kapat

09.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
AHMET TAN(tana@sabah.com.tr )


Buz yazısı!

Gazeteye yazmak ile buza yazmak ne kadar farklı ki? İkisi de uçuyor. Ne yazık ki milletin parasının uçmasına engel olamıyor. Yazı ile mazisi 25 yılı aşanlar biliyor. Ne bu kural değişti, ne de konular, hatta ne de failler.. Bu köşenin yazarı bir başka Yeğen'in devleti nasıl dolandırdığının ayrıntılarını haber yaparak, gazeteciliğe başlamıştı.

12 Mart sonrasında gazeteci olan birçok sakıncalı meslektaşı gibi mecburen başlamıştı.

"Amca" o sıralar Başbakan'dı.

Mesleğin ilk yılları, Amca'nın "Suç şahsidir. Binaenaleyh bizimle bir rabıta tesisi abesle iştigaldir" demeçlerini yazmakla geçti.

YİYEN YEĞEN
Yalnız "El elden" değil, "Yeğen de yeğenden üstündür!"

O yeğen, Allah'ı var, gözü peklikte, 'know how' ve yaratıcılıkta, bu yeğenden 41 gömlek daha üstündü. Onun soygununun ayrıntılarını izlemek, genç bir gazeteci için engin ve zengin bir mesleki deneyimdi. Hayali ihracat, Off-shore şirketi gibi kavramları, rahmetli Özal'dan çok önce Türkiye'nin gündemine sokmuştu. O dönem gazeteciliğe başlayanların yetişmesinde amcası kadar yeğenin de büyük payı var. Üç ton keresteyi, lüks İtalyan tipi mobilya diye yurtdışına satmış gibi gösteren o Yeğen, Güniz Sokak dahil her yerde aranıyor, bulanamıyordu.

Cilvegözü Sınır Kapısı'ndan yurtdışına kaçtığını, bir gece yarısı Hatay Valisi'ne doğrulattıran ve Cumhuriyet'in, sabaha karşı "1. sayfayı yıktırıp" manşete çektiren ve tüm ülkeye duyuran bu satırların yazarı olmuştu. (Yıl 1978)

O sıralarda şimdiki yeğen ilkokul öğrencisiydi. Abisinin maceralarını gazete manşetlerinden heceleyerek okuyordu:

- Yahya Kemal Demirel (evet, matematiğinin kuvvetli olacağını bildikleri için aile ona da bu göbek adını layık görmüştü) devleti 20 milyon dolandırırken Liechtenstein'daki hayali Off-shore şirketlerinde düzenlenen belgelerden yararlandı!

KONSERVE BANKA
O dönemde gazeteciliğe başlayanların mazisi çeyrek asrı geçti.

Bu arada sakıncaları kalktı. Ulusun egemenlik hakkını, 1 bölü 550 oranında kullanma yetkisine, vekaletine, hatta daha fazlasına bile sahip olanlar oldu. Ama yeğenlere engel olmanın yolunu bulamadılar. Tek silah yazı idi. Bu yüzden gazetecilik alışkanlığından vazgeçemediler.

İşte bu hükümetten çok önce bu köşede çıkan bir yazı. Sanki ikinci yeğenin kokusu hissedilerek yazılmış gibi. Mesut Yılmaz'ın Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde okuduğu 1960'lı yıllarda devrimci özdeyişler duvarlara asılırdı:

- Bir banka açmak, bir banka soymaktan daha az suç değildir. B. Brecht

O zamanlar fakültenin liberal Hür Düşünce Kulübu'nün üyesi olan Mesut Bey, belli ki, bu tür devrimci özdeyişlerden de etkilenmiş.

Banka alıp satanlarla bu kadar yakından ilgilenmesi bundan. Ama herhalde onu banka alışverişçileriyle çok yakından ilgilenmeye iten, mevduattaki devlet güvencesinin yüzde 100 olmasıdır.

Dünyada mevduata bankacılığı bu kadar gevşek tutan ve ortalıktaki tüm mevduata da yüzde 100 güvence sağlayan başka devlet var mı?

Hem, dünyanın hangi ciddi ülkesinde bu kadar kolay banka açılabiliyor?

Böylesine kolay banka alınıp satılabiliyor.

Bir kamu bankasından 1000 dolarlık bir teminat mektubu bile alamayacak birisi, siyasette bir yerlerde sırtını dayıyor. Ali'nin külahını Veli'ye ipotek etmiş gibi gösterip özel bir bankaya ortak oluyor.

Sonra punduna getirip hissesini büyüterek bankayı ele geçiriyor. Bol keseden mevduat faizi vererek doldurulan kasalara bağlanan hortumlardan, şahsın şirketine krediler akmaya başlıyor. Bankanın kasaları boşaldıkça, gelsin daha fazla ilan.. Nasıl olsa mevduatın yüzde 100'ü devlet güvencesinde!...

Şu sorulara yanıt bulmak gerek:

- Yüzde 100'lük devlet güvencesiyle aslında halkı korumak adına halkın birikimleri tehlikeye atılmış olmuyor mu? Ayrıca böyle bir güvenceyle kamu ve özel banka farkı devlet bankalarının zararına ortadan kaldırılmış olmuyor mu?

Bir başka can alıcı soru da şu:

- Bu yüzde 100'lük devlet güvencesi hangi hükümet hangi partiler zamanında verildi?

Yazının tarihi: 13 Kasım 1998..

TEMİZ TEMİZLİK
O tarihten neredeyse bir yıl sonra kurulan 57. Hükümet bürokraside temiz kalabilmeyi başarmış dar bir kadroyla ve dürüstün dürüstü eski bir polis bakanıyla geçmiş dönemlerin köşe bucağa sinen pisliklerini temizlemeye çalışıyor.

Bu temizlik belki yeterince hızlı değil. Zaten yeğenler ve yiyenler de bu yavaşlıktan yararlanıyor.

Dekor banka patlaması yaşanan o dönem, aynı zamanda dünyanın en çok kumarhanesinin de açıldığı dönem. Kumarhaneler kapatıldı. Ama bankaları kapatmak kolay değil. O dönemin sorumlusu olan partilerden birisini halk parlamento dışında bıraktı, Ötekisini de 5. partiliğe mahkum etti.

Bu partinin iktidara paydaş olabilmesi ise 4. partinin iç güveysinden bile hallice olmaması sayesinde mümkün oldu.

Yüzde 100 güvencenin faturası ortada.

Ama bu zarar aşılacak; yeğen gibilerden hesap sorulmasıyla , yüzde 100'lerin yarısının da altına düşen enflasyondaki başarıyla ve siyasette sağlanan yüzde 100'lük hükümet güvencesiyle aşılacak..

Köşe yazmayı buza yazı yazmaktan ayıracak olan da bu. Yoksa tüketilen mürekkebe ve ömürlere çok yazık olacak.

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır