete, seçim kaygılarına dayalı küçük hesaplarla Türk dostluğundan vazgeçmenin dar görüşlü bir aptallık olacağını yazdı.
Ermeni lobisi, soykırım tasarısının Temsilciler Meclisi'nde yarın oylanmasını sağlayabilir.
Tecrübeli bir hariciyeci olan ANAP milletvekili Kâmran İnan "Seçim telâşındaki Kongre üyelerinin gözü bu günlerde hiç bir şeyi görmez. Avrupa Parlamentosu'ndaki konuşmalardan onları haberdar etmek yararımıza olabilir" dedi.
Önümüzdeki 24 saat altın değerindedir.
Siyasetçilerimiz ve hariciyecilerimiz, Türkiye'yi iftiradan, adalet duygusunu da lekelenmekten kurtarmak için ne mümkünse yapsınlar..
Türkiye, gelişmiş 20 ülke arasında sayılıyor artık. Avrupa Birliği'ne ilerliyor.
Ama devletimiz bizi 22 Ekim'de evlerimize hapsedecek ve koyun sayar gibi teker teker sayacak.
Çağa meydan okuyan bir ilkellik değil mi?
Uygar dünyanın yarım yüzyıl önce terkettiği bir zulüm değil mi?
İlkellik kendinden ürer..
Bu sayım yöntemi, artık insan hakları ihlâlidir. Sayım şeklinden kaynaklanan haksızlık, sayımın sonuçlarını da kirletecektir.
Belediyeler, nüfuslarını çok göstermek için halka kimi yerde ödül vaad ediyor, kimi yerde tehdit ediyor.
Çünkü alacakları ödenek buna bağlı.
Halk, sırtından geçinenlere alıştı.
Ama bir tatil gününün gasp edilmesi?.
Bu kadarı çok fazla!