Özellikle genç okurlarım, "Sizin fikir yapınız nedir, daha çok tanımak istiyoruz" diyorlar.
Bunda hem, ille de bir kampa ait olunması gerektiği gibi yanlış bir alışkanlığın etkisi var... Hem de masum bir "tanıma bilme" ihtiyacının etkisi var...
Bu sebeple, biraz kendi düşüncelerimden söz etmeyi, okurlarıma duyduğum saygının zorunlu sonucu sayıyorum.
Türkiye'deki hiçbir siyasi akımla en küçük bir kan bağım yoktur.
Kan ve gönül bağımı koruduğum ve korumaktan gurur duyduğum tek varlık, Türkiye'dir.
Ülkemi seviyorum.
Hem de her haliyle...
Düşünceler, hayatın sürekli değişimine tabi olarak sürekli değişir.
Birçok insan gibi benim de, günlük düşüncelerim sürekli değişim ve akış içindedir.
Fakat temel yaklaşımım, ülkemizin, çağdaş, uygar, demokratik bir ülke haline gelmesi projesi ve kaçınılmazlığıdır.
Bunun yolunun da, despotizmden, baskıdan, toplumu kamplara ayırmaktan, insanların kandırılıp, depolitize edilmesinden değil, demokrasiden ve hukukun üstünlüğünden geçtiğine inanıyorum.
Ankara'daki zihinlerde, tam demokrasinin varolmadığını ve tam demokrasiye geçiş yolunda gerek eski kafaların gerekse mevcut siyasi yapının engeller oluşturduğunu düşünüyorum.
Bu engellerin aşılmasının yegane yolunun, "saydamlaşma"dan geçtiğini, gizli kapaklı oluşumları sadece siyasi berraklığın çözebileceğini düşünüyorum.
Bu siyasi reformun da, ancak ekonomik liberalizmden güç alabileceğini bildiğim için, devletin ekonomiden tamamen çekilmesi gerektiğini, "hukuk" tarafından denetim altında tutulan "piyasa ekonomisi" ile mümkün olduğuna inanıyorum.
Temcit pilavı gibi sadece askerlere veya "irtica yobazlığına" eleştiri yöneltmenin ve bu lüzumsuz saflaşmada yer almanın Türkiye'yi kurtaracağını sananlardan değilim, tam tersi bunun ülkenin düzlüğe çıkmasını geciktirdiğini düşünüyorum.
İnançlarıyla yaşayanlarla hiçbir meselem olmadığı ve olmayacağı gibi, ülkemin ordusu ve askerleriyle de hiçbir meselem yok ve olamaz.
Türk Silahlı Kuvvetleri, "benim" silahlı kuvvetlerimdir.
İnanan insanlar da benim insanlarımdır.
Ama hayat beni bir gün, hiç dilemem ve asla temenni etmem ama, "tank" ile "şeriat devleti" bayrakları arasında bırakırsa, hiç tereddüt etmeden tankların yanında yer alırım.
Askerin demokratik hayata müdahalesine karşıyım, darbelere zaten karşıyım.
Fakat, yobaz irticanın, toplumu karanlığa sürüklemesine de karşıyım.
Atatürk'ün çizdiği uygarlık stratejisinin doğru yol olduğunu, ancak Atatürk'ten sonra ülkeyi yönetenlerin Atatürkçülüğün içini boşalttıklarını düşünüyorum.
Ülkemizin tarihi çıkarının, Avrupa Birliği ile bütünleşmekte, küreselleşmeyi savunmakta, dünya ülkeleri ile "eşit ve onurlu" şartlarda "ortaklık" yürütmesinde yattığına inanıyorum.
Bunun için de, Ankara'nın gecikmeksizin, demokratik bir anayasa yapması gerektiğini, siyasal partiler ve seçim yasalarının demokratik biçimde değiştirilmesi gerektiğini, parti sultasının Türkiye'yi geriye götürdüğünü düşünüyorum.
Sosyalist değilim, sosyal faşizme ve faşizme karşıyım.
Demokratik ve sosyal devletçi, liberal sosyal demokrasiden yanayım.
Devletin, bireyin üzerinde durduğunu, hukuk devletinin oluşturulamadığını, yolsuzlukların, kapkaççılığın, sebepsiz zenginleşmelerin ve vurgunların ayyuka çıktığını ve bunun devletin birey üzerindeki hükümranlığından güç aldığını biliyorum.
Bunun çaresinin "şeffaflıkta" yattığını düşünüyorum.
Sistemi "esasta" eleştiriyorum.
Ama bunu yaparken, ülkeme olan sevgimi ve borcumu unutmuyorum.
Bu milletin okullarında beş kuruş harcamadan okudum, bu milletin ekmeği ve suyuysa büyüdüm.
Ülkeme ve milletime borcum var.
Bu borcumu, en küçük bir kişisel çıkar gütmeden, yukarıdaki düşüncelerim doğrultusunda, doğruyu savunarak, arayarak ve tartışarak ödemek zorunda olduğumu biliyorum.
Yüreğimde, ülkeme sevgi ve sadakat duygusu hakimdir.
Kişisel ekonomimde, hakedilmemiş tek kuruşa yer yoktur.
Sosyolojimde ise, karşılıklı güven ve dostluk kriteri esastır.
Aklım, bunları kavramıştır ama öğrenmeye ve daha fazla anlamaya da açıktır.
Bizim politikadaki temel sıkıntımızın son zamanlarda moda olan "takiyye" alışkanlığı ve samimiyetsizliğinden kaynaklandığını düşünüyorum.
Eğer mürteci takiyye yaparsa, Atatürkçü takiyye yaparsa, demokrat takiyye yaparsa, işadamı takiyye yaparsa, bürokrat takiyye yaparsa, gazeteci takiyye yaparsa, birbirimizi nasıl anlarız, ülkemizi yükseğe nasıl çıkartabiliriz?..
Samimiyet yegane ölçüdür!