
Adalet savaşı
Hukuk, ispat sorumluluğunu suçlayan tarafa yükler. Ama bu kural yazık ki Ermeni iddiaları karşısında bizi korumuyor.
Çünkü suçlamanın temeli hukuk değil siyaset. Hatta siyasetin terörle kirletilmiş şekli..
O nedenle uğradığımız haksızlıklar bizi, kendimize zarar verecek tepkilere sürüklememeli.
Çünkü komplo, Türkiye'yi uluslararası camiada mahkum etmeyi, ama bir yandan da bu haksızlığın doğuracağı isyan duygusuyla Türkiye'nin dünyaya küsüp içine kapanması ve kendi geleceğini kendi elleriyle tahrip etmesi taktiğine dayanmaktadır.
Bu tuzağa düşemeyiz.
Ama yürütülen tarih sahtekârlığının sürekli adaletsizlik üretmesine de seyirci kalamayız.
İhmal ve gafletle beslenen basiretsizlik meydanı karşı tarafa bırakmıştır. Yavaş yavaş uyanıyoruz ama korkarız ki bedeli olacak.
Bu bile bizi Ermeni yalanlarına karşı gerçekleri dünyaya gösterme konusundaki çabaları hızlandırmak uyanışından soğutmamalı.
Gerçeğin güneşi..
"Gerek Amerika'da, gerekse Avrupa'daki bazı ülkelerde oluşturulmaya çalışılan bilgi kirlenmesine dayalı gündemin, doğru, belgeli ve yansız bir bakış açısıyla değerlendirilmesi akıl ve vicdan sahibi her aydının görevidir.."
Bu ifadelerle başlayan mektubunda Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Prof. Dr. Sadık Tural, soykırım iddialarını çürüten belgeleri, yakın günlerde dizi halinde yayınlayacaklarını bildirdi.
Aynı çabalara üniversitelerin ve araştırmacı vakıfların katılması büyük önem taşıyor. İnternet'in iletişime sağladığı olanaklar, bu çabaların verimini arttıracaktır.
Yeni çıkan bir kitap (Osmanlı'dan Günümüze Ermeni Sorunu / Yeni Türkiye Yayınları) ABD Temsilciler Meclisi'nin karar toplantısında okunması gereken bir makale içeriyor.
Amerikan Louisville Üniversitesi tarih profesörü Justin McCarthy, Türkleri suçlamak amacıyla kullanılan "Bryce Raporu"nun "Ortadoğu'nun tarihi için değil, yalan propagandanın tarihi için güvenilir bir kaynak" olduğunu ortaya koyuyor.
İngiliz icadı öcü..
Amerikalı tarihçi, yüzyılın başında Türkleri hedef alan İngiliz propagandasının amacını şöyle değerlendiriyor:
"İngilizler, müttefikleri Fransa ve Rusya ile Orta Doğu'nun savaş sonrasında kendi aralarında paylaşılması için anlaşmışlardı. Dünyayı Osmanlı yönetiminin bir felâket olduğuna inandırmak, bu topraklarda Avrupa kolonileşmesini kolaylaştıracaktı.
Ancak İngiltere Rusya'daki Yahudi düşmanlığının müttefikler ile Amerika arasındaki ilişkileri bozacağından korkuyordu.. Manşetlerde Ruslarınkinden çok daha korkunç bir canavarı yaratmayı planladılar ve bu canavar da Osmanlılar oldu.."
Prof. McCarthy, soykırım iddialarına dayanak olarak kullanılan raporu, işte bu siyasetin bir hizmetkârı olarak dönemin Washington'daki İngiliz Büyükelçisi Viscount Bryce'ın yazdığını söylüyor ve Ermeni soykırımı iddialarının da delilden yoksun bir "savaş propagandası" olduğunu ispatlıyor.
Haksızlığa isyan yolunda sarfedeceğimiz enerjiyi, gerçeğe hizmet amacında kullanmak her zaman daha kazançlıdır.