kapat

09.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
SELAHATTİN DUMAN(sduman@sabah.com.tr )


Yerimiz dar ama ufkumuz geniş..

Bu satırları Paris'ten yazıyorum ve elinizde açık duran koca göbek sayfada yazımdan başka bir de ilanla başbaşa kaldığınızı biliyorum.. Yerimiz dar.. Spottan doğruca yazıya geçin..

Erdal Şafak ile Emre taaa İstanbul'dan arayıp ilanın müjdesini verdiler.. Müjdenin akçalı kısmı gazetenin kesesine yarıyor.. Beni ilgilendiren kısmı ise yazımın üçte bir oranında kısalacağı..

Söylediklerine göre Acıbadem Hastanesi'nin ilanını verenler "İlla ki Selahattin Duman nam yiğidin yazdığı gün koyasınız ilanı.." diye ricada bulunmuşlar..

***

Aslında bizim gazetenin ilan servisini yönetenler çok prensip sahibidir.. Gelen ilanlarla gazetenin içeriği arasında paralellik kurmaya özellikle dikkat ederler..

Temsil, ilan alırken "Köşe yazarlarının hareket alanına hasar vermeme" konusunda titizlenirler.. Prensip olarak bu tür taleplere karşı uyanıktırlar.. Lakin bir dayanakları daha vardır ki çok sıkıştıkları zaman o devreye girer.. O da "Peşin para en iyi prensipten daha iyidir.." kuralıdır.. Nitekim bizim başımıza gelen de bu olmuş..

Gülme işi sırayla..
Erdal Şafak arayıp da haber verdiğinde önce "Dert değil.." dedim ama aklımın bir köşesine de bugün komşu olduğumuz ilanın içeriği biraz takıldı.. Nasıl bir ilan olduğunu öğrenmek için sordum..

Erdal Ağabey "Acıbadem Hastanesi'nin ilanı.." dedi..

Eh! Hastane ilanıysa iyi.. Benim köşenin halleri ile ters düşecek bir görüntüsü olamaz..

Biz yandan yandan memleket meseleleri üzerine kaynatırken, Acıbademciler'in verdikleri ilanın göbeğine;

- "Ölmek isterseniz gelin, biz öldürelim.." türünden şeyler yazıp, hüzün saçacak halleri yok ya!

Mutlaka şefkatli, huzur verici lafların edildiği bir ilandır.. Üstelik Erdal Ağabey hastanenin çok sıkı bir yer olduğunu söyleyince içim daha da rahatladı..

***

Gerçi ben yazımın üçte bir oranında kısalmasına bozulmuş gibi yaptım.. "Merhamet kalmamış ben-i ademde.. Köşe yazarını severler Acıbadem'de.." diye, bir eyyam söylendim..

Aslında Erdal Şafak'ın bu lafları yediğini hiç zannetmiyorum.. Benimki adetten bir söylenme.. Yazı İşleri ile yazar arasındaki ilişkinin temel kuralı budur.. Yazar sürekli söylenecek, Yazı İşleri de içinden küfür etse dahi nazını çekecek..

Bütün gazetelerin yazı işleri bu konuda tecrübe kazanmış, sabrını imtihan etmiştir.. Yazarın nazını sonuna kadar çekerken "Birgün gülme sırasının kendilerine de geleceğini.." düşünürler..

O sözünü ettiğim "Gülme sırası" eninde sonunda gelir ki o da "Köşe yazarının kıçına tekmenin vurulduğu" andır.. Yaklaşık üç-dört gün sürer.. Yazı işlerinde kim varsa köşe yazarının nasıl atıldığını anlatır..

Öbürleri de ilk kez dinliyorlarmış gibi kahkahayı basarlar.. Normalde üç-dört gün tutan bu periyodun bazı hallerde haftayı aştığı görülür.. Söz konusu kovulacak ben olursam..

Adım gibi eminim ki üzerime türkü yakmak için yarışma bile açarlar.. Çünkü Yazı İşleri'ne zulüm yapma rekoru bendedir..

Paris'te iş bulduk..
Aramızda kalsın, bana endeksli ilan verilmesi işi çok da hoşuma gitti.. Demek ki böyle bir potansiyel var.. (Not: Döndükten sonra ilk işim taksitli borç istemek olacak..)

Hatta köşemin bir kısmını ilana açıp, başvuruları bizzat kabul edebilirim.. Kredi kartı kabul etmem ama taksit yapabilirim..

Zaten Kebapçı Mustafa "Abi beni bir yazsana.." deyip duruyordu, bir gün yazacağım umudunu taşıdığından garnitürü bol tutuyordu..

Uygulamaya geçersem Kebapçı Mustafa'dan başlayacağım.. Kebapçı deyip, dudak bükmeyin.. Bütün kebapçılar birbirine benzer ama Mustafa'nın bir tarzı var..

Koca İstanbul'da "Tabakları yıkamadan kullanan" tek kebapçı O'dur..

***

Paris'te ne aradığıma gelince.. Uluslararası çapta hazırlanan bir defile için çalışmaya geldim.. Evet! Tıpkı Çukurova'ya göçen mevsimlik pamuk işçileri gibi..

Dice Kayek'in Paris'te yapılacak defilesi için buradayım ve iki gündür atölyelerinde çalışıyorum..

Ece ve Ayşe Ege kardeşlerin bana verdikleri iş, mutfağı yönetmek.. Soyunup giyinen kızlara çay kahve yapmak..

Şimdilik para almıyorum ama mutfaktan sık sık çıkıp soyunan kızları seyretmeme de karışmıyorlar.. "Zurnacının karşısında limon yenmez.." hallerindeyim ama olsun.. Bu tür ödeşme benim de işime geliyor..

Sabredin; gördüğümü, işlediğimi bir bir yazacağım.. Bir defilenin perde arkasında neler oluyor, neler bitiyor, tek tek anlatacağım..

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır