'Ağırlığınca Altın' yarışmasının altın kalpli sunucusu... "İkinci Bahar"ın Secaattin'i... Ve MFÖ'nün Özkan'ı... 48 yaşında televizyon yıldızı olan Özkan Uğur, üzerine bir elbise gibi giydiği kimliklerini, geç kalmış şöhreti ve yüreğindeki "öğrenci" ruhunu anlattı... Anlatırken kimi kez altın kalpli sunucu oldu, kimi kez Secaattin...
* Yarışmalarda büyük ödüller dağıtan sunucular bir süre sonra halkın kahramanı ve kurtarıcısı gibi oluyorlar. Sizin kişiliğinize de böyle misyonlar yüklendi mi?
Tabii ki yükleniyor. Fakat benim elimde olmayan durumlar var. Ben sadece yardımcı olmaya çalışıyorum. Ve oradan insanların altınlarla gitmesini istiyorum. Altınları alamayıp yarışma dışı kalırlarsa inanın üzülüyorum.
* Siz aslında onların yanındasınız?
Evet onların yanında oluyorum.
* Gerçekten altın kalpli bir insan mısınız?
Evet kalbim inanılmaz temizdir. İyi niyetliyimdir, işimi ciddiye alırım. Yarışmada da kendime altın kalpli bir sunucu kimliği yarattım. Doğru cevaplar gelince seviniyorum. Kaybederse gerçekten üzülüyorum, kalbimden vuruluyorum. Ter basıyor, kaynar sular dökülüyor başımdan aşağıya. Mutluluk dağıtan bir insan olmak istiyorum.
* Dışarıdan bakıldığında da biraz sinirli ve agresif bir adam gibi görünüyorsunuz.
Dışarıdan öyle görünüyor galiba. Ben de bunu bazı insanlardan duyuyorum. Normal hayatımda çok neşeliyimdir. Belki hareketlerimden ve mimiklerimden dolayı bana kafalarında böyle bir imaj biçiyor olabilirler.
* Oyunculuk konusundaki yeteneğinizi ne zaman keşfettiniz?
Varmış ve patladı. Aslında şöyle gelişti; Fuat, Ferhan Şensoy'un bir oyununda müzikleri yapmıştı. 'Hem çalalım hem söyleyelim' dedik ve tiyatroya giriş o giriş. 500 oyun oynadık. Öyle bir an geldi ki artık bütün oyuncuların repliklerini ezbere biliyorduk. Bir oyuncu rahatsızlandığı zaman yerlerine geçip oynuyorduk. Beni sinemada keşfeden kişi ise "Eşkiya" filminde Yavuz Turgul'dur. O da benim "Mazeretim Var" klibindeki mimiklerimden etkilenmiş. Zaten yıllardır tiyatro içimde kalmıştır benim. Çocukken annemle babama beni konservatura vermeleri için çok yalvarmıştım ama olmamıştı. Kısmet bugüneymiş.
* "İkinci Bahar"daki Secaattin rolü başlangıçta bu kadar ağırlığı olan bir karakter değildi. Sizin yorumunuzdaki başarıyla öne çıktı. Başlangıçta böyle küçük bir rolü kabul etmenizdeki etken neydi?
Ben orada kendimi isim olarak görmedim. Esas duruşta girdim projeye. İşin içinde Uğur Yücel, Türkan Şoray, Şener Şen gibi önemli isimler vardı. Bu kişilerden çok şey öğrendiğime inanıyorum. Bir okul gibi görüyorum ben "İkinci Bahar"ı. Senaryo elime geldiğinde bir an önce alıp ezberleyip, dersime çalışıp, Samatya'ya öyle gidiyorum. Çekim 08:00'de ise ben 06:30'da gidiyorum Samatya'ya. Meydanı dolaşıyorum, esnafı ile konuşuyorum, Ali Haydar'ın dükkanının içine giriyorum. Yani bir aşkla gidiyorum oraya.
* Şener Şen ile Türkan Şoray sizi nasıl motive ediyorlar?
Yaklaşımları çok güzel. Geçenlerde filmi beraber izledik. Ali Haydar'la olan silah çekme sahnemde çok etkilendik. Bunu izledikten sonra hepimiz fena olduk, bir köşelere çekildik, sular içtik. Çok önemli bir sahneydi o. Yaşamak gerekiyor. O kişilerle çalışmak çok heyecanlı ve beni çok mutlu etti. Doğru adamlarla doğru işler yapmak gerçekten önemli. Rolümü nasıl yaptığımın farkında bile olmuyorum. O zabıta elbisesini giyince birdenbire bambaşka bir insan oluyorum.
* Canlandırdığınız kimliklerle Özkan'ın birbirine karıştığı ya da karıştırıldığı oluyor mu? Sizin kendi hayatınız nerede ve ne zaman başlıyor?
Yolda karşılaşıyoruz insanlarla, 'Ağırlığınca Altın' yarışmasından söz açtıkları zaman ben hemen oradaki sunucu oluyorum. Secaattin'den söz ediyorlar. 'Abi! Ablası kalp krizi geçirdi, Seco ne yapacak?' diyorlar. (Hemen burnundan konuşmaya başlıyor. Tıpkı Seco gibi.) 'Benim ablam kalp krizi geçirdi. Ali Haydar bunu yaptı ama biliyorsunuz ablam her zaman sevdiğim insandır, canım ablacığım benim. Ablam için yapmayacağım şey yoktur' diyorum. Bir örnek daha vereyim. Taksiye bindim, şoför arkadaş bana Eşkiya filmindeki rolüm için 'Abi senden hiç tahmin etmezdim bunu. Kardeşi ile insan bu hallere girer miydi? Ne biçim adamsın sen?' dedi. 'Ne yapayım? İçerde beni şişleyeceklerdi. Ayrıca bütün o planı da kadının anası yaptı' dedim. 'Ya! Ne kadınlar var bu dünyada' dedi ve sinirlenerek vitesi yükseltti.
İnsanlar hayatlarını paylaşıyorlar o karakterlerle. Ben o insanlarla çok iyi niyetle paylaşıyorum.
Şöyle isyan ettik, çok parasız günlerimiz oldu. Bizim esas çıkışımız Eurovision'da "Diday Diday Da" ile oldu. 1985'de de "Ele Güne Karşı" patladı. Geniş kitlelere ulaşmamızı sağladı. Sonra diğer albümler geldi. İyi ki de geç meşhur olmuşuz çünkü erken meşhur olsaydık belki de bugün bir arada olmazdık, dağılabilirdik. Gençken meşhur olsaydık olgunlaşmamış olacaktık, sen-ben kavgaları, kişilik çatışmaları başlayacaktı ve grubu devam ettiremeyecektik.
* Geç şöhret oldunuz, geç baba oldunuz...
10 sene önce evlendim. İkinci evliliğim. 5 yıl önce de baba oldum. Nasıl geç meşhur olduysak baba olurken de geç kaldık. Ama iyi bir şey bu. Daha olgunlaşmış oluyorsunuz, ayaklarınız yere daha bir basıyor. Genç yaşta baba olsaydım, o parasız dönemlerimde "Ev kirası ne oldu? Çocuk ne oldu?" gibi sorunlarımız olacaktı.
* Aslında her şey biraz geç mi geldi?
Evet geç geldi. Fakat her işte hayır vardır diyorum.
Şengül BALIKSIRTI