kapat

08.10.2000
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
Magazin
Sabah Künye
Ata Yatirim
Sofra
pandora
Bizim City
Sizinkiler
Rehber
Para Durumu
Hava Durumu
İstanbul
İşte İnsan
YeniBinyil
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
E-Posta

Turkport
1 N U M A R A
Sabah Kitap
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 2000
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Telsim
İLKER SARIER(isarier@sabah.com.tr )


Akrabalık duygusu

Süleyman Demirel, duygularını ele vermemekle ünlüdür.

Ne ki, yeğeni Murat Demirel'in merkezinde bulunduğu son Egebank hadisesi ile ilgili olarak Süleyman Bey'in duygularını, her zamankinden biraz daha fazla algılama şansına sahip olduk.

Demirel, esas olarak yeğenine "sahip çıkmayı" tercih etti.

Önce "masumiyet karinesini" dile getirdi daha sonra da sıkıntılı ve utangaç bir ifadeyle "Suç varsa elbet ceza da olacaktır" dedi.

Demirel'in, yeğeninin odağında bulunduğu "çirkin" olayla ilgili duyguları, düşünce sistematiği ve davranışı, analize muhtaçtır.

Çünkü, kendisi 40 yıldır "ülkenin yönetiminde" yer alıyor.

Bir şirketin yönetiminde değil, "ülkenin yönetiminde!"

Buradan biliyoruz ki, Demirel'in yaşattığı ya da yaşatması gereken en güçlü duygu, "ülke" ile ilgili duygulardır.

Ülkeyi yönetmek, ülke yararına düşünmek ve davranmak, baraj yapmak, demokrasiye hizmet etmek, toplumsal gelişmeyi projelendirmek, vs, vs...

Öyleyse Demirel konumundaki kişi için, hiçbir akrabalık veya hısımlık duygusu, ülke ile ilgili duygusunun önüne geçemez, geçmemelidir.

Kaldı ki, Murat Demirel, evlerden ırak, devasız bir hastalıktan yoğun bakıma alınmış da, amcası da akrabalık duyguları ile kendisine ziyaret ediyor değil...

Bu durumda, 40 yıldır bir ülkeyi yöneten ve yönetmeye aday bir "devlet adamı" için baskın olması gereken duygu, "amcalık" duygusu değil, ülke duygusudur.

Olayda, "ülke duygusu" ile "akrabalık duygusu" çeliştiğine göre, Demirel, birincisini tercih etmeli idi.

Suç işlediyse cezasını çeksin, diyerek kestirip atmalıydı.

Demirel, Murat'ın amcalığını, millet'in babalığına tercih etmemeliydi.

"Devlet adamı" sayıldığı için!

Gaz
Bakanlar Kurulu her öğlen kuru fasülye yemeye başlamış... Gaz yapmasından korkarım!

Kafa
Japonya'da 7.3 deprem oldu, bir kişi bile ölmedi. Demek ki sağlam kafa sağlam binada!..

Şarap
Teoman Hünal, 500 bin dolara şarap var, diyor... Bizim Güzel Marmara'ya değişmem!

'Babası bekar'
Prof. Dr. Tarık Minkari'nin yazısında bir fıkra okudum. Bayıldım.

Türkiye'de çok yaygın olarak kullanılan bir küfürü, inanılmaz bir nezaketle muhatabına aktarıyor.

Öyle bir nezaketle aktarıyor ki, küfürü yiyen ağzını açıp itiraz bile edemiyor.

İskoçyalı restorana gitmiş...

Yemiş içmiş, hesabı görmüş ama garsona çok az bahşiş bırakmış...

Garson dayanamayıp adama sormuş:

- Siz herhalde çok tutumlusunuz!

- Doğru, demiş adam...

- Galiba bekarsınız da...

- Bu da doğru!..

Garson bombayı patlatmış:

- Galiba sizin babanız da bekardı!..

Tribünlerde kendini tutamayıp, hakeme küfür eden seyircilere tavsiye edilecek türden bir üslup...

"Hakem bey, sizin babanız bekar mıydı?"

Eksik yorum
Hakkı Devrim, Radikal'deki sütununda ilgi çekici bir tasnife yer verdi.

Zaman, Yeni Şafak, Milli Gazete ve Akit isimli dinci gazetelerin, liberal ve özgürlükçü basından sık sık alıntı yaptıkları yazarların listesini yayınladı.

İki ayda, toplam 26 yazarın, 400'e yakın yazısını almışlar...

32 yazısı alınan bir yazar birinci sırada, 9 yazısı alınan bir yazar da son sırada...

İlginç bir çalışma fakat yorum eksik kalmış...

Hakkı Devrim, "Dinci basın, daha çoğunlukta olan laik basının ne düşündüğünü, ne yazdığını merak ediyor" diyor...

Hayır merak etmiyor. Merak, saf ve temiz bir duygudur.

Asıl bu odakların, yazısını aldıkları yazarlara uyguladıkları "muameleye" bakmak gerek.

Çünkü bazılarını "alkışlıyorlar", bazılarına da "dümdüz" gidiyorlar.

Kendi görüşlerinde olanlara "demokrat" yaftası asıyorlar, karşı olanları "din düşmanı" ilan ediyorlar! Asıl mesele budur!

Türkler ve balıklar
Bütün tartışmacıları kutluyorum. Tebriklerimi sunuyorum.

Çünkü Türkiye için en muhteşem, en önemli tartışma konusunu yaratmış bulunuyorlar.

Denizdeki balığı nasıl yakalamalıyız, nasıl yakalarsak günaha girmeyiz, nasıl yersek caizdir? Balıklar yakalanırken acı çeker mi, çekerlerse ne olur, çekmezlerse ne olur?

Eğer bu tartışmayı sağlam bitirirsek, umarım başka sorunumuz kalmayacak!

Fakat iki şeyi merak ediyorum: Bir, Türkler'in bu tartışması hakkında denizdeki balıklar ne düşünüyor?

İki, acaba yeterli derecede balık yemediğimiz için bu konuyu tartışıyoruz?

Siz de merak etmiyor musunuz?

Yazarlar sayfasina geri gitmek icin tiklayiniz.

Copyright © 2000, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır